| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 41 |
| Tarih: | 23.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; durmadan İnsan Hakları Eylem Planları, Yargı Reformu Strateji Belgeleri yayınlayan iktidar, 2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgesi'ni de açıkladı. Burada da çok büyük sözler kuruldu, büyük başlıklarla basına servis edildi ama biz bu filmi daha önce de gördük. 2009'da söylediler, 2015'te tekrar ettiler, 2019'da yeniden yazmaya çalıştılar, şimdi "2025, 2029" diyerek bir kez daha bu yargı reformunu ve bu reformlarla ilgili paketleri önümüze getirdiler. Bunun somut karşılığı olan, şu an konuşacağımız on birinci yargı paketini de "Türkiye'nin yüzyılı adaletin yüzyılı" iddiasıyla torba içine doldurup Meclise gönderdiler ancak ortada değişen hiçbir şey yok. Bir türlü anlamadıkları bir gerçek var, o da adalet paketlenip Meclise getirilebilecek bir torba ürün değil ve maalesef sloganla, sözle, vaatle de adalet kurulmuyor.
Bu teklifte icradan infaza, avukatlıktan internete, trafikten örgüt suçlarına, esnafın ekmek, simit fiyatlarından genel sağlık sigortası primlerine kadar birbiriyle alakasız birçok madde var ama hepsini birleştiren tek bir siyasi çizgi var, o da idarenin yetkisini genişlet, cezaları arttır, hak alanına daralt; şimdi de geldiğimiz nokta itibarıyla bu paketlerin tekrarını görüyoruz. Zamanım yettiğince bu paketten, torbadan çektiğim kimi maddeleri, bu anlayışı somutlamaya çalışacağım.
Bu maddeler de tıpkı diğer birçok pakette olduğu gibi Anayasa Mahkemesinin "Siz eşitliğe, adalete, hukuki öngörülebilirlik ilkelerine uygun yasa yapamıyorsunuz." deyip iptal ettiği Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararına dayanıyor. Ancak yine alışık olduğumuz gibi, bu iptal edilen Anayasa Mahkemesi kararlarında gerektiği gibi değişiklik yapılmadan, uygun düzenleme yapılmadan önümüze getirilmiş. Örneğin, 16'ncı madde hakaret suçunu huzurda ya da gıyapta nitelikli hâlini ön ödeme kapsamına alıyor ancak kamu görevlisi ise kapsam dışı bırakmaya devam ediyorsunuz. Fiil aynı, hukuki değer aynı ancak kimliğe bakarak ön ödemeyi birine verip diğerine vermiyorsunuz. Komisyonda mealen şöyle söylendi: "Yurttaşın onuru parasal, kamu görevlisinin onuruysa devlet meselesi." ama hangi kamu görevlilerinin? Kendilerinin suç işlediğini bildiği kamu görevlilerinin meselesi devlet meselesi. Yurttaşın haysiyeti kamu görevlisinden daha az mı diye soru sorduk, cevap yok, kapı duvar. Eşitlik meselesini yok sayan, ayrımcı yaklaşımı bu maddede de aynı şekilde sürdürmüşsünüz. Birçok pakette olduğu gibi kendi eliyle adaletsizlik yaratıyor sonra da bu adaletsizliği bir sonraki yargı paketiyle düzeltiyormuş gibi Meclise getiriyorsunuz. Bunun en çıplak, en tartışmalı, en beklentili hâle getirilen maddesi de Covid-19 diye bilinen 27'nci madde. Ne deniyor? İnfazda iyileştirme, daha önce yaratılmış adaletsizliği gideriyormuş gibi düzenleniyor. Peki, soruyorum: Gerçekten bu maddede eşitlik var mı? Hayır. Bu düzenleme kimin için iyileştirme, kimin için adalet, kimin için eşitlik? AKP bunu 3'üncü kezdir düzenleyerek getiriyor. 2020'de Covid-19 pandemisine rağmen siyasi mahpusları kapsam dışı bırakmış, adaleti ve toplumsal vicdanı o zaman da düşünmediği gibi bugün de düşünmemiş.
Komisyon aşamasında apar topar bir önerge getirildi. Kadına karşı alt soy, üst soy ve aile içerisinde öldürme fiili ya da çocuklara karşı istismar suçu kapsam dışı bırakıldı. Basına "Bir kişinin hassasiyeti dikkate alınarak..." diye yazıldı. Peki, bu kadar milletvekili var iktidar grubunun, hiçbirinizin hassasiyetine dokunmadı mı o birinin hassasiyetine dokunana kadar? Sadece bir kişinin hassasiyeti meselesi değil burada bizlerin, bilhassa kadınların, kadın örgütlerinin, muhalefetin ortaya koymuş olduğu ses ve baskıyla bu önerge kısmi olarak da getirilmiş oldu. Peki, soruyoruz: Yine, depremde çocuklarını, eşlerini, ailelerini kaybedenler kimin hassasiyeti? Bunu da yine konuşuyoruz, üzerine bir uzlaşı gerçekleşti, bu uzlaşıya uygun bir değişiklik önergesi bekliyoruz. Ancak bunun da değiştirilmesi yine ailelerin ısrarı, birçok ilden toplanan ailelerin Ankara'da, Meclis önünde yapmış oldukları eylemi, "Sesimizi duyan var mı?" diye çığlıkları, üç gündür yağmura çamura rağmen devam ettikleri adalet nöbetiyle ancak sağlanabildi. Demek ki mesele adalet değil. Demek ki mesele eşitlik hiç değil çünkü eşitlik herkes için, her konuda, her koşulda matematik hesabı yapmak da değildir; farklı muamele hâlini, farklı düzenleme hâlini, adalete uygun bir eşitlemedir gerçek anlamda eşitlik. Bunu, bizlerin "Siyasi mahpuslar burada neden yok?" "Ayrımcılık" söylemiyle bazı toplumsal vicdani meselelere dâhil edilmemesi konumuzu bir çelişki olarak ifade edenlere sormak gerekir. Burada bir çelişki değil, ilkeli bir ayrım; hukukilik, eşitlik ilkesinin bizzat varlık nedeni olan etik değerlere sadakat ve bağlılık gereğinin bir talebi söz konusudur çünkü ortada büyük bir mağduriyet, büyük bir telafisi olmayan bir zarar, devletin bile infaz yasalarıyla, burada biz vekillerin bile aşamayacağı bir vicdani sınır ve eşik vardır. Bu yüzden de devlet, bir yurttaşın başka bir yurttaşa yapmış olduğu suçu değil, gerçek anlamda infaz yetkisini etik ve hukuki olarak sınırsız olmayacak, kendisine karşı ya da tırnak içerisinde "anayasal suç, devlete karşı..." diye suç ifade ettiği ancak özünde kimlik, varlık ve inanç meselesi olarak ifade özgürlüğü kapsamında kalan siyasi mahpuslara dönük olarak ancak değerlendirip kullanabilir. Bu yetkisini kullanmamış olması ve ayırımcılık ortaya çıkarmış olması ama bir yandan da eşitlik diye söylemesi asıl çelişkinin ta kendisidir. Burada açıkça yaşanan ayırımcılığı, istisnai infaz rejimini; suçtan, cezadan infaza kadar, siyasi mahpuslara kadar muhaliflere, gazetecilere, siyasetçilere dönük ortaya çıkan bu infaz rejimini bir bütün olarak kabul etmiyoruz siyasi suç yaratma, siyasi kimliğe göre infaz rejimleri uygulanmasını kabul etmediğimiz gibi ve bir kez daha altını çiziyorum: İfade edilen, basına verilen demeçlerden azade, biz burada "Covid-19 maddesi tamamen çekilsin." üzerinden bir propaganda ya da bir siyaset uygulamıyoruz; tam tersine "Bu maddeyi getirerek hata üstüne hata, eşitsizlik üzerine eşitsizlik uyguladınız, bunda devam etmeyin." diyoruz, gerçekten adalet ve eşitlik sağlayabilecek bir düzenleme getirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Aslında asli olan ayrımcılık ise 2020'den bugüne kadar devam ettirilen bu ayrımcılıktaki ısrar, ne hukuku ne eşitliği ne devam eden barış iradesini desteklemekten yoksun bir paket olarak önümüzdedir.
Yine, paketin ya da teklifin 30 ve 32'nci maddeleri erişimin engellenmesi, içeriğin çıkarılması ya da bant aranmasının kademeli olarak mümkün kılınması düzenlemesi. "Önce sustur, engelle, sonra itiraz yolunu aç, alabilirse mahkeme kararından geri al, alamazsa hiçbir şekilde bir engelleme yok." bakış açısıyla kademeli olarak yasalaştırılıyor ancak biz bunun sansür rejiminin bir yansıma biçimi olacağı kaygılarımızı ilettik. 32'nci madde ne yapıyor biliyor musunuz? Bir internet sitesini, bir haberi ya da bir sosyal medya hesabını tek bir idari kararla erişime kapatabiliyor. Şu an bir formülasyon bulmaya çalışıyoruz "İdari karar olmazsa yargısal karar olur mu?" diye ancak bunun bile basın özgürlüğü kapsamında sakıncaları olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz ancak bu da yetmiyor yine ilgili düzenlemede. Bant daraltmayla o içeriği fiilen görünmez hâle getiriyor, yargı denetimi sonraya bırakılıyor. Bu yaklaşım 5561 sayılı Yasa'da kurulan sansür rejimini daha da sertleştirecek, daha da genişletilecek, daha daha belirsiz bir hâle getirecek. Hele ki Türkiye'nin basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü kapsamındaki siciline baktığımızda, sulh ceza hâkimliklerinin tutuklamadan erişim engeline ilişkin kararlarına baktığımızda meselenin kişilik haklarını korumaktan çok basın özgürlüğünü sansürle güçlendireceği yönüyle bu maddelere de şerhimiz açıktır.
Yine, paketin 21'inci maddesi ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi suçunu cebir ve tehdit aranmaksızın hukuka aykırı davranışı, tek başına, sınırsız, belirsiz, her türlü hareketi bunun içerisine, kapsama alacak bir şekilde düzenliyor. Bu düzenlemeyi de "Magandaları engellemek istiyoruz." diye getirdiniz. Biz buna karşı değiliz, sıkıntı yok; tam aksine, bu kanunun yaratacağı bir riski de belirtmeliyiz. Bir yürüyüş, bir protesto, bir oturma eylemi, bir açıklama, hatta karşıdan karşıya geçerken kısa süreli yolun kapatılmasını bile idarenin, mahkemelerin takdirine, keyfîliğine göre suç sayıp cezalandırabilecek bir meselede, hatta üç yıla kadar bir cezalandırma... Basit bir cezalandırmadan da bahsetmiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Lütfen tamamlayın.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Devamla) - Bunun daha en başından barışçıl gösteri hakkına bir engel olduğunu düşünüyoruz.
Ceza artırımı yapılan maddeler için tekrar ifade etmek gerekir ki bu ülkenin ihtiyacı olan daha fazla ceza artışı değil gerçek anlamda toplumsal sorunu çözecek, suçu ortadan kaldıracak eğitimde, adalette, kültürde, siyasalda, gençlik politikalarında, çocuk politikalarının tamamında bütünleyici, önleyici bir siyasetin, bir yargılama ve hukuk sisteminin kurulması meselesidir. Bu gerçek sorunları, cezaevi sorunlarını, siyasi mahpusların sorunlarını, uzun tutukluluk, adil yargılanma, tüm bu sorunları yok sayıp sadece meseleyi infazda gören rejimi ve yaklaşım biçimini kabul etmiyoruz. Hukuken değil, aynı zamanda toplumsal barış ve çözüm açısından da -açıkça hukuka aykırı- iradenin yok sayıldığını düşünüyoruz. O nedenle, seçici ve geçici düzenlemeler değil, gerçekten adalet ve infaz eşitliğinin sağlanacağı bir paket istiyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)