GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:40
Tarih:22.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Libya tezkeresi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Grubumuzun genel yaklaşımını biraz önce Milletvekilimiz Hasan Karal Bey ana hatları itibarıyla sizlerle paylaştı. Ben burada önce Akdeniz'in önemini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. 2021 yılının Ekim ayından bu tarafa değerli arkadaşlar, maalesef Akdeniz'de henüz bir NAVTEX ilan edilemedi. Yani Akdeniz'de hidrokarbon yataklarının varlığı ortada, Akdeniz'in önemi ortada ve Akdeniz'de biz bayrak göstermez isek 2026 yılının 1 Ocağı itibarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında Avrupa birliğine üye yapılan Güney Kıbrıs Rum cumhuriyetinin bir anlamda Akdeniz'deki etkinliğinin artmasına sebep olabilirız. Dolayısıyla, bu dönemi doğru bir şekilde geçirmek zorundayız, bunu ifade etmek istiyorum.

Şimdi, Terörsüz Türkiye olarak bilinen daha sonra Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak adını değiştiren ve şu anda da hâlihazırda çalışmalarına devam eden süreçle ilgili kanaatlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle, istirhamım şudur: Herkes bir rahatlasın, bir geri adım atsın ve herkes şunun farkına varsın ki dünyada bu tür meselelerle uğraşan tek ülke biz değiliz; gelişmiş ülkeler, geri kalmış ülkeler, Afrika ülkeleri, her birinin bir şekilde bu tür meselelerle karşı karşıya kaldığı gerçeğini bilmek zorundayız, İspanya, İngiltere, Kolombiya, Sri Lanka, Nepal, Filipinler, birçok ülkeyi sayabiliriz. Dolayısıyla bu sürecin sadece bizim karşı karşıya kaldığımız bir süreç olmadığı gerçeğine uyanalım.

İkincisi, bu meseleyi tartışırken herkes ama herkes önce öz güven sahibi olmalı, ikincisi, empati yapabilmeyi başarmalı ve herkes bir karşısındakinin yerine kendisini koyarak hareket etmeli, ona göre süreci takip etmeye çalışmalı.

Değerli arkadaşlar, Türk'üyle, Kürt'üyle, bütün renkleriyle yani kendimizi aslında bütün renkler olarak şöyle 784 bin kilometrekarenin yukarısına bir çekelim, etrafımıza bir bakalım, hep beraber bakalım, aynı vatanın evlatlarıyız ve baktığımızda, Karadeniz'deki Rusya-Ukrayna savaşının oluşturduğu gerilimi görüyoruz, Akdeniz'de biraz önce saymaya çalıştığım gerilimlerin ne tür sonuçlar doğurma potansiyeli olduğunu görüyoruz, aynı zamanda, Arktik'te, buzullarda erime neticesinde ticaret yollarının yeni şekil alacağı durumu da biliyoruz. Kalkınma Yolu Projesi gibi, Zengezur Projesi gibi, bin bir türlü ticaret yollarının, IMEC Projesi gibi, işte Bir Kuşak Bir Yol projesi gibi, artık dönemin ticaret yollarına evrildiğini görüyoruz ve bu çerçeve içerisinde dünyanın yeniden şekillendiği "Çok taraflı mı olsun, çok kutuplu mu olsun?" tartışmalarının yapıldığı bir ortamda biz ülke olarak önümüze bakabilmek ve sorunlarımızı kendi irademizle çözebilecek formülleri geliştirmek zorundayız. Çok açık, herkes bunu kabul eder; aklı başındaki herkes devletlerin terörle mücadelede asla bir zafiyet gösteremeyeceğini ama üzerinden bir elli yıla yakın, yarım asra yakın bir dönem geçtiyse de bunun sadece güvenlik teorileriyle çözülemeyeceğini bilmesi gerekir. Dolayısıyla olaya daha geniş perspektiften bakılabilmelidir diye burada ifade etmek istiyorum. Bugün konuştuğumuz mesele, şu an dile getirdiğim konu sadece salt bir siyasi gündem olmanın ötesinde hem tarihimizi hem bugünümüzü hem de geleceğimizi şekillendiren bir meseledir yani Türkiye'nin uzun yıllardır taşıdığı, ötelenmiş, ağır bedeller üretilmiş, toplumsal hafızada derin izler bırakmış bir meselenin şiddeti dışlayarak ve siyaseti merkeze alarak çözüme kavuşturulup kavuşturulamayacağını aslında konuşuyoruz. Bizler Saadet Partisi olarak şiddetin tüm biçimiyle reddedildiği, çözüm arayışlarının siyasal zeminde yürütüldüğü bir yaklaşımı her zaman destekledik, bugün de aynı şekilde destekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu tür tarihsel sorunlar ancak seçim döngülerinin ötesine geçen -altını çizerek söylüyorum- ikincisi, geniş toplumsal rızaya dayanan ve süreklilik arz eden bir siyasal akılla ele alındığında bir sonuç doğurabilir. Aksi takdirde, süreç, güven ilişkisini zedeleyen ve ayrışmayı derinleştiren bir işlev görür ve biz, Cumhuriyetimizin 2'nci yüzyılında Meclis olarak önemli bir sorumluluğumuz var, bu sorumluluğumuzu mutlaka ortaya koymalı ve üzerimize düşeni yapmalıyız.

Değerli arkadaşlar, izninizle şunu da ifade etmek istiyorum: Tabii, bizim yöntemlere dair tercih farklılığımız irade eksikliğinden kaynaklanmıyor. Biz, çözümün kalıcı ve toplum tarafından sahiplenilen bir zeminde ilerlemesi yönünde farklı bir bakış açısı ortaya koyduğumuzu buradan ifade etmek istiyorum. Şunları ifade ederek toparlayacağım. Her vatandaşımız gibi Kürtlerin kendisini her açıdan güvende hissettiği bir Türkiye, yalnızca Türkiye'de yaşayanlar için değil bölgedeki tüm Kürt insanlarımız, vatandaşlarımız, kardeşlerimiz için istikrar üreten bir merkez hâline dönüşebilir. Büyük Türkiye ideali, büyük olmak biraz önce saydığım o geniş perspektiften baktığınızda fikrî, ahlaki, siyasal ve toplumsal derinlik iddiasını beraberinde getirir ve hak ve hukukun işlediği bir Türkiye, kapsayıcı ve güven veren bir ortak gelecek inşasını ancak başarabiliri de ifade etmek istiyorum.

Şimdi, tabii, farklı notlarım var ama süremin geri kalan kısmını şöyle ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar: Bendeniz, 2020 yılının Aralık ayında Millî Gazete'deki yayımladığım köşe yazısında "PKK tasfiye mi ediliyor?" diye bir manşetle bir köşe yazısı paylaşmıştım, 2020 yılının Aralık ayında. Ve bu yazıda şunu ifade etmiştim: "Şurası artık çok açık; bölge ülkeleri ve halklar artık terörden yoruldu. Sürekli gerginlik ve çatışma ortamından bıktı. İnsanlar on yıllardır devam eden öngörülemezlik girdabından bir an önce çıkmak istiyor. Son olarak şunu ifade edebiliriz; PKK’nın tasfiyesi aslında hakların zihinlerinde çoktan başladı. Bu süreç fiili tasfiyeyi de beraberinde getirecektir. Çünkü silah bir iletişim aracı değildir, olamaz. Bölgesel barışın inşası için bu bölgedeki bütün terör örgütlerinin tasfiyesi veya silah bırakmaları mutlaka temin edilmelidir. Bunu yapacak olan da başta bölge ülkelerinin ortaya koyacakları iradedir. Bu süreç işletilirken araya küresel güçler alınmamalıdır." demiştim 2020 Aralık ayında.

Şimdi farklı bir şey ifade etmek istiyorum, bu mesajlardan sonra, değerli arkadaşlar, şu anda hâlihazırda açık kaynaklardan ulaşabileceğiniz bir belge göstermek istiyorum size, Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Kürt Enstitüsü diye bir enstitü var, Tel Aviv Üniversitesinde şu anda ve bu Tel Aviv Üniversitesinde Profesör Ofra Bengio tarafından yürütülen bir program var ve bu programı aslında bölgedeki yeni dizaynların yapılabilmesi adına İsrail'in mutfak çalışması olarak değerlendirebiliriz. Oradaki ifadeyi okuyorum -burada siz de çok rahatlıkla altındaki gelişmeleri, açıklamaları okuyabilirsiniz- diyor ki: "Birçok ulus devlet arasında bölünmüş ve karmaşık bir jeopolitik manzaranın kalbinde yer alan Kürtler dünyanın en büyük devletsiz etnik grubunu oluşturmaktadır. Son yıllarda Orta Doğu'da dikkate alınması gereken bir siyasi güç olarak önemleri giderek artmış ve Kürt meselelerinin tüm yönleri siyasi, kültürel ve tarihî dikkat çekici bir akademik ilgi konusu hâline gelmiştir." Diyen kim? Tel Aviv Üniversitesi Moshe Dayan Kürt Enstitüsü bu şekilde tanımlıyor.

Şimdi, ben buradan sözlerimi toparlarken şunu ifade etmek istiyorum: Bizim etnik kimliklerimizin, mezheplerimizin birbirimize karşı üstünlük sebebi olmadığını, 86 milyon vatan evladının bir ve beraber olduğunu ve bu sürecin, şu anda içinde bulunduğumuz sürecin mutlaka başarıyla sonuçlanması gerektiğine dair iradenin herkes tarafından sahiplenilmesi gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum ve diyorum ki: Ey Türkler, bin yıldan beri bu toprakların hamurunu birlikte kardığınız Kürt kardeşlerinizi İsrail'in, küresel güçlerin yanına iterseniz büyük ve hayati bir yanlış yapmış olursunuz ve diyorum ki: Ey Kürtler, bin yıldan beri birlikte bedel ödediğiniz, birlikte vatan kıldığınız bu topraklarda yeni bir macera arayışına girer, siyonizmin, küresel güçlerin çıkar hesaplarına aracılık ederseniz büyük ve hayati bir yanlış yaparsınız. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, birliğimizin ve beraberliğimizin muhafazası adına 86 milyon vatan evladının hangi etnik kimlikten olursa olsun, hangi mezhepten olursa olsun birlikte geleceğe taşınması, ortak geçmiş, ortak bugün ve ortak yarını birlikte inşa etmek adına doğru bir mantıkla ve olması gerektiği şekliyle bu süreci başarıya ulaştırmamız gerekir diye ifade ediyorum.

Burada Erbakan Hocamızın şu sözüyle sözlerimi tamamlıyorum, Erbakan Hocamız diyor ki: "Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz, herkes kardeşi için yaşar; menfaati öldürmenin en kolay yolu budur."

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)