GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:45
Tarih:08.01.2026

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Saygıdeğer milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye derin bir sefaletin pençesinde ne yazık ki ve halkın 30 milyonu maalesef açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Tabii, Türkiye'nin en temel problemi enflasyon ve konut enflasyonu, barınma enflasyonu dışında gıda enflasyonu da Türkiye'nin en başlıca sorunlarının en başında geliyor. Tabii, yıllardır, bu iktidarın tarımı korumadığını, çiftçiyi korumadığını, hayvan yetiştiricisini korumadığını biliyoruz, görüyoruz; rakamlarıyla, bilgileriyle, belgeleriyle birçok seferler burada paylaştık ve bunu tekrar konuşmaya, gündeme getirmeye devam edeceğiz.

Son darbeyi çiftçiye Mehmet Şimşek vurdu. Dedi ki: "Ben artık sana kredi falan vermiyorum. Niye vermiyorum?" Eskiden Ziraat Bankasından kredi vermek için bu kadar ağır şartlar yoktu orta yerde. Yani eğer sizin bir kredi borcunuz varsa diyordu ki: "Git, kredini yapılandır, bir miktarını öde. Gel, ben sana yeni kredi vereyim." Aynen kredi kartı borçluları gibi ne yazık ki çiftçimiz borcunu krediyle çevirmeye çalışıyordu. Yanı sıra SGK prim borcu varsa da "Önemli değil, ben sana kredi veririm, yeter ki ayakta dur." diyordu. Son alınan kararla, Resmî Gazete'de yayımlanan son kararnameyle, maalesef, artık bunlar ortadan kalktı yani çiftçinin herhangi bir kredi borcu varsa, bir SGK borcu varsa artık bir tek kuruş ne yazık ki kredi alma şansı yok; bu, korkunç bir karardır. Bakın, tarihe not düşmek için söylüyorum: Bu şartlar altında bu, çiftçinin ölüm fermanıdır. Niye? Söyleyeceğim; bakın, siz iktidara geldikten sonra, bir yıl sonra, 2004 yılında çiftçinin kredi borcu 5,3 milyar liraymış ve gayrisafi yurt içi hasıla 682,9 milyar liraymış. Bakın, bugün çiftçinin borcu 1 trilyon 130 milyar lirayı buldu, korkunç bir rakamdan bahsediyoruz. Diyeceksiniz ki "Eski para ile yeni para; enflasyon, faiz." Bir sürü şey söyleyeceksiniz. Gelin, ben size başka bir oranla bunun ne kadar vahim olduğunu anlatayım. Bakın, 2004 yılında çiftçinin kredi borcu 5,3 milyar lira, tarımsal gayrisafi yurt içi hasılası 54,3 milyar lira yani çiftçi kredilerinin tarımsal gayrisafi yurt içi hasılasına olan payı yüzde 9'larda. Bugün ne olmuş, biliyor musunuz? 1 trilyon 130 milyar lirayla tam yüzde 36-37'ye çıkmış. Çiftçi şu anda ciddi bir borç batağı içerisinde. Allah aşkına, sizin gücünüz çiftçiye mi yetiyor, başkalarına yetmiyor mu? Alın işte, Ziraat Bankasıyla ilgili yapılmış Sayıştay raporu; hiç buna dair bir yorum yapmadı iktidar yetkilileri. Bakın, 2024 yılının Sayıştay raporu elimizde, açıkça diyor ki "İstanbul Kurumsal şubesi tarafından iki firmaya kullandırılan kredilerin geri dönüşümü sağlanmamıştır." Peki, kim bu firma, söylemiyorsunuz. Ben size söyleyeyim: Demirören. Niye verdiniz bunu? "Git CNN'i al, git Hürriyet'i al." Orada sabahtan akşama iktidarın borazanlığını yapsın, muhalefete söylemediğini bırakmasın diye. Bakın, rakam da burada, tam 800 milyon dolar -bir daha söylüyorum- ödenmemiş bu kredi. Siz medya mensuplarına, büyük kartellere bu paraları vereceksiniz, yandaş medyalar türeteceksiniz, ondan sonra çiftçinin iki kuruş, üç kuruş devletten veya diğer bankalardan alacağı efendim, düşük faizli kredilere göz dikeceksiniz, bu şartlar altında çiftçinin ayakta kalması mümkün değil. Eğer böyle devam ederseniz Türk tarımına yeni bir darbeyle bu ülkede gıda enflasyonunu artıracaksınız, üretimi azaltacaksınız ve bu milletin sırtına yeni bir külfet yükleyeceksiniz; gelin bundan vazgeçin. Eğer becerebiliyorsanız gidin o 800 milyon dolarlık... Daha elimde rapor var, onlarca büyük şirketin kimisinden 2 milyar, kimisinden 3 milyar alınmamış, almamışsınız, yakasına yapışmamışsınız, gidin onların hesabını sorun. Ha, bir başka konu daha, Ziraat Bankasından Demirören'e bu krediyi kim verdi? Yönetim kurulu imzasıyla mı yoksa bir tek kişinin imzasıyla mı, bunun açıklanması lazım. Kim ve kimin talimatıyla, nasıl verildi?

Şimdi, gelelim bir başka konuya. İşiniz, gücünüz zaten çiftçiyi çökertmek. Bakın, TARİŞ'in beş yıllık 0,3 asit yemeklik zeytinyağı fiyatlarına bir baktım. Bakın, 2023 yılında TARİŞ 0,3 asitlik zeytinyağına demiş ki "295," fiyatı böyle açıklamış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkanım, bitireceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Çok özür dilerim.

Buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Estağfurullah.

Geçtiğimiz günlerde TARİŞ 2025 için fiyat açıkladı, dedi ki: "320 lira" fakat TARİŞ'e birisi telefon etti, bir bakanlık telefon etti, dedi ki: "320 lira veremezsin." "Niye?" "Çünkü zeytinyağı fiyatları yükselirse enflasyon yükselir, düşüreceksin fiyatları." Bunun üzerine TARİŞ rakamı revize etti, aşağı çekti, 290 lira açıkladı. Bir daha söylüyorum, 2023 yılında 295 lira verdiği zeytinyağına TARİŞ bu sene 290 lira verdi yani iki yıl öncesinin de altında bir fiyat verdi. Peki, iki yıl içerisinde tarımsal girdi maliyetleri ne kadar arttı? Zeytincilikte girdi maliyetleri ne kadar arttı? İnanılmaz bir artış söz konusu, yüzde 75'in üzerinde bir artış var. Bakın, bu kafayla, bu kredi anlayışıyla, bu çiftçinin yakasına yapışmayla siz tarımı da hayvancılığı da enflasyonu da hiçbir şekilde çözemezsiniz. Ha, sonradan öğrendik, Ticaret Bakanlığı yapmış, eğer doğru değilse Ticaret Bakanlığı açar, ben böyle bir talimat vermedim der.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Doğrudur, doğrudur.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Doğruysa bunun gerekçesini açıklar. Bendeki bilgi bu talimatın Ticaret Bakanlığı tarafından verildiği şeklinde.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Ona da Mehmet Şimşek söylemiştir.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Eğer Ticaret Bakanlığı bu talimatı vermediyse o zaman TARİŞ diyecek ki: Ben kendime göre yaptım. TARİŞ'in yakasına yapışacağız. İki sene önce zeytinyağına sen 295 lira verirken bu sene niye 290 lira veriyorsun, tarımsal girdi maliyetleri yüzde 75'in üzerinde artmışken? Ha, Ticaret Bakanlığı da niye düşürüyor biliyor musunuz? Enflasyonla mücadele etmek için. Allah aşkına, enflasyonla böyle mi mücadele edilir? Enflasyonda yatırım yaparsınız, istihdam üretirsiniz, üretim sağlarsınız, ihracat yaparsınız, "know-how" üretirsiniz, teknoloji üretirsiniz, ondan sonra katma değer sağlarsınız, ülke bir ekonomik katma değer kazanır. Garibanın yakasına yapışıp, onun sırtına vergi yükleyip, köylünün, çiftçinin yakasına yapışıp iki yıl önceki fiyattan daha düşük fiyat vererek enflasyonu düşüreceksiniz öyle mi? Mümkün değil. Bakın, iddiayla söylüyorum, tarihe not düşmek için söylüyorum, bu kafayla, önümüzdeki sene siz bu zeytinyağını da bulamayacaksınız ve çok daha yüksek paralara zeytinyağı satın almak zorunda kalacaksınız.

Peki, Bakanlıkların enflasyonla mücadelesinde başka ne tür modelleri var? Gelelim ilaca. Bakın, birkaç sefer burada söyledim, İrlanda gibi bir ülkenin üç tane eczacılık fakültesi var, 100 milyar dolardan fazla yıllık ilaç ihracatı var. Peki, biz geçen sene ne kadar para harcadık ilaca? 325 milyar lira. Harcadığımız bu paranın yüzde 40'ı yurt dışına gitti, ithalata. Türkiye'de ürettiğimiz ilacın yani yüzde 60'lık kısmının da yüzde 80'den fazlasının ham maddesi yine ithalata bağlı. Dolayısıyla ilaçta tamamen ithalata bağlıyız ve dünyada hiçbir ülkede, hiçbir ülkede ilaç fiyatı bir başka ülkenin para değerine endekslenmez; bir tek Türkiye var, Türkiye'de ilaç fiyatı euroya endekslenmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bitireceğim Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Niye? Çünkü ithal ediyorsunuz. Peki, euroyu yani euro fiyatını ilaçlara ne zaman uyguluyorsunuz? Bu sene ilk defa, ilk defa -çok önemli bir ayrıntıyı paylaşacağım sizinle- aralık ayına bıraktılar ve aralık ayında ilaç fiyatlarına yüzde 16,9'luk bir artış yaptılar ya da euro değeri üzerinden bir artış yaptılar.

Peki, başka ne yapacaklar? İşte, genelge burada, genelgede diyor ki: "Şubatta bir daha yapacağız." Niye aralık ayında yaptılar, biliyor musunuz? Bunun sebebi, ilacın fiyatındaki bu artışın enflasyona yansımaması. Peki, ikinciyi niye yapıyorlar? Çünkü artık ilaç ham maddesi bulamıyorlar. "Onu da bir sonraki seneye aktaralım da enflasyon biraz düşük görülsün. Enflasyon düşük olduktan sonra da ben memura, emekliye daha az para vereyim." Bakın, şeytanın aklına gelmez böyle bir ince uygulama.

Şimdi, birkaç gündür ilaç depolarıyla konuşuyorum, eczacılarla konuşuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Son bir dakika, istirham ediyorum.

BAŞKAN - Buyurun, devam edin, buyurun lütfen.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Piyasada olmayan çok sayıda ilaç var. Bakın, eczacılar ve ecza depoları kendi aralarında iletişim kurmuşlar: Elimde şu yok, elimde bu yok, efendim, kolesterol hapı yok, antibiyotik yok, göz damlası yok; yok, yok, yok. Niye, biliyor musunuz? Çünkü siz ilaca yapmanız gereken zammı "Aman enflasyona katkı olmasın." "Aman bu sayede ben asgari ücretliye, emekliye veyahut da memura daha fazla para vermeyeyim." diye şubata ertelediniz ve ondan dolayı şu anda hem üreticiler hem de ecza depoları diyor ki: "Ben şubat ayını bekleyeceğim, ürünümü piyasaya salmayacağım." Böyle bir kafayla siz ne sağlığı düzeltebilirsiniz ne tarımı düzeltebilirsiniz ne de enflasyonla başa çıkabilirsiniz. İddiayla söylüyorum, önümüzdeki sene hem tarımda hem enflasyonda bu ucube uygulamanızdan dolayı bu millet çok ağır bir bedel ödeyecek ama asıl bedeli siz sandıkta ödeyeceksiniz.

Son bir dakika daha verirseniz, istirham ediyorum, daha sonra uzatmayacağım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Bakın, Türkiye'nin her yerinden emekliler feryat ediyor, emekliler kan ağlıyor. Emekliler kendilerine reva görülen açlık sınırının neredeyse yarısı kadar olan bu emekli maaşına isyan ediyorlar. Leyla Hanım hekim olduğu için, meslektaşım olduğu için gayet iyi anlayacaktır. Bakın, yoğun bakım doktorlarıyla görüşüyorum. Hastanelere müracaat etmiş emeklilerin kanlarında protein seviyeleri düşük, niye? Et alamıyorlar, protein alamıyorlar. Bırakın beslenmeyi, barınma imkânları dahi yok. Allah aşkına, yeniden bu meseleyi görüşün, kalkıp da 1.000 lirayla, 2.000 lirayla bizim karşımıza gelmeyin. Net olarak söylüyoruz: İYİ Partinin tavrı son derece nettir. En düşük emekli maaşının asgari ücrete endekslenmesi lazım. Geliyorsanız asgari ücretle gelin, size destek verelim. Bunun dışında, eğer şu görüşülmekte olan kanuna yeni bir ek madde getirmeye kalkıp 1.000 lirayla, 1.500 lirayla emekliyi tatmin etmeye veya gözünü boyamaya çalışırsanız bizden bir destek alamayacaksınız.

Teşekkür ediyorum.