GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:41
Tarih:23.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Mecliste on birinci yargı paketini görüşüyoruz. Herkesin gözü bu paketteydi, sizler içeriye girip çıktıkça "Anlaşma oldu mu olmadı mı ne oldu?" diye bize telefonlar geliyor; insanların gözleri burada, bizi bekliyordu. Ama önce şu soruyu sormak lazım: Önce 10 tane yargı paketi geçti; ne oldu, ne değişti 10 tanesinde, bana söyler misiniz? Yani her paket geçti, her paket de "reform" diye sunuldu ama her paketin ardından Türkiye dünyada adalet endeksinde bir basamak daha aşağı indi yani demek ki bu reform olmuyor, "reform" diye sunduğunuz bu paket Türkiye'ye yaramıyor çünkü hiçbirinde adalet yok, hukuk güçlenmedi, hukuka, yargıya olan güven de artmadı; tam tersine, ülke biraz daha adaletsizliğe, hukuksuzluğa doğru sürüklendi.

Şimdi, ben burada bir şey söylüyorum, yazın: 2026'nın -fazla değil- ilk üç ayında on ikinci yargı paketi gelecek buraya.

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Ocak sonunda gelecek, ocak sonunda.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Bir ay sonra, ocak sonunda geliyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Yani ilk üç ayda. Niye getireceksiniz? Çünkü bugün görüştüğümüz bu paket toplumun adalet ihtiyacını karşılamıyor, adalet çığlığını dindirmiyor.

Sayın İdris Şahin biraz evvel KHK'lilerden bahsetti. Yahu, ben özel sektör temsilcisiyim bana diyorsun ki: "50 işçiden 1'ini sabıkalı çalıştıracaksın." Sen beraat etmiş veya hakkında kovuşturma açılmamış birisini KHK'li diye devlette işe geri almıyorsun, bana da mecbur tutuyorsun ama ben KHK'li alırsam...

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) - Yandın!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - ...o arada baskıya başlıyorsun, bu KHK'liyi çıkarmak için değişik yollardan baskıya başlıyorsun. Ya, insanları açlığa mahkûm etmek zulümdür, bunu 12 Eylül öncesi biz yaşadık, 12 Eylül sonrası yaşadık; 12 Eylülden sonra cezaevinden çıkan insanlara iş verenlere karşı bu Evren Hükûmeti tehditler savurmaya başlamıştı. Evren'e mi benzemeye çalışıyorsunuz yahu? (İYİ Parti ve CHP sıralarından alkışlar)

Yılbaşı öncesi cezaevlerini biraz daha boşaltmak için adı "yargı" olan ama yargıyla ilgisi olmayan maddelerin de doldurulduğu, aceleyle hazırlanmış, özensiz bir paket bu. Bakın, şimdi açık konuşayım size: Bu Meclise gelen yargı paketleri artık yargı dağıtmıyor, varsa bir yara ona bir pansuman yapmaya çalışıyor, o kadar ama mesele yara değil ki ya! Türkiye'de adalet sistemi kangren olmuş durumda ve bu kangren tüm Türkiye'yi kurumlarıyla birlikte sarıyor, çürütüyor. Kimse hukuktan, yargılanmaktan artık korkmuyor çünkü hiç kimsenin avukata ihtiyacı yok, herkes hâkim arıyor, hâkim. Telefon açtıracağı bir hâkim arıyor, avukata ihtiyaç yok; adaletin geldiği nokta bu maalesef. Tek çözüm var: Esaslı bir yargı reformu ama bu yargı reformu öyle 38 maddeyle olacak bir şey değil. Üzerinde emeği olan, çözümü olan, yere düşen yargıyı yeniden ayağa kaldıracak olan yeni bir sistem kurmak gerekiyor. Yargıda gerçek reform istiyorsanız bu, böyle yapılır.

Peki, sizin reform dediğiniz pakette ne var? Genel Kurula gelen ve yarım kalan Karayolları Kanunu'nda, araçlarından inip yol kesen bu şehir eşkıyaları vardı ya, onlarla ilgili madde vardı, onu almışsınız, o da İçişleri Bakanının burada bütçede verdiği sözle oldu yani bu, pakette yoktu çünkü Emniyet o eşkıyaları yakalıyor, mahkemeler serbest bırakıyordu. Mesela, zaman aşımına uğrayan genel sağlık sigortası primlerini affetmişsiniz, ya, zaten bunların birçoğu zaman aşımına uğradı yani burada ne tiyatrosu, hangi yargı reformu tiyatrosu yapılıyor, onu bilmiyorum.

Türkiye'nin yüzde 70'i yargıya güvenmiyor. Türkiye OECD de 38 ülke arasında yargıya güvende 36'ncı sırada yani sondan 2'nci. Son sırada kim var? Gittikçe yaklaşmaya çalıştığımız çeteler ülkesi Kolombiya var. Gerçekten yargıda reform yapmak istiyorsanız önce, yargı kurumlarının saygınlığını artırırsınız. Telefon talimatıyla karar veren hâkim ve savcılarla yargının saygınlığı dana da dibe çöker. Bakın, ben Silivri'de olan mahkemelerin tamamına gidiyorum. Ara veriliyor, orada bulunan herkes ne diyor biliyor musunuz? "Hâkim karar verecek." demiyor "Hâkim gelecek telefonu bekliyor, ona göre karar verecek." diyor. Böyle bir güvensizlik olur mu? Yargı mensubunun saygınlığı da aşağıya gitti. En üst yargı merci Anayasa Mahkemesi değil mi? Peki, Anayasa Mahkemesinin verdiği karar herkesi bağlar mı? Bağlar. Meclisi mi bağlar mı? Bağlar. Zaten o yüzden de bu tasarıda 9 tane Anayasa Mahkemesinden dönen kanunu yerine koymuşsunuz. Meclisi bağlayan bu Anayasa Mahkemesi kararı gelin görün ki Meclisi bağlıyor, Yargıtay 3. Ceza Dairesini bağlamıyor. Niye? Can Atalay'ın hakkında verilen hükmü Anayasa Mahkemesi hakkın iadesi olarak veriyor, milletvekilliğine iade ediyor, Yargıtay 3. Ceza Dairesi "Hayır, ben seni tanımam." diyor. Sayın Başkan, siz tanıyorsunuz, ben tanıyorum, Yargıtay 3. Ceza Dairesi Anayasa Mahkemesini tanımıyor. Bu garabet içerisinde hangi reformdan bahsedebilirsiniz siz?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Daire Başkanı taltif edilip Cumhuriyet Başsavcısı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Yargı reformu, hakikaten kurumlara çizgisini çeker, sınırlarını, hiyerarşisini bildirir, normali bu, kimse adliyelerde köşe başlarını tutmaz eğer gerçekten bir reform yapsaydınız. Mesela, kimi dosyalarda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kimilerine de yetkisi olmamasına rağmen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bakıyor. İstediğiniz kararı alamayacak diye, "Ankara bakmasın, İstanbul baksın." diye aklınız çıkıyor. Böyle bir şey olur mu ya! "Ankara'ya güvenmiyoruz, İstanbul'a daha çok güveniyoruz." Ankara'daki başsavcı değil mi? İstanbul'daki başsavcı da Ankara'daki ne?

TAHSİN OCAKLI (Rize) - Hâkim değiştirmeler, savcı değiştirmeler...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bakın, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adaletin ilk şartı eşitlik. Hukuk, kişiye göre değişirse adalet olmaktan çıkıyor bu. Ceza Muhakemesi Kanunu ne diyor? "Tutuklama bir istisnadır. Kaçma riski varsa, delil karartma ihtimali varsa uygulanır." Ama sizde nasıl? Kaçma şüphesi olanlar dışarıda, Fatih Altaylı içerde; verilen ceza dört sene iki ay, o gün biz de oradaydık yani cezaevinden tahliye, "Hayır, kaçma şüphesi var." Delilleri karartacak hâli yok, hüküm verildi ama aynı şekilde -hiç kimsenin kızına temenni etmem, benim de evlatlarım var- Kerem Kınık'ın kızı bir gencin ölümüne, bir kişinin yaralanmasına sebep oldu. Bir gün gözaltı, dört sene iki ay ceza aldı, bir gün ceza yatmadı. Ya, böyle bir şey olur mu? Birisini dört sene iki ayla yatırıyorsunuz, sekiz ay daha yatacak, öbürü bir gün nezarette kalıyor o kadar. Hollandalı uyuşturucu baronu vardı -Leijdekkers'di, öyle hatırlayacağım- Türkiye'deki faaliyetlerini yöneten adamlarını önce hapse attınız, sonra bir günlük tahliye verdiniz, hepsi kaçtı. Böyle adalet olur mu ya? Dünyanın en büyük uyuşturucu baronlarının Türkiye'deki adamlarını yakalıyorsunuz, ne film ne dümen dönüyorsa bir günlük tahliye ve adamlar kaçıyor, ondan sonra tekrar tutuklama talebi. Fatih Altay'lı ne yaptı üstelik ya? Adam yorum yaptı, yorum karşılığında da bir ceza verdiniz, o cezayı bile uygulamaktan aciz bir adalet sistemi karşısında reform olmaz. Eğer konuştuysam kanununa göre suçsuzum, bizim yargı sistemi öyle. "Biz seni şimdi cezalandıralım, sonra beraat edersen bir ara bakarız ama bir yat şöyle, bir on üç ay yat." Bu hukuk değil, bu adalet hiç değil.

Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık, hayatımda görmedim ben, hiç tanımıyorum, ismini tutuklandıktan sonra... Ya, adam kanser hastası arkadaş ya! Tayfun Kahraman var. Tayfun Kahraman tıp literatüründe çok az sayıda görülen, çok sık atak yapan bir MS hastası. Adamı orada Anayasa Mahkemesi kararına rağmen tutmaya devam ediyorsunuz. İkinci kararda Anayasa Mahkemesi de bu sefer "Hastanede yatsın." demeye başladı. Bunlar yapılacak işler değil.

Ekrem İmamoğlu iddianamesini okuduğumu söylemiştim, belli bir yere kadar geldim, iki bin üç yüz sene, iki bin dört yüz sene ceza aldı ama ben iddianameye baktım, hukukçu değilim ama iddianamede iddia yok, hepsinde hüküm içeriyor, hüküm gibi iddianame açıklanmış.

Ben bir şey daha söyleyeceğim size: Orada 3 mahkûm var, onların isimlerini söylemek istiyorum. Maaşından başka geliri, kredi kartı borcundan dolayı başka hiçbir şeyleri olmayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, ilk defa cezaevinde gördüm, tanımıyorum. Devletin verdiği koruma polisi Mustafa Akın, cezaevinde gördüm, bu adamın tek geliri maaşı, MASAK raporlarına göre maaşından başka kuruş hesabına girmemiş. Adı bile geçmeyen, İmamoğlu'nun şoförü var, Recep Cebeci. Onlar niye tutuklu? Neyin reformu bu? Bakın "Geleceği olumsuz etkilenmesin, kişilik özelliklerinden dolayı yeniden suç işlemeyeceği konusunda kanaat verildi." diye cezası iki ay beş güne düşürülüyor. Kimin, biliyor musunuz? Amasya Belediye Başkanlığı yapan Cafer Özdemir'in, 2009-2019 yılları arasında Belediye Başkanlığı yapmış. Sonra, o da yetmiyor, hükmün açıklanmasını geri bırakıyorsunuz. Demek ki sorun kanunlarda değil, kanun değiştirmeye gerek yok; sorun, yargının kime çalıştığıyla alakalı. Yargı sana mı çalışıyor, bana mı çalışıyor? Bunu düzeltirseniz bu işler ortadan kalkar. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Şimdi en tehlikeli yere geliyorum. Bakın, kamuoyunda "af paketi" diye anılan bu yargı reformunda milleti endişelendiren bir husus daha var. Cezaevlerinde umutla bekleyenler var, evet ama dışarıda korkuyla bekleyen on binlerce de kadın var. Cezaevleri boşalsın diye kasten öldürme ve cinsel suçlar hariç kadına şiddet suçları ve tehdit suçu işleyenleri salıyorsunuz. Unutmayın ki kadını koruyamayan devlet kendini de koruyamaz.

Daha beteri var. Bu paketi Millî Piyango gibi gören kimi mahkûmlar şimdi Telegram gruplarından yaralama, gasp, öldürme gibi suçlar için ilan vermeye başlamış. Bakın, bu Telegram gruplarından "Selamünaleyküm, yeni cezadan çıktım, iş varsa halledilir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Türkkan, lütfen tamamlayın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - "İzmir'in her yerinde mekân kurşunlama, mekân kundaklama, adam yaralama, infaz, adam kaldırma, adam dövme, not bırakma..." Bakın, bu kanunun getirdiği bir sıkıntı da bu.

Sorumluluk alkış toplamak değil doğruyu söylemektir. Yargıda reform istiyorsanız yargıyı yürütmenin emrinden kurtarın. Yürütme emir vererek yargıçlar karar verirse bu ülkede yargıdan bahsedemeyiz, kimse de yargıya güvenmez. Biraz evvel söylediğim gibi, avukat değil, hâkim tutmaya başlar.

Adliyeyi o çantacılardan kurtarın ya. (CHP sıralarından alkışlar) Adliyelerde çantacı dolaşıyor, hepsi de artık, toplumda tanınıyor. Adalet ayağa kalkarsa bu toplum ayağa kalkar.

Bir de şu uyuşturucu operasyonları var. Torbacıyı yakaladınız, torbacının sattıklarını yakaladınız. Ya, torbacı bu uyuşturucuyu kimden aldı, niye sormuyorsunuz? Niye? Oradan baronlara ulaşılacak. 4 ton, 7 ton gibi rakamlarla kokain yakalandı; kimin bu kokainler, o gemiler kimin, hâlâ bilen yok. Siz torbacıların verdiği isimlerle tavşana kaç, tazıya tut diyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bunu da biz yemeyiz, haberiniz olsun. (İYİ Parti, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)