GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:41
Tarih:23.12.2025

CHP GRUBU ADINA GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2026 bütçe görüşmelerinin hemen ardından bugün on birinci yargı paketini görüşüyoruz ancak daha en baştan, hiç lafı dolandırmadan şunu ifade etmek isterim: Alelacele önümüze getirilen bu teklif, Türkiye'nin içinde bulunduğu derin adalet krizini ne yazık ki çözmekten, ona bir çözüm üretmekten uzaktır. Aksine bu krizle yüzleşmek yerine onu yönetilebilir kılmayı hedefleyen bir anlayışın ürünüdür. Ve şunu merak ediyoruz: Acaba kaç yargı paketi daha görüşeceğiz? Türkiye'de sorun yargının yavaşlığı değil, sorun adaletin kime, ne zaman ve nasıl uygulandığıdır? Sorun kanunların eksikliği değil, hukukun seçici, eşitsiz ve siyasal biçimde işletilmesidir. Sorun teknik boşluklar değil, bilinçli siyasal tercihlerdir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, bugün, yine, sabaha operasyonla uyandı. Bu kez de hedefte Şile Belediyemiz vardı, 23 kişi hakkında gözaltı kararı verildi, 1 kişi zaten tutukluydu, 22 kişi de bu sabah gözaltına alındı. Bu tablo, artık bir istisna değil ne yazık ki, bu tablo iktidarın bir yönetim pratiği hâline gelmiş durumda. Soruşturma süreçlerinin yargısal gerekliliklerinden çok, siyasal takvimlere göre işletildiği, gözaltı ve tutuklamaların cezalandırmanın peşinen aracı hâline getirildiği bir dönemden geçiyoruz. Eğer bu yargı paketleri -ki bugün on birincisini konuşuyoruz- gerçekten hukuki reform iddiasıyla önümüze getiriliyorsa o hâlde tek bir temel hedefi olmak zorundadır: Türkiye, her sabah yeni operasyon haberleriyle uyanan bir ülke olmaktan derhâl kurtarılmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü adalet sabah baskınlarıyla kurulmaz, çünkü hukuk devleti gözdağıyla inşa edilmez, çünkü yargı siyasetin aparatı hâline getirildiğinde orada ne güven kalır ne adalet.

Değerli milletvekilleri, bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkında hazırlanan iddianame sıradan bir dava dosyası değildir. Bu dosya yargının nasıl sistematik biçimde siyasallaştığını görmek isteyen herkes için kurulmuş bir laboratuvardır. Bu laboratuvarda adalet aranmıyor âdeta deney yapılıyor. İstanbul halkının sandıkta koyduğu irade üzerinden test edilen de şudur: Sandıkla gelen yargı yoluyla durdurulabilir mi? Dosyaya gizli tanıklar dolduruluyor, yalan yanlış manşetler servis ediliyor, işe yaramayan deliller ayıklanıp çöpe atılıyor, sonra ortaya çıkan bu ne idiği belirsiz karışım "iddianame" etiketiyle kamuoyuna sunuluyor, iddianamede "Cumhurbaşkanı adayı olmak" diye bir suç icat ediliyor, kurultayımızda atılan "Özgür Başkan" sloganları suç unsuru gibi gösteriliyor, 15 gizli tanığın 5'i dosyadan buharlaşıyor, 560 milyar TL yolsuzluk iddiası manşet manşet servis ediliyor, şimdi aynı kaynaklar bu rakamlardan çark etmeye çalışıyor, "Bavullarda para var." deniyor, sonra "jammer" olduğu ortaya çıkıyor, 1.200 telefon iddiası dolaşıma sokuluyor, ardından bu iddiayı ortaya atanlar inkâr yarışına giriyor, Selim İmamoğlu'nun babası tarafından 772 milyon TL aldığı söyleniyor, meğer rakam 772 bin TL'ymiş. Biliyoruz, bu laboratuvarda amaç gerçeği ortaya çıkarmak değildir, hangi yalanın ne kadar süre ayakta kalacağı test edilmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Ve eğer bu deney İstanbul'da tutarsa asıl hedef bellidir, sandığı işlevsizleştirmek, muhalefeti topyekûn felç etmek.

Değerli milletvekilleri, bütün bu tablo bize neyi gösteriyor? Son zamanlarda yaşayan bir iktidarın yargıyı son siper olarak kullanma çabasını gösteriyor, bu çabanın ülkemize verdiği rakamlarsa ortadadır. Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde Türkiye 142 ülke içinde 117'nci sırada, başka bir uluslararası rapora göre 173 ülke içinde 148'inci sırada, Avrupa'da 45 ülke arasında sondan 2'nciyiz, OECD'nin 38 ülkesi içinde yargıya güven sıralamasında 36'ncıyız. 2010 yılında yüzde 59 olan yargıya güven bugün yüzde 33'e düşmüş durumda. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verilerine de bir bakalım: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bekleyen her 100 davanın 35'i Türkiye kaynaklı. 2024 yılında Türkiye'nin en çok mahkûm edildiği ihlal türleri neler? Adil yargılanma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı. Sonuç olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin en çok emsal karar verdiği ülke Türkiye. Bu tabloya bakıp hâlâ "Yargı reformu yaptık." diye ancak kendinizi kandırabilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, on birinci yargı paketi görüşmelerinde özellikle 27'nci maddeye dair önemli tartışmalar yürüttük. Komisyon aşamasında kardeşe, eşe, kadına, çocuklara yönelik kasten öldürme, cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı suçlarının bu düzenlemenin kapsamı dışına çıkarılması doğru bir adımdı. Şimdi Genel Kurul aşamasında deprem suçlarının faillerinin de bu düzenlemenin kapsamı dışında bırakılacak olması elbette yerinde olmuştur ama şunu açıkça söyleyelim: Eğer iktidarın arzuladığı gibi olsaydı, toplumsal ve siyasal muhalefet tamamen susturulmuş olsaydı belki bugün kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet ve istismar failleri de depremde on binlerce insanın ölümüne yol açan suçların failleri de örtülü bir afla dışarı çıkacaktı. Ancak bütün itirazlarımıza rağmen düzenleme hâlâ ciddi adaletsizlik barındırmakta çünkü bu hâliyle bile kadınlara yönelik kasten yaralama failleri bu örtük aftan yararlanabilecek. Şimdi, tek tek burada olay saymak istemiyoruz ama şunu hepiniz biliyorsunuz: Bu ülkede kadınları ağır biçimde yaralayıp cezaevine giren, ardından da kısa bir süre sonra tahliye olup çıkar çıkmaz o kadınları öldüren failler var. Ne hakkınız var öldürmeye varmamış yaralamaları affetmeye? Ne hakkınız var kadınların yaşam hakkını "Henüz ölmedi." diye pazarlık konusu yapmaya? Biz kadınlar bunu kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Deprem meselesine gelince deprem bölgesinden gelen acılı ailelerimiz de bugün bizlerle birlikteydi. Meclis önünde eylem yaparak, parkta nöbet tutarak durdular. Bir sevdiklerini yitirmiş bu insanların hakikat ve adalet mücadelesi önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

Değerli milletvekilleri, 10 Ekim 2015'te barış için Ankara Garı önünde toplanan 104 yurttaşımız IŞİD'in saldırısıyla bu ülkenin tam ortasında katledildi. Bugün 10 Ekim Gar davasında bir ara karar çıktı, mahkeme, ihbara rağmen işlem yapmayan Gaziantep Emniyetindeki polislerin akıbetini soracak. Bu önemlidir ancak yeterli değildir çünkü aileler hâlâ şunu soruyor: İhbar evrakını dosyaya eklemeyen yargı mensupları neden soruşturulmuyor, firari sanıklar hâlâ neden getirilemiyor? Bu sorulara yanıt vermek, saldırılar karşısında birbirine tutunarak mücadele eden ailelere borcumuzdur.

Değerli milletvekilleri, bu akşam asgari ücret, sefalet ücreti olarak açıklandı, 28.075 lira. "Uzaya gideceğiz." diyor iktidar, keşke gidilse seviniriz ama bu iktidar asgari ücretliyi marketin kapısından içeri giremez hâle getirdi. (CHP sıralarından alkışlar) Uzaya gitmeyi vadedenler, emekçiyi ekmek reyonunun karşısında hesap yapmaya mahkûm hâle getirdi. Yargı paketi getirirsiniz, asgari adalet vadetmez; asgari ücret belirlersiniz, temel ihtiyaçlara yetmez ama şunu iyi bilin: Sizi "Asgari değil insanca yaşam istiyoruz." diyenler gönderecek.

Bitirirken şunu da sormak istiyorum, değerli milletvekilleri, kanunu yapan bir irade bizzat kanunsuzluk yapabilir mi? Yapamaz değil mi? Peki, Meclis nasıl güvencesiz, kıdem tazminatı vermeden işçi çalıştırıyor? Bu uygulama dünyanın hiçbir parlamentosunda yoktur. Meclisin emeğin en temel güvencesini yok sayması açık bir hak ihlalidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.

GİZEM ÖZCAN (Devamla) - 2026 yılında Meclisimizin iş sonu tazminatsız danışman çalıştırma uygulamasına son vermek emeğe saygının gereğidir çünkü adalet önce Meclisten başlamak zorundadır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)