| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 40 |
| Tarih: | 22.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Cumhurbaşkanlığı tarafından yüce Meclisimize sunulan Türk Silahlı Kuvvetleri deniz ve hava unsurlarının Libya'daki görev süresinin yirmi dört ay uzatılmasını öngören tezkere, şeklen bir görev süresi uzatımı gibi görünse de esasında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarına, Kuzey Afrika'daki stratejik derinliğine ve kardeş Libya halkının geleceğine dair bütüncül bir vizyonu yansıtmaktadır. Biz YENİ YOL Grubu olarak, dış politika ve millî güvenlik meselelerini günlük polemiklerin ötesinde devlet ciddiyetiyle ele almaktayız. Mesele memleket meselesi hâline geldiğinde parti rozetleri geri planda kalmalı, devlet aklı ve millî menfaatler esas alınmalıdır kanaatindeyiz. Bu tezkereyi, sahadaki jeopolitik gerçekler, uluslararası hukuk ve ülkemizin uzun vadeli çıkarları çerçevesinde sorumluluk bilinciyle değerlendirdik. Bu kürsüden yapacağım tespitler devletin bekasını ve milletimizin geleceğini önceleyen yapıcı bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Değerli milletvekilleri, öncelikle hafızamızı şöyle bir tazeleyelim: Türkiye'nin Libya'daki varlığını bir tercih değil, sahadaki gelişmelerin dayattığı stratejik bir mecburiyettir. 2019 yılını ve 2020'nin başlarını hatırlayınız: Hafter güçleri Trablus'un kapılarına dayanmış Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru hükûmet düşme noktasına gelmişti. Türkiye'nin o gün tarihî bir inisiyatif alarak sahaya inmemesi hâlinde Trablus düşecek, Libya bütünüyle Türkiye karşıtı bir eksenin kontrolüne girecek ve Doğu Akdeniz'de ülkemiz dar bir bölgeye sıkıştırılacaktı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin müdahalesi yalnızca Trablus kuşatmasını kırmakla kalmamış, aynı zamanda mavi vatandaki haklarımızın hukuki temeli olan Deniz Yetki Alanları Anlaşması'nı fiilen güvence altına almıştır. Bugün oyladığımız tezkere bu kritik mücadelenin devamını sağlayan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2259 sayılı kararıyla tanınan, meşru hükûmetin davetine dayanan uluslararası hukuk bakımından tartışmasız bir metindir. Açıkça ifade ediyorum: Bizim askerimiz Libya'da işgalci değildir. Askerimiz orada eğitim ve danışmanlık yapmakta, varlığıyla caydırıcılık sağlamakta ve bu caydırıcılık sayesinde Libya'da tek taraflı askeri dayatmaların önü kesilerek siyasi çözüm zemini yeniden mümkün hâle gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, önümüze gelen tezkereyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin Libya'daki görev süresinin 2 Ocak 2026'dan itibaren 24 ay daha uzatılması istenmektedir. Bu azımsanacak bir süre değildir ve bizlere yalnızca bir onay değil, iktidarın Libya vizyonunu hatırlatma sorumluluğu da yüklemektedir. Bu nedenle bazı hususların altını açıkça çizmek zorundayız.
Sahadaki askerî varlığımız elzemdir, buna itirazımız yoktur ancak askerî varlık bir amaç değil, siyasi çözüme giden yolda bir araçtır. Türkiye'nin hedefi Libya'da süresiz asker bulundurmak değil, kendi ordusunu kurabilen, sınırlarını koruyabilen ve kalıcı istikrarını sağlayabilen bağımsız bir Libya'dır. Bu hedefe ulaşmanın yolu uluslararası mekanizmalarla uyumdan geçmektedir.
Türkiye, Birleşmiş Milletler 5+5 Ortak Askerî Komitesinin çalışmalarına ve ateşkesin kalıcı hâle getirilmesine güçlü destek vermeli, Berlin Süreci ve Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisiyle yürütülen temaslarda sorun üreten değil, çözüm üreten bir aktör konumunu pekiştirmelidir. Libya halkının beklentisi de budur.
Libya halkı topraklarında yabancı postalların dolaşmasını değil, okulların açılmasını, elektriğin kesintisiz gelmesini, refahın artmasını beklemektedir. Türkiye'nin Libya'daki varlığı yalnızca askerî güçle tanımlanmamalı, hastane yapan, yol yapan, kalkınmaya katkı sunan güvenilir bir dost olarak görülmelidir. Bu nedenle yumuşak gücümüzü askerî varlığımız kadar etkili biçimde sahaya sürmek zorundayız. Bu çerçevede, Libya'nın doğusundaki aktörlerle, özellikle Bingazi ve Tobruk'la kurulan temasları olumlu buluyor ve destekliyoruz.
Türkiye Libya'nın batısını da doğusunu da kucaklayan birleştirici bir rol üstlenmelidir çünkü bizim menfaatimiz Libya'nın bölünmesinde değil, tek parça, egemen ve istikrarlı bir Libya'nın inşasındadır.
Değerli milletvekilleri, biz devletin bekası söz konusu olduğunda elimizi taşın altına koymaktan hiçbir zaman kaçınmayız. Ancak önümüzdeki yirmi dört aylık sürecin iktidar açısından rehavete kapılacak değil dikkatle ve akılla yönetilmesi gereken bir dönem olduğunu özellikle vurgulamak isteriz. Bu süreçte yönetilmesi gereken 4 temel risk alanı bulunmaktadır.
Birincisi: Meşruiyetin zemini ve kurumsal birleşmedir. Libya'da mesele bir an önce sandık kurmak değildir. Seçim bir sonuçtur, asıl olan o seçime giden yolun güvenli ve sağlam biçimde inşa edilmesidir. Kurumlar birleşmeden, güvenlik yapıları tek çatı altında toplanmadan ve anayasal geçiş zemini hazırlanmadan yapılacak bir seçim Libya'yı istikrara değil yeniden kaosa sürükleyebilir. Türkiye kişilere değil kurumlara ve hukuka dayalı bir geçiş sürecini teşvik etmelidir.
İkincisi: Bölgesel diplomasi ve Mısır faktörüdür. Mısırla başlayan normalleşme sürecini önemsiyoruz. Ankara ile Kahire arasındaki diyaloğun güçlenmesi Libya'daki vekâlet savaşlarını sona erdirmenin en etkili yollarından biridir. Libya sahası Türkiye ile Mısır rekabet ettiği bir alan değil istikrar için iş birliği yapabildiği bir zemin hâline getirilmelidir. Bölgesel çıkarlarımızı korumanın yolu çatışmacı dilden değil diplomatik iş birliğinden geçmektedir.
Üçüncüsü: Ekonomik beklentiler ve Türk firmalarının güvencesidir. Libya Türk iş dünyası için büyük bir potansiyeli taşımaktadır. Ancak sermaye güven ister, yarım kalan projelerin tamamlanması ve yeni yatırımların hayata geçmesi doğrudan siyasi istikrara bağlıdır. Askerî varlığımız güvenliği sağlarken diplomatik temaslar da Türk şirketlerinin hukuki güvenceleri ve alacakları mutlaka öncelikli gündem yapılmalıdır.
Dördüncüsü: "Yabancı güçler" söylemi ve algı yönetimidir. Uluslararası alanda Libya'daki tüm yabancı güçler çekilsin yönündeki baskılar artmaktadır. Türkiye, meşru ve davetli varlığını paralı askerlerden ve gayrimeşru silahlı unsurlardan açık ve net biçimde ayırmak zorundadır. Dünya kamuoyuna şu mesaj güçlü biçimde verilmelidir: Biz orada işgalci değil, istikrar sağlayıcıyız. Türkiye Cumhuriyeti'nin ordusuyla paralı milis yapıları aynı kefeye konulamaz ve bu ayın diplomatik dille, kararlılıkla anlatılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. Büyük devletler sınırlarının ötesindeki gelişmeleri tribünden izleyemez; inisiyatif alır, risk yönetir ve millî çıkarlarını kararlılıkla korur. Libya tezkeresi bu proaktif dış politikanın bir aracıdır ancak altını çiziyoruz, tezkere bir amaç değil, doğru kullanıldığında sonuç üretecek, aynı zamanda da bir imkândır. Esas olan bu askerî imkânı güçlü bir diplomasiyle birleştirerek kalıcı barışa dönüştürebilmektir.
Biz, YENİ YOL Grubu olarak eleştirilerimizi ve uyarılarımızı açıkça ortaya koyduk. Günün sonunda yaptığımız değerlendirmede Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimizin korunmasının, göç ve terör risklerinin kaynağında yönetilmesinin, Trablus'ta yok oluşun eşiğinden dönen dost Libya halkının barışına katkı sunmanın daha ağır bastığını görüyoruz. Bu stratejik gerekçelerle, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının görev süresinin yirmi dört ay uzatılmasına parti olarak "kabul" oyu vereceğiz.
İktidara son çağrımız, şudur: Bu yetkiyi partizan bir anlayışla değil, devlet ciddiyetine ve kurumsal hafızaya yakışır biçimde kullanınız, diplomasi kanallarını açık tuttunuz, şeffaflıktan ayrılmayınız ve her şeyden önce Mehmetçiğimizin can güvenliği için azami hassasiyeti mutlaka gösteriniz.
Libya'da, mavi vatanda ve sınır ötesinde görev yapan kahraman askerlerimize muvaffakiyetler diliyor, bu kararın ülkemiz, bölgemiz ve kardeş Libya halkı için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)