| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 41 |
| Tarih: | 23.12.2025 |
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün 23 Aralık 1930, tarihimizde Menemen Olayı olarak geçen acı bir hadise yaşanmıştı. Cumhuriyet karşıtlarının Menemen'de başlattıkları ayaklanmada Yedek Subay Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay ve yanındaki bekçiler şehit edilmişti. Şehit Öğretmen Kubilay'ı rahmet ve saygıyla anıyorum.
Biz İYİ Parti olarak, Ankara'ya kadar ulaşan, daha sonra Bursa'da görülen ve ondan önce de Kocaeli İzmit'te beliren insansız hava araçlarının nasıl bu kadar rahat dolaştığına dair bir araştırma önergesi verdik. Vermiş olduğumuz bu araştırma önergesiyle ilgili, AK PARTİ milletvekilinin konuşmasında bu önergeye karşılık şöyle bir ifadede bulunmuş olmasını biz kabul etmiyoruz, dedi ki Sayın Vekil: Biz nasıl olur da -yani bizi kastederek- orduda bir zafiyet varmış gibi algı yaratacak bir önergeyi verebilirmişiz. Arkadaşlar, kötü giden ekonomiyle ilgili önerge verdiğimizde aynı şeyi söylüyorsunuz, dış ilişkilerle ilgili bir sıkıntı olduğunda aynı şeyi söylüyorsunuz. Yani biz önergeleri bir zafiyet yaratmak için falan da vermiyoruz. Ya, bugüne kadar Savunma Bakanlığının bütçesine muhalefet etmesine rağmen "Evet." demiş bir partiyi bununla itham etmek sizlere hiç yakışmadı, yakışmaz da. Çıkıp burada, bu, insansız hava araçlarının nasıl olur da bu kadar kolay bu ülkenin semalarında dolaşabildiğini anlatmak yerine bu tür söylemlere yönelmek, verecek cevabı olmamanın ve bana göre mahcubiyetin bir göstergesidir.
Şimdi, tabii, bir başka zafiyet alanı, bir başka konuşulması gereken konu da bugün görüşeceğimiz yargı paketi. Ben şöyle başlayayım cümleye: Malum, son günlerin moda tabiri. Yani bu, on birinci yargı paketi, aslında "On birinci yargı paketi" de demeyelim bunun adına; gelin, şöyle bir isim koyalım: "On ikinci yargı paketinin ön sözü" ya da "Yapılacak olan on ikinci yargı paketinin ön hazırlığı" çünkü her getirdiğiniz yargı paketi, bir sonraki yargı paketinin kapısını aralıyor ve vatandaşta muazzam bir taleple karşılaşılıyor. Biz daha on birinci paketi konuşmaya başlamadık, şu anda bütün kamuoyunda on ikinci yargı paketinin ne olduğu, ne olacağı konuşuluyor çünkü yargı paketinin içinde yargının yapısal sorunlarını çözecek tek bir cümle yok; ne HSK'yle ilgili ne yargının kalitesini gösteren tutuklama sürelerinin adam edilmesiyle, düzeltilmesiyle ilgili tek bir söz yok.
Buradan ben bir çağrıda bulunayım: Malum, son günlerin moda tabiri, moda yaklaşımı. Bütün bu olan bitenlerden sonra acaba Cumhurbaşkanı, Adalet Bakanına bir ayar verecek mi? Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Yargı paketini görüşüyoruz, yargı paketinin içinde GSS primleriyle ilgili konu var. Ekmek fiyatlarını belirleyecek olan komisyonun toplanıp kaç kişi, nasıl karar vereceğiyle ilgili yargı paketinin içinde kanun maddesi var ya. Yani bu yasama kalitesinin ne kadar kötü, ne kadar düşük, ne kadar kalitesiz olduğunun çok net bir göstergesi; İç Tüzük'ün 23'üncü maddesi tamamen rafa kaldırılmış, mecbursunuz tali komisyonlara bunu göndermeye. Yani diyor ki: "Bu kanunları, bu kanun tekliflerini Adalet Komisyonunda değil, bunları Anayasa ve Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşün." ona da uymuyorsunuz. Bakın, milyonların dört gözle beklediği yargı paketi iki gün görüşüldü, sabah saat beşe kadar görüşüldü ve biz bundan kamuoyunu memnun edecek, tatmin edecek bir durum çıkmasını bekliyoruz. Torba kanun da aynı Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemi gibi hızlı, özensiz, milletin taleplerine cevap veremeyen bir durumla karşı karşıyayız.
Şimdi, bir yoksulluk verileriyle ilgili derin yoksulluk ağının son verileri paylaşıldı. Bütçe görüşmelerinde tabii en son Sayın Cevdet Yılmaz konuştuğu için biz üzerine çok yorum yapamadık. Mesela dedi ki: "İnanmıyorum; birisi gelsin, bana ispat etsin." İşte, bu 90 bin liralık yoksulluk sınırının böyle bir rakam olduğunu kabul etmiyoruz, bunun doğru olduğunu da kabul etmiyoruz dedi. Bakın ne diyor bu derin yoksulluk artık son...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kavuncu, lütfen tamamlayın.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - 108 aileyle saha görüşmesi yapmışlar. Yani bunlar böyle bir yorum değil, sahada yapılan çalışma. 108 hanenin 97'si gıda güvensizliği yaşıyor. 91 hane çocuklarına her gün okul beslenmesi koymakta zorlandığını ifade ediyor. 93 hanede çocukların okul masrafları karşılanamıyor, 22 çocuk örgün eğitimi bırakmış durumda yani artık yoksulluktan dolayı okula çocuklarını gönderemiyorlar. 15 yaş üstü olanların günlük ve güvencesiz işlerde çalıştığını görüyoruz. 108 hanenin 84'ü evsizlik korkusu yaşıyor. 51 hane de kirasını ödeyemediği için birden fazla kez ev değiştirmek zorunda kalmış. Bu liste, bu acı liste böyle, bu şekilde devam ediyor. Bakın, yoksulluk sınırına itiraz edeceğinize Türkiye'nin özeti olan bu fotoğrafı görün.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kavuncu, lütfen tamamlayın.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Peki, buradan, bu iklimden, bu ortamdan çıkan çocuklar nereye gidiyor? İşte, bu çocuklar mafyalara, çetelere gidiyor. Hadi okula gitti diyelim, orada da akran zorbalığıyla karşılaşıyor. Aile fertleri sanal kumara, uyuşturucuya nasıl kendini kaptırıyor sorularının tamamı burada. Yoksulluk meselesi değil, artık bu bir ekosistem meselesi olmuştur. Benim iktidara artık buradan çağrım, gözünüzü, kulağınızı ve yüreğinizi açmazsanız Türkiye'deki bu derin yoksulluğu göremezsiniz arkadaşlar.
Teşekkür ediyorum Başkanım.