| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 47 |
| Tarih: | 14.01.2026 |
SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüştüğümüz Trafik Kanunu'nda çeşitli değişiklikler öngören teklif saatlerdir dile getirildiği gibi tamamıyla bir cezalandırma, cezaları artırma mantığına dayanıyor. Çokça söylendi, aslında cezayla hiçbir yaraya, toplumun hiçbir derdine bir derman bugüne kadar bulunamamıştır, bununla da bulunamayacaktır çünkü bu yanıltıcı bir bakış açısıdır. Türkiye'de trafik kazaları, depremler, iş cinayetleri her yıl on binlerce can alıyor ve biz bunları hep bir ceza perspektifiyle düzenlemelere konu etmeye çalışıyoruz, tabii ki edemiyoruz çünkü diğer bütün meseleler gibi trafik de bir toplumun yaşamla, hukukla, birbiriyle kurduğu ilişkinin aynasıdır ve orada bir denge bozulmuşsa bunu yasa maddeleriyle, düzenlemelerle onarmak da mümkün değildir. Elbette cezalarla getirilen caydırıcılığın sınırlı bir etkisi olabilir ama işte, araçtan inmesin, ısrarlı takip yapmasın gibi düzenlemelerle bu işi ele almanın gerçekçi olmadığı da açıktır, sınırlı bir etki söz konusudur çünkü bütün mesele ne hızdır ne de bir kuralsızlık ya da sorumsuzluktur. Bununla ilişkili olarak, yaşam koşulları bile tek başına bakıldığında, motokuryeler örneğinde gördüğümüz gibi, buralarda bu sıkıntıları aşmadıkça, yarım saatte bir yere bir malzeme yetiştirmesi gereken bu gençlerin durumu göz önüne alındığında bile görüldüğü gibi hiçbir sorun çözülemez. Bu tabloyu yalnızca bu tür bir kuralsızlık perspektifiyle açıklayamayız; öncelikle bunu söylemek gerekir. Bu, bir ruh hâliyle de ilişkili bir durumdur ve bu ruh hâli sadece trafikte değil kadın cinayetlerinde, iş cinayetlerinde, üniversite kampüslerinde yaşanan katliamlarda, adliyelerdeki silahlı saldırılarda da karşımıza çıkıyor. Bir toplum huzurlu değilse, adalet duygusu zedelenmişse, hakikatle ilişkisi kopmuşsa hiçbir yasa tek başına orada bir düzen kuramaz, nitekim kuramıyor da.
Ayrıca, bütün bu meseleleri diğer büyük toplumsal meselelerle ayrı bir biçimde ele alamayız, bugün gündemimizde olan barış meselesinden ayrı bir biçimde ele alamayız. Biz, iki haftadır bu kanunu görüşürken bir yandan da Suriye'deki gelişmeleri izliyoruz. Tam bir barış ve demokrasi yönünde bir çözüme kavuşacağımızı düşünürken, Türkiye, Suriye'deki dengeleri gözeten, "Acaba orada nereye eklenirsem nasıl bir kazanım elde ederim?" diyen bir perspektifle, yeniden daha militarist bir çözüm, bir güvenlikçi anlayışa geri dönüş yapmış gibi görünüyor. Suriye haritasını önünüze koyduğunuzda göreceksiniz, bu haritada mahalle mahalle, il il değişen demografiler karşınıza çıkar. Farklı etnik ve mezhepsel temelde farklılaşan gruplar karşınıza çıkar, işte Aleviler, Türkmenler, Dürziler, Kürtler, Araplar. Burada birlikte yaşamanın bir tek koşulu vardır: Orada barışı öncelemek, orada IŞİD vahşet örgütlenmesine karşı elde edilmiş kazanımları öncelemek ve onların korunmasına yardımcı olmak. Türkiye'nin Türkiye'de de bölgede de barış için benimseyeceği perspektif bu olmak zorundadır. Öte türlüsü ne burada demokratik bir bir aradalığı sağlayabiliriz ne de bölgede bir düzen sağlayabiliriz. Bu tür eleştiriler getirildiğinde, son on yıldır Türkiye'nin de bölgenin de Avrupa'nın da yaşadığı temel şiddetin IŞİD kaynaklı olduğunu hatırlattığımızda ve AKP iktidarının bununla mücadelede etkin bir mücadele benimsemediğini söylediğimizde "Biz hep mücadele ettik." diyorsunuz. Oysaki baktığımızda, işte son on yılda Gaziantep'ten Hatay'a ve en son Yalova'ya kadar uzanan bu şiddet şehirlerin ortasında Yalova'da, Ankara'da, İstanbul'da, Bursa'da hücre evlerinin hâlâ hayatta olması elbette ki bir koruma perspektifini de bize gösteriyor. Başka türlü her gün övündüğünüz dünya liderliği, dünya devleti olmakla bu hücre evlerinin varlıkları açıklanamıyor. Bu düşmanlıktan vazgeçilmelidir, Kürtlerin kazanımlarını bir tehdit olarak görmekten vazgeçilmelidir. Rojava'daki kazanımların insanlık kazanımı olduğu akılda tutulmalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Yetmiyor Sayın Başkan.
BAŞKAN - Bitirin, buyurun.
SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Bu noktada hep bunu söylüyoruz, bunu söylemeye devam edeceğiz. Biz bunu dile getirdiğimizde bize yöneltilen bu ithamları asla kabul etmiyoruz.
Kürtler yüz yıldır inkâr ve asimilasyon politikaları karşısında hep enerjilerini siyaset alanına aktarmaya çalıştılar. Bu inkâr ve asimilasyon politikalarının yarattığı büyük itiraz bu kanala aktarılmamış olsaydı siz bölünmeyi ve parçalanmayı görmüş olurdunuz. Bizim Meclis grubumuz, bizi önceleyen parlamenter siyasetteki mücadele olmasaydı siz parçalanmayı ve bölünmeyi görmüş olurdunuz.
Biz bu toplumu bir arada tutmak için mücadele ediyoruz. Bu yeni bir mücadele de değil ve bunda ısrar ediyoruz. Bu ithamların hiçbirini kabul etmiyoruz. Bunlar sizin perspektifinizin eksikliğini, hamasetinizi ve aslında bir şuur yokluğunu gösteriyor.
TURAN YALDIR (Aksaray) - Hadi oradan!
SEVİLAY ÇELENK (Devamla) - Bu, bu kadardır. Böyle seslenmek de işte bu trafik kültürü gibi kültürünüzü açığa vuruyor.
Teşekkür ederim. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)