| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 47 |
| Tarih: | 14.01.2026 |
HAYDAR ALTINTAŞ (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Geçenki konuşmamda ikaz etmiştim, Meclis toplantı yeter sayısı ve karar yeter sayısı aramaktan yoruldu, kanun tasarılarını görüşemiyor. Hâlbuki Meclisi çalıştırmak iktidarın görevidir, bu görevini arkadaşlara hatırlatarak söze başlamak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, yarın Plan ve Bütçe Komisyonunda emekli maaşları görüşülecek; artık bu emekli maaşını görüşmekten Meclis de Komisyon da ve beklemekten de emekliler yoruldu. Bu emeklilerin maaşını artırıp amasız, fakatsız, insan haysiyetine yakışır oranda geçinebilecekleri parayı kendilerine vermekle mükellefiz, bunun altını çiziyorum.
Değerli milletvekilleri, dünya, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra çizilen sınırların ve kurulan kurumların artık sürdürülemez hâle geldiği yeni bir tarihsel eşikten geçiyor. 1648'de Vestfalya Barışı'yla şekillenen ulus devlet temelli siyasal düzen artık yıkılmaya doğru temas ediyor. 1944'te Bretton Woods Antlaşması'yla konulan küresel ekonomik düzen 1971 yılında ABD eliyle yıkıldı. Bugün bu düzen fiilen dağılmıştır; bu çözülmenin somut örnekleri dünyanın dört bir yanında görülmektedir. ABD'nin Venezuela'ya müdahalesi uluslararası hukukun artık caydırıcı bir denetim gücüne sahip olmadığını göstermektedir. Rusya'nın Ukrayna'ya saldırması da bunun örneklerinden biridir. İran'da devam eden toplumsal hareketlilik bölge rejimlerinin kırılganlığını açıkça ortaya koymaktadır. Suriye'de SDG ile yönetim arasındaki mücadele de buna örnek olanlardan biridir. Bu gerilim giderek derinleşmekte ve kaygı verici hale gelmektedir.
Bugün bizim temel problemimiz yalnızca güvenlik değil ekonomidir. Ekonomi güvenliğinin sağlanamadığı bir ülkede diğer güvenlik unsurlarının sağlanabilmesi mümkün değildir. Latin Amerika'da "MERCOSUR" diye bir anlaşma Avrupa Birliğiyle imzalandı. Bu birliğin, deneyimin gevşemesi küresel sistemde bütünleşmekten ziyade daha çok merkezli rekabetin güçlendirilmesini gösteriyor. Acaba bu anlaşmanın imzalanmasının Türk tarımına getireceği zararlar hakkında ilgililerin kafasında bir düşünce, bir eylem, bir karar var mı; bunu da buradan sormak istiyorum. Çin'in ekonomik yükselişini, ABD merkezli finansal modelin alternatifinin artık teorik değil pratik olduğunu da ayrıca ilave ediyoruz. Bütün bu gelişmeler tesadüfi değildir. Yerleşik güçlerin gerilediği, yükselen aktörlerin kendi çıkar alanlarını zorladığı yeni ve belirsiz çok kutuplu bir dönem içerisindeyiz. Türkiye de bu dönüşümün tam merkezinde durmaktadır ve bu değişime de hazırlıksız yakalanmaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu küresel kırılmanın ortasında en büyük test alanlarından birisi de iç düzenimizdir. Bugün Türkiye emekli aylıklarını tartışırken, emeklilere onuruyla haysiyetiyle yaşayacak bir maaşı veremezken başka bir gerçeğin altını da bir kere daha çizmek zorundayız. Bugün mesele sadece emekliye maaş meselesi değildir, sosyal güvenlik sistemimizin sürdürülebilirliği de artık hayati bir risk ve tehdit altındadır. Bu risk ve bu tehdit kötü uygulamalarınızın sonucu ortaya çıkmıştır. Bu mesele maaş meselesini aşmış durumdadır. Demografik dönüşüm de bir krize dönüşmektedir. Yeni sisteme girenler azalırken sistemden çıkanlar da hızla artmaktadır. Bu matematik bugünkü modelle sürdürülemez ve yaşatılamaz. Prim ödemesi yapmaksızın çalışan milyonlarca kişi aktif-pasif dengesini dramatik bir şekilde bozmakta, yük, kayıtlı çalışanların omzuna binmektedir. Fon yapısının kötü idare edilmesi büyük bir sorundur. Sosyal güvenlik fonları üretken alanlarda değerlendirilmediği için sistem kendi finansman kabiliyetini yaratamamaktadır. Bu model yalnız bütçe transferleriyle ayakta duramaz. 2025 yılında bütçeden SGK'ye 2,1 trilyon lira transfer yapılmıştır. Bugün emekli müessesesi sadece transferlerle yürütülecek bir durumdadır. İlerleyen zaman içerisinde bu miktar geometrik dizi artmaya devam edecektir. Eğer bu sorunu çözmezsek ne kadar zam yapacağımızın hiçbir önemi kalmamaktadır. Emeklilikte yaş, prim ödeme dengesi, kayıt dışıyla mücadele, fon yönetimi, istihdam politikası ve doğurganlık destekleriyle birlikte ele alınmadığı takdirde çok yakın bir gelecekte sosyal güvenlik sistemimiz tamamen çökecektir.
Son sözüm şudur: Dünya değişiyor, sistemler çöküyor, yeni düzenler kuruluyor, etrafımızda büyük dönüşümün ortasında sosyal devletimizi yıkıp kül etmeye değil yeniden inşa etmeye ihtiyacımız vardır, bu sorumluluk hepimizin omuzlarındadır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP, İYİ PARTİ ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)