| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 44 |
| Tarih: | 07.01.2026 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.
Evet, üniversiteleri konuşuyoruz. Bilimsel araştırmaların, bilim üretiminin, eleştirel düşüncenin kurumları olan üniversiteler için akademik özgürlük, ifade özgürlüğü olmazsa olmaz ilk koşul. Tüm evrensel değerler açısından üniversiteler, bilimsel olarak özerk, demokratik kurumlar olarak inşa olmalılar çünkü bilim daima itaatsiz olana ihtiyaç duyar. Peki öyle mi? Bakın, bunun örneğini barış bildirisine imza atan akademisyenlerin durumunu konuşarak aslında bir turnusol kâğıdı gibi görebiliriz. "Bu suça ortak olmayacağız." bildirisinin 10'uncu yılı. Neydi bu bildiri? Sur, Cizre, Silopi gibi birçok kentte sokaklarda insanların infaz edildiği, ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı dönemde, bodrumda insanların yakıldığı dönemde bu üniversitelerde akademisyenler dediler ki: "Barış istiyoruz, bu şiddet son bulsun." ve 10'uncu yılındayız. 11 Ocak 2016'da aralarında yüzlerce üniversiteden 1.128 akademisyenin bulunduğu bilim insanları yaşanan ağır hak ihlallerine karşı barışın, yaşam hakkının ve sivillerin korunmasının savunulduğu bir bildiriye imza attılar. Bu metin açık ve yalın bir barış çağrısıydı ama AKP iktidarı Cumhurbaşkanıyla, Başbakanıyla bilim insanlarını hedef gösterdi ve akabinde olağanüstü hâl ilan edildi. En az 70 akademisyen o günlerde gözaltına alındı, 4'ü tutuklandı, akademisyenlerin kapılarına çarpı işareti konuldu. Bunun bu toplumsal hafızada ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz sanırım. Bütün bu süre boyunca hukuksal olarak hiçbir mekanizma doğru düzgün işlemedi. Anayasa Mahkemesi bir karar verdi, dedi ki: "Bu bildiriye imza atmak ifade özgürlüğüdür, akademik özgürlük suç değildir." Peki ne oldu? Tabii ki AYM'nin kararını ne Olağanüstü Hâl Komisyonu ne alt mahkemeler uyguladılar ve dosyalar hâlâ İstinafta, Danıştayda yıllarca bekletiliyor. Bugün, on yıl aradan sonra bakın durum ne, deniyor ya öyle "Akademisyenler görevlerine iade ediliyor." diye: 1.128 akademisyen bu metne imza attı, 400 küsur akademisyen ihraç oldu ve şu ana kadar görevine kesin olarak dönen sadece 5 kişi, sadece 5 kişi ve hâlâ birçok akademisyen hukuk mekanizmaları altında, bir de birbirine hiçbir şekilde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
ÖZGÜL SAKİ (Devamla) - Hâlâ eski basın açıklamaları, hiçbir şekilde suç koşulları oluşmayan açıklamalar, sendikaların ortak çağrıları, özetle barış suç sayıldı ve akademisyenler hâlâ hak arayışına devam ediyorlar. Dolayısıyla üniversitelerin düşünce, ifade ve akademik özgürlük meselesinde barış akademisyenlerinin bu durumuna sadece akademisyenlerin bireysel sorunları diye bakılamaz; bu, kolektif olarak hepimizin sorumluluğudur çünkü barış istemek suç değildir.
Biz de şimdi, savaşın yeniden kışkırtıldığı bu dönemde ne bu ülkedeki topraklarda ne Suriye'de savaş kışkırtıcılarına kaşı diyoruz ki: Bu suça ortak olmayacağız. O metin on yıl sonra tekrar çok güncel durumda. Tüm barış akademisyenlerini buradan saygıyla selamlıyorum ve suça ortak olmayanlarla birlikte kolektif mücadele ediyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)