| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 41 |
| Tarih: | 23.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Ben öncelikle zindanlardaki yoldaşlarımızı ve değerli halkımızı saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, iktidarın son zamanlarda getirdiği yargı paketlerinde hiç değişmeyen bir kural var: Kısmi iyileştirme getirdiği her hakkın karşısında bir hak ve özgürlüğü kısıtlanmaktan vazgeçmiyor. Başka bir şekilde ifade edecek olursak, iktidar hukukta da kaşıkla verdiğini maalesef kepçeyle alıyor, bu yargı paketinde de aynı kuralı devam ettirmiş. Misal verecek olursak, toplumdaki mağduriyetlerden biri olan Türk Ceza Kanunu'nun 158'inci maddesinde buna ilişkin 2 ayrı maddede düzenleme yaptığını iddia ediyor ama bunu yaparken bir yandan da mülkiyet hakkını sınırlıyor, mülkiyet hakkını müdahaleye açıyor. Hakaret suçlarını cezalandırma rejiminde bir yumuşamaya gittiğini belirtiyor ama aynı düzenlemeyle eşitlik ilkesini ihlal ediyor. İktidar her bir kısmi iyileştirmeye karşılık insanların temel hak ve hürriyetlerinden parça parça kopararak yargı paketleri getirmeye devam ediyor. Öyle görünüyor ki bizim, iktidara öncelikle şunu anlatmamız gerekiyor: Toplumsal adalet, hukuk ve haklar rejimi sıfır toplamlı bir oyun değildir. Bir hakkı hukuka dâhil ederken bir başka hakkı sırf sıfıra ulaşmak için o hakka saldırmak zorunda değilsiniz, o hakkı ortadan kaldırmak zorunda değilsiniz, toplumun bir kesimi faydalandığında diğer kesimini mahrum bırakmak zorunda da değilsiniz; hukuk böyle bir şey değil. İktidar bunun farkında olmayacak ki sürekli yurttaşları ayırıp duruyor, hak ve özgürlükleri çatıştırıp duruyor. Tam da bu bağlamda yargı paketinin içeriğine bakmak konuyu daha da açıklığa kavuşturacaktır.
Bakın, on birinci yargı paketinin ufku açık bir ayrımcılık barındırıyor, paket hem mevcut ayırımcılığı sürdürüyor hem de yeni ayrımcılık formları üretiyor. Bakın, 27'nci maddedeki Covid düzenlenmesi üzerinden siyasi tutsaklar ile adi tutuklular arasındaki ayrımcılık aynen devam ettiriliyor. Şu an hapishanelerde yüzlerce ağır hasta tutsak var, çoğunun otuz yılı dolmuş olmasına rağmen paralel mahkeme görevleri yürüten idare ve gözlem kurulularının kararlarıyla çoğunun infazı yakılıyor, maalesef ki zulüm devam ettiriyor. Daha birkaç gün önce infazı yakılan ağır hasta tutsak Mehmet Sait Yıldırım bunlardan sadece birisi. Mehmet Sait Yıldırım ve onun durumdaki politik tutsakları görmeyen herhangi bir yargı paketinin adalet getirmeyeceği açık ve nettir.
Paket, mevcut olanla da sınırlı kalmıyor, yeni ayrımcılık biçimlerini de ortaya çıkarıyor, hukuka dâhil ediyor. Örneğin, 16'ncı maddede, hakaret suçu düzenlemesinde yurttaşlar ile kamu görevlileri arasında ayırımcılık üretiyor. Oysa, hakaret suçunun kamu görevlilerine ayrı bir cezalandırma rejimiyle düzenlenmesi eşitlik ilkesinin açık bir ihlalidir. Yine, on birinci yargı paketinin başlıca arayışı otoriterleşmedir. Pakette toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin alanı daraltılıyor, internet yayınları sınırlanıyor, ifade özgürlüğü kısıtlanıyor.
Özetle söyleyecek olursak, on birinci yargı paketiyle birlikte topluma karşı iktidar mekanizması daha da baskın hâle getiriliyor. Hâl böyle olunca toplum ile hukuk arasında sürekli sürekli bir çatışma oluşuyor. Şimdi, elimizde çok açık bir veri var. Ne diyor? Son açıklanan istatistiklere göre, Türkiye cezaevlerindeki nüfusun toplam sayısı 35 kentin nüfusundan daha fazla. Yine, aynı istatistikler nisan ayından bu yana 30.500 kişinin tutuklanarak cezaevlerine gönderildiğini söylüyor.
Suç ve ceza dengesinin bu kadar yoğun bir şekilde bozulmasını elbette birçok sebeple açıklayabiliriz ancak ilk elden 2 ana sebebe odaklanmak gerekiyor. Birincisi, toplumda gelişen suça eğilim; ikincisi ise hukukun baştan sona yanlış inşa edilmiş olması. Toplumda gelişen suça eğilimi tetikleyen birçok faktör vardır. Bunların en başında yoksulluk geliyor, ayrımcılık geliyor, suçun yoksul mahallelere tahvil edilmesi stratejisi geliyor, uyuşturucu geliyor, ahlaki ve politik toplumdan, politik yeteneklerden yoksunluk geliyor. Dün daha 12 yaşında olan bir öğrenci okul müdürünü tüfekle vurdu. Bakın, okul müdürü ağır yaralı bir vaziyette. Bu çocuk ve benzeri yüzlercesini buna iten faktörler nedir, hiç düşündünüz mü, hiç bunu araştırdınız mı? Bütün bu örnekleri bireyle ilişkilendiren tekil suç psikolojisiyle açıklamamız elbette mümkün değil. Bunun birçok farklı sebebi var ancak benim burada özellikle değinmek istediğim esas konu hukukun yanlış inşa edilmiş olmasıdır. Türkiye'de cezaevlerinin bu kadar yoğun bir şekilde dolmuş olmasının da ana sebebi budur. Bir kere, hukuk sistemi insanca yaşamın olanaklarına uygun şekilde yapılmış değil. Hukuk sistemi, teorisi ve pratiğiyle bir bütün olarak otoriterleşmeyi ve iktidar yapısını korumayı başlıca amaç ediniyor. Yurttaşlar politik ve ahlaki birer özne olarak değil, bir kolektivitenin parçası olarak da değil, bağımsız ve izole edilmiş bireyler olarak tasarlanıyor. Bu hâliyle hukuk, bireyi toplumsal yapıdan, ahlak ve politika olanaklarından yoksun hâle getiriyor. Bu şekilde inşa edilmiş bir hukuk öznesi, karşılaştığı bütün sorunları ya suçla çözmeye çalışır ya da itaat eder çünkü ahlaki kurallarla işleyen bir toplumsal yapının parçası değildir. Oysa birey ve toplum ilişkisi yaşamsal derecede önemlidir. Bütün hukuk kuralları da buna göre yapılmak zorundadır. Hukukun birey merkezli kurgusu birçok sorunun da ana kaynağıdır. Bakın, bir asırdır toplum olarak yok sayılan Kürt halkının hukukta yaşadığı şey de tam olarak budur. Sanki bir Kürt ulusallığı yokmuş gibi; sanki Kürtler bir toplum olarak bir arada yaşamıyor, kendi dilleri, tarihleri, hafızaları, sosyal talepleri ve ihtiyaçları yokmuş gibi; sanki Kürtler de politik yaşama kendi iradeleriyle dâhil olamıyormuş gibi Kürtlüğü yok sayan, Kürt'e dair her şeyi bireye indirgeyen bir hukuk aklı ve mekanizması maalesef ki var.
Bakın, daha üç gün önce bu aklın bir ürünü, bir eksik akıl çıkıp şunu söyleyebildi: "Kürt halkı yoktur, Kürt ulusallığı yoktur, Kürt siyasal özneli yoktur." diye. Hâlâ çıkıp utanmadan yüz yıl önceki teraneyi tekrarlayabiliyor.(DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Buradan kendisine açıkça söyleyelim: Bu akıl bilsin ki sende zerreyimiskal kadar akıl da yoktur.(DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Bakın, Kürt halkı bir bütün olarak Orta Doğu coğrafyasının en politik toplumudur. O şahsa söylüyorum: Çık Van'ın "..."(*) mahallesine bir gel, orada bir gez. Van'ın "..."(*) mahallesindeki gençler siyasal öznellik nedir sana bir göstersin. Amed sokaklarına git, Amed sokaklarında karşılaştığın her bir birey siyasal öznelin ne olduğunu sana ders olarak anlatsın. Dön bir Rojava'ya bak, dünyaya politik toplum öncüllüğünü yapmak nedir Rojava'da sana göstersinler. Git bütün dünya entelektüellerine sor bakalım politik toplum modeli olarak hangi toplum örnek gösteriliyor sana orada onu anlatsınlar. Sonra bir de dön yüzün kalırsa kendine bak, bakalım ne görüyorsun? Politik Kürt aklı karşısında kocaman bir hiçlik.
Şunu herkesin görmesi lazım: Kürt halkı hem sosyolojik hem tarihsel bir gerçeklik hem de politik bir öznedir. Doğal olarak bütün kolektif nitelikler hukukla da tanımlanmak zorundadır. Sorun bireysel haklara sıkıştırılamaz, kolektif talepler bireyler ile bireyselliğe indirgenemez. Bu sebeple, Sayın Öcalan'ın bahsettiği bütüncül hukuk yaklaşımı hayati önemdedir. Bu bağlamda, Kürt halkının hukuka dâhil edildiği bir süreç olarak her türlü yasal ve anayasal düzenleme ve reform yapılmak zorundadır. Hukukun bu şekilde yeniden organize edilmesi demokratik entegrasyon sürecinin de en güçlü kaldıracı olacaktır. Bu aynı zamanda demokratik entegrasyonun mantıksal ve zorunlu bir ön şartıdır çünkü hukukla tanımadığınız yani yok saydığınız bir toplumun entegre olması da mümkün değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Uçar, lütfen tamamlayın.
ZÜLKÜF UÇAR (Devamla) - Teşekkür ederim.
Değerli milletvekilleri, ben sözlerimi bitirmeden önce, çok temel olan bir hukuki zorunluluğa daha değinmek istiyorum. Bakın, Selahattin Demirtaş hakkında verilmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire kararının üzerinden bir buçuk aydan fazla süre geçti ancak yoldaşlarımız hâlen tutsak. Uygulanan şey hukuk değil rejim olma stratejisidir, uygulanan şey esir tutma hukukudur. Bir an önce hukuka dönün diyoruz. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani kumpas davasından kaynaklı olarak esir tutulan bütün yoldaşlarımız derhâl özgür olmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)