GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:41
Tarih:23.12.2025

CHP GRUBU ADINA OKAN KONURALP (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tayyip Bey geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyma oranımızın yüzde 90'la Avrupa Konseyi üye ülkelerinin üzerinde olduğunu vurguladı anımsarsınız. Tayyip Bey'in bu yüzde 90'lık verisine atfen devam edersek, AİHM verilerine göre 2024'te aleyhine en fazla başvuru yapılan ülke Türkiye; dava başvuru sayısı 21.600. 2024 yılında Türkiye hakkında verilen 73 karardan 67'si İnsan Hakları Sözleşmesi'nin en az bir maddesinin ihlal edildiği tespitine dayanıyor. AİHM kararlarına göre Türkiye'de en fazla ihlal, özgürlük ve güvenlik hakkı, ifade ve basın özgürlüğü hakkı ve adil yargılanma hakkı alanlarında yaşanıyor. Özetle, Türkiye'nin AİHM tablosu böyle. Ezcümle, Tayyip Bey'in "AİHM kararlarına uyma oranımız yüzde 90." diyerek övünmeyi bırakıp neden Türkiye'den AİHM'ye bu kadar çok başvuru oluyor ve Türkiye'nin aleyhine neden bu kadar çok karar çıkıyor diye üzülmesi; ülkemizin başta ifade, düşünce ve basın özgürlüğü olmak üzere, özgürlük ve hak ihlalleriyle ilgili sorunlarıyla yüzleşmesi gerekiyor; üstelik, AİHM'den gelen Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararlarına uyulmamış olmasının ayıbı da ortadayken.

Bu girişi neden yaptım? Değerli milletvekilleri, TCK 217'de bir suç tanımı var. Madde, özetle, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak, halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak şeklinde. Yüzlerce bağımsız, tarafsız gerçek gazeteci bu maddeye atfen suçlanıyor, gözaltına alınıyor ve hatta tutuklanıyor. Üstelik, bu kararların Anayasa Mahkemesinden, oradan olmasa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden gazeteci arkadaşlarımızın lehine döneceğini, gazeteci arkadaşlarımızın aklanacağını siz de biliyorsunuz. Peki, sizin suç algınıza göre sormak gerekirse kayıtsız şartsız AK PARTİ iktidarını destekleyen ve kendilerini "gazeteci" olarak nitelendiren kişiler arasında, örneğin, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu işleyen tek bir kişi yok mu? Bu hazretlerinizin sözlerinde, yazılarında, manşetlerinde yalan, dezenformasyon, itibarsızlaştırma, iftira hiç mi yok? Var ve siz de biliyorsunuz olduğunu ve var olduğunu bildiğiniz hâlde susuyorsunuz. Önemli bir hadisişeriften mülhem "Yanlışları elinizle, dilinizle düzeltmiyorsunuz, kalbinizle buğuz da etmiyorsunuz." Neden bunları söylüyorum? Örneğin Anayasa Mahkemesi Merdan Yanardağ'ın Öcalan'la ilgili Tele1'e yaptığı açıklamalarda şiddet çağrısında bulunmadığına, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının da ihlal edildiğine hükmetti fakat siz yüksek mahkemenin bozduğu yerel mahkeme kararını da alkışlamıştınız. Şimdi, Merdan Yanardağ bir başka suçlamayla cezaevinde ve dişiyle tırnağıyla kurduğu, büyüttüğü Tele1'e de kayyım atadınız. Merdan'a yöneltilen suçlama casusluk; oysaki Merdan Yanardağ, FETÖ terör örgütünün hedefinde olmuş, Ergenekon kumpas davalarında aylarca hapis yatmış ama FETÖ'nün karşısında geri adım atmamış bir gazeteciydi. (CHP sıralarından alkışlar) Ve şimdi siz ve sizin bağımsız yargınız FETÖ'nün diz çöktüremediği Yanardağ'a diz çöktürmeye, bir nevi FETÖ'nün tamamlayamadığını tamamlamaya çalışıyorsunuz. Bu büyük yanlıştan kurtarmalısınız kendinizi.

Bir diğer örnek Fatih Altaylı. Kendisine Tayyip Beyi tehdit suçundan hapis cezası verildi. Altaylı'ya verilen ceza da bir çifte standart örneği. İşinize gelince yazılarına, değerlendirmelerine sığındığınız kimi tarihçiler, yazarlar, hukukçular Altaylı'nın lehine mütalaa verdiği hâlde kendisi hakkında hüküm tesis edildi. "Biz vermedik, bağımsız yargı verdi." diyorsunuz ama bu tür yargı kararlarını savunmaktan da geri durmuyorsunuz çünkü "bağımsız" dediğiniz yargı pek çok tartışmalı davada kararlarını hukuki içtihatlara göre değil Tayyip Bey'in ve yakın çevresinin arzularına ve beklentilerine göre veriyor. Gizli tanık ifadelerine dayanan mesnetsiz suçlamalarla gazetecilere gözdağı veriliyor, iktidarınıza yakın medya kuruluşları aracılığıyla masumiyet karinesi ayaklar altına alınıyor.

Bir başka örnek gazeteci Enver Aysever. Aysever, sağcılara ve sağcılığa karşı fikir ve ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün sınırları içinde kalan eleştirilerde bulundu ve mevcut hukuk rejimi tahammül edemediği eleştirileri halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama olarak kabul etti, Aysever'i tutukladı. Aysever'in sözlerinden sağcıların aşağılandığı, birilerinin tahrik olduğu sonucu çıkartmak ve kendisini tutuklamak sadece hukuki değil ahlaki olarak da büyük bir garabettir ve bu tahrik olma hâli ya da birilerinin tahrik olabileceğinden duyulan sözde endişe psikolojik bir semptomdur, mutlaka tedavisi gerekir.(CHP sıralarından alkışlar) Sizi içinde bulunduğunuz bu sağlıksız durumdan kurtaracak en güçlü ilaç ise başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere tüm özgürlük haklarının engelsiz kullanımının sağlanmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Konuralp, lütfen tamamlayın.

OKAN KONURALP (Devamla) - Dolayısıyla, hakikatinizi bastırmayın, hastalığınızla yüzleşin ve size iyi gelecek özgürlük ilaçlarını kullanmayı daha fazla ertelemeyin diyor, önergemize destek vererek tedavinize başlamanızı diliyor, 2026 yılının barış ve tüm sorunlardan kurtulma yılı olması umuduyla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(CHP sıralarından alkışlar)