GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:39
Tarih:21.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen büyük Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, iki ay süren bütçe maratonunun son günündeyiz. Ben bu konuşmamda biraz daha, daha yapısal, daha genel meseleler üzerinde durmaya çalışacağım. Zira geçen altmış gün boyunca, yaklaşık iki ay boyunca teknik analizler yaptık, grafikler gösterdik, işte, rakamlar verdik hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem Genel Kurulda. Şimdi, biraz daha bu yaşadığımız sorunların kök nedenlerine inmenin daha faydalı olacağını düşünerek o konuda sizlerle değerlendirmelerimi paylaşacağım. Tabii, bunlar aynı zamanda da bizim iyileştirmemiz gereken alanlar olarak öne çıkıyor. Şimdi, tabii, bu alanlar bana göre doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye'nin bugün yaşadığı yoksulluğun, sıkıntıların, özellikle ekonomik sıkıntıların temelinde bu kök nedenlerin ben yattığını düşünüyorum.

Şimdi, birinci mesele değerli arkadaşlar, Türkiye ekonomisi yeterince üretmiyor yani ülkenin üretim kapasitesi maalesef zayıf. İmalat sanayisinin millî gelir içerisindeki payı iyi örnek ülkelere baktığımızda, Avrupa ülkelerine veya işte Uzak Doğu'da Güney Kore, Çin gibi ülkelere baktığımızda imalat sanayisinin millî gelir içerisindeki payı biz de son derece düşük çünkü biz yeteri kadar üretken alanlara kaynak ayırmıyoruz. Bunun nedeni ne? Bunun nedeni özellikle AK PARTİ hükûmetleri döneminde ortaya çıkan bu rant ekonomisidir, beton ekonomisidir. Bakın, yirmi üç yıl boyunca Türkiye yurt dışından yaklaşık 677 milyar dolar dış kaynak kullandı, kendi kaynaklarımız da var. Allah aşkına, şöyle bir bakın bakalım, Türkiye'nin üretim kapasitesi bu kadar arttı mı? Hiç olmazsa... Dış kaynak nedir? Yatırım tasarruf farkıdır. Yani kendi tasarruflarımızın yetmediği yerlerde yatırımlarımızı finanse etmek için dışarıdan kullandığımız paradan bahsediyoruz ama baktığınızda Türkiye'nin yatırım kapasitesinin bu kadar artmadığını görüyoruz. Bu paralar nereye gitti? Betona gitti artı yolsuzluğa gitti. Şunu çok net bir şekilde iddia ediyorum: Kayıt dışı olarak Türkiye dışına çıkan paralar da bu rakamların içerisinde yer alıyor. Şimdi, bunun için ne yapılması lazımdı? Kentsel rantların vergilendirilmesi gerekiyordu. Bu konu çalışıldı ama bununla ilgili olarak neredeyse on yıldır bu çalışmalar bitti, biz ta devletteyken bunları çalıştık ama bu çalışmalar bir şekilde neticelendirilmiyor çünkü buradan nemalanan bir iktidar ve yandaşları var.

Şimdi, üretimle ilgili diğer sorunumuz ne? Üretimin teknoloji seviyesi düşük. Şunu elbette kabul ediyoruz: Yani AK PARTİ hükûmetleri döneminde alt, daha doğrusu düşük teknoloji seviyesinden orta teknoloji seviyesine doğru bir geçiş oldu ancak orta teknolojiden yüksek teknolojiye geçişi sağlayamadığımız gibi, hatta 2002'yle mukayese ettiğimizde yüksek teknoloji ürünlerin üretimdeki ve ihracattaki payının da düştüğünü görüyoruz. Bu şu anda bize nasıl bir sıkıntı olarak çıkıyor? Şu anda işte özellikle emek yoğun sektörlerde işte ya firmalar kapanıyor rekabet edemediği için ya da yurt dışında emeğin iş gücünün daha ucuz olduğu ülkelere gidiyor. Türkiye bugüne kadar AK PARTİ hükûmetleri döneminde şu yanlışı yaptı: Emek üzerinden, daha doğrusu ücret üzerinden rekabet etmeyi seçti. Hâlbuki daha yüksek teknolojide daha yüksek katma değerli ürünler üretmemiz gerekiyordu; bu, maalesef becerilemedi, buraya yeteri kadar kaynak ayrılamadı.

Diğer bir sorun üretimle ilgili olarak, ülkemizin verimlilik seviyesi çok düşük değerli arkadaşlar. Hem iş gücü verimliliği açısından düşük hem de ekonominin genelindeki toplam faktör verimliliği açısından. Bunun içerisinde ne var? Firma ölçeği var, hukuk sistemi var, adalet sistemi var, iş ortamı var, belirsizlikler var, ekonomideki beklentilerin kötüleşmesi var, mülkiyet güvencesi var. Buradaki bozulmalar da ekonominin genelinde bir verimsizlik olarak karşımıza çıkıyor ve bu da Türkiye'nin rekabet gücünü azaltıyor.

Mal ve hizmet açısından, yine üretimle ilgili olarak devam ediyorum, Türkiye'nin yurt dışına bağımlılığı arttı. Hâlbuki, yirmi üç yıllık bir iktidar, uzun bir iktidarda, bu bağımlılık geçmişte de vardı, onu kabul ediyoruz ama bu bağımlılık bu dönemde azalmadığı gibi arttı hem finansman açısından hem de mal açısından. Yüksek teknolojili birçok ürün olmadığı zaman Türkiye'de biz yatırım yapamıyoruz, üretim yapamıyoruz veya bir kısım ham madde ithalatını da zorunlu olarak yapıyoruz, hâlbuki bunların bir kısmı bugüne kadar düzeltilebilirdi.

Şimdi, ihracatçıların ve sanayicinin son dönemde sorunlarının çok fazla arttığını görüyoruz, buradan bir yıldır biz ikaz ediyoruz. Bakın, geldi yani "Esnafın yaşadığı, çiftçinin yaşadığı, memurun, emeklinin yaşadığı sıkıntının daha da fazlasını ihracatçı, sanayici yaşayacak." dedik, kulaklar tıkandı, şimdi bu evrede bunu görüyoruz. İhracatın millî gelire oranı -bakın, efsaneler yazıldı, ihracatla ilgili değil mi- 2002 seviyesine düşecek diyor 2028 OVP'si arkadaşlar yani o efsane bitti, tılsım bozuldu, ihracat gerçekten çok zor durumda, sanayici gerçekten çok zor durumda.

Şimdi, öyle bir ekonomik program uygulanıyor ki "Talebi kısacağız." dediler. Üretimi kısan, üretimi köstekleyen, üretimi cezalandıran bir ekonomik programa dönüştü; bunun detayları daha önceki bütçe konuşmalarımızda ifade ettik, sorduk. O yüzden biz Maliye Bakanına şunu sorduk konuşmalarımızda: "Uyguladığınız ekonomik programı güçlendirecek, kapsamını genişletecek uygulamaları yapacak mısınız?" dedik, "Kentsel rantların vergilendirilmesi için niye adım atmıyorsunuz, bunun için ne yapacaksınız?" diye sorduk hem Cevdet Yılmaz'a hem Maliye Bakanına hem de Tarım Bakanına. Efendim "Tarımda üretimin daha fazla artırılması için tarımsal desteklemeye ayrılan kaynağın artırılması gerekiyor, bunu artıracak mısınız?" diye sorduk, hiçbirinden olumlu bir cevap alamadık.

Şimdi ikinci sorun alanı arkadaşlar, üretim az olunca tabii iş ve istihdam kapasitesi de ülkenin yetersiz, burada da artırılma ihtiyacı var. Yaklaşık her yıl 500 bin kişi iş gücü çalışma çağına giriyor, insanımıza iş bulmak durumundayız, piyasanın talep ettiği insanı yetiştirmek durumundayız. Kapsamlı bir eğitim-istihdam planlamasına ihtiyaç var, maalesef bir beceri uyumsuzluğu var. İstihdam piyasasının talep ettiği insan ile bizim eğitim sistemlerimizden çıkan insan arasında (*) var, bir uyumsuzluk var, bunu görmek gerekiyor. Tabii, iş ortamı olabilmesi için büyümenin olması lazım. Büyümemiz fena değil, yüzde 5'lerde ortalama büyümemiz var son dönemde düşmüş olmakla birlikte ama bu Türkiye'nin aslında ihtiyaçlarını karşılayacak yüksek bir büyüme değil. Biz geçmişte yüzde 7'li büyümeleri hedefleyerek plan, program yapmıştık ama şu anda büyüme uzun süredir, bakınız, son dört yılda büyüme ve projeksiyonla birlikte yüzde 3'ler civarında olacak. Bu büyüme istihdamdaki sıkıntıları daha da artıracak. Demografik fırsat penceresi kapanıyor arkadaşlar, son şansımızdı, maalesef, yirmi iki, yirmi üç yılda AK PARTİ Türkiye'nin bu şansını bitirdi. Bunun ne olduğunu daha önceden anlatmıştım, şimdi, zamanım olmadığı için detaylarını anlatmayacağım.

Bakın, çalışma çağındaki nüfusun erkeklerde sadece 2/3'ü çalışıyor, kadınlarda sadece 1/3'ü çalışıyor. Böyle bir ekonominin yüksek gelir seviyesine çıkması mümkün değildir. Yüksek gelir seviyesi olarak verilen rakamların tamamı yanlıştır. İddia ediyorum, bunları delillendirdik, bu delillerimize karşı, bu iddialarımıza karşı da herhangi biri çıkıp mantıklı, teknik bir izahatta da bugüne kadar bulunamadı. Atıl iş gücü oranı yüzde 30'a dayandı. Bu artık burada kemikleşti, bu çok tehlikeli bir durum. Gençler ülkeyi terk etmek istiyor, eğitimlisi de eğitimsizi de terk etmek istiyor.

Değerli arkadaşlar, üçüncü yapısal sorun alanı, Türkiye'nin bir nüfus stratejisi yok, bir nüfus politikası yok. Böyle büyük bir ülkenin, nüfus politikası olmayan, nüfusu gelişigüzel başına bırakmış bir ekonomi olabilir mi? İşte, az önceki istihdam sorunlarını söyledik. Bunun devamı olarak Türkiye'de doğurganlık hızı keskin bir şekilde düşüyor. 1,48 çocuk, 2024 yılı rakamı. Daha da büyük problem, bölgesel dağılımda da müthiş bir farklılık var yani doğurganlık hızının 3,28 olduğu illerimiz de var, 1,12 olduğu illerimiz de var. Buna ilişkin de herhangi bir politika yok, herhangi bir işlem yok. Şimdi Aile Bakanına soruyoruz, diyoruz ki: Sayın Bakan, yani bu doğurganlık hızının artırılması için Sayın Cumhurbaşkanının "3 çocuk yapın." hamasetinden başka uyguladığınız ne politika var? Herhangi bir politikayla karşılaşamıyoruz. Kaynak ayırmadığınız şeyde gidişatı değiştirme imkânınız elbette olmayacaktır. Kreşlerle ilgili meseleleri söyledik, kreş yapılması lazım dedik. Kadınların hem iş gücüne katılabilmesi için hem çocuk yapabilmesi için bu imkânların, bu altyapının hazırlanması gerekir dedik. Bununla ilgili hiçbir işlem yapılmıyor.

Boşalan köylerimiz var, ekilmeyen arazilerimiz var. Mesela, İçişleri Bakanına yani artık kendi vatandaşımız o arazileri terk etti "Hiç olmazsa bu ekilemeyen alanlara, boşalan köylere bu, işte, meziyetli olan Uygur Türklerini getirme gibi bir politikanız var mı? Böyle bir şey hiç aklınıza geldi mi?" diye sorduk. Maalesef hiç düşünmemişler bile.

Sığınmacılar meselesini zaten konuşmaya gerek yok. Bir nüfus politikası olmayan bir ülkede sığınmacılarla ilgili de bir şey yapılmıyor. Memleketin en ücra köşelerine kadar sığınmacılar gitmiş durumda ve bu da büyük bir sorun olarak da zaten karşımıza çıkıyor.

Şimdi, dördüncü sorun alanı, kayıt dışılık değerli arkadaşlar ama ben burada "kayıt dışılık" derken özel sektördeki kayıt dışılıktan bahsetmeyeceğim. Özel sektördeki kayıt dışılığı çok konuşuyoruz ama esas kayıt dışılık bu ülkede kamu sektöründe, devlette kayıt dışılık var. Şimdi size onlardan bahsetmek istiyorum ki devletteki kayıt dışılığın sonuçları çok daha yıkıcı. Yani özel sektörde bir miktar vergi kaçırır, o firmaya bir avantaj sağlar, belki biraz daha üretim yapar, ihracat yapar, insan çalıştırır ama devletteki kayıt dışılık, devletteki kayıt dışılık son derece yıkıcı.

Türkiye Varlık Fonu var, değil mi? 50 milyar...

BAŞKAN - Sayın Usta...

Arkadaşlar, Genel Kurulda fevkalade yüksek bir uğultu var. Lütfen Hatibin sözlerinin daha iyi anlaşılması için sükûneti sağlayalım.

ERHAN USTA (Devamla) - Teşekkür ederim.

50 milyar dolar Türkiye Varlık Fonunun öz kaynakları arkadaşlar, yaptığı ticari aktifte çok daha yüksek. Bu Türkiye Varlık Fonu bütçe kapsamında mı? Değil. Denetim kapsamında mı? Değil. Siyasi denetim kapsamında mı? Buraya, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelip, bu Gazi Meclise gelip Türkiye Varlık Fonuyla ilgili bir tane bilgilendirme yapılıyor mu arkadaşlar? Burada yapılmıyor, hadi, Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılıyor mu? Yapılmıyor. Kayıt dışı, tamamen kayıt dışı. TMSF, Mevduat Sigorta Fonu. Ne biliyoruz TMSF'yle ilgili? Türkiye'nin en büyük holdingi hâline geldi. Hangi rakamına hâkimiz? TMSF'ye gelen şirketlerin, TMSF'deki şirketlerin içinin boşaltıp boşaltılmadığıyla ilgili ne kadar bilgi sahibiz? Maalesef değiliz. Büyük kamu ihaleleri; rekabet var mı, şeffaflık var mı? Bakın, dünyada devletten ihale alan 10 tane firma var, 5 tanesi Türkiye'de arkadaşlar. O yüzden "5'li çete" deniyor biliyorsunuz. Bakın yani hep belli firmalara giden bir ihale sistemi var. Rekabetin olduğu ortamda böyle bir şey olabilir mi? Elbette ki olmaz.

Mesela Osmangazi Köprüsü örneğini çok fazla veriyoruz. Osmangazi Köprüsü'nden, değerli arkadaşlar, hazine firmaya yıllık ne kadar ödeme yapıyor? Hemen şunu söylüyorlar, diyorlar ki: "Efendim, tek bildikleri bir rakam var. Buradan 40 bin araç geçiş garantisi vardı, onu sağlıyoruz." Kardeşim "Araç geçiş garantisini sağlamıyorsunuz." demiyoruz. Her geçen araç için devlet, hazine 57 dolar ödüyor firmaya; daha doğrusu, toplam 57 dolar alıyor firma. Bunun yaklaşık 20 dolarını kimden alıyor? Geçenden alıyor, 37 dolarını da hazineden alıyor. Hepimizin cep telefonu var, hesap makinası var; küçük bir hesap yapın lütfen. 37 dolar her geçen araç için veriyoruz. 40 bin araç, çarpı üç yüz altmış beş gün; ne bulacaksınız? 540 milyon dolar yıllık bizim hazinemiz Osmangazi Köprüsü'nden geçenlerin parasının üstünü tamamlıyoruz, 540 milyon dolar. On sekiz buçuk yılda -çalışın- 10 milyar dolar değerli arkadaşlar. Hani beş kuruş vermeyecektiniz? Bu para kimin cebine gitti? Bu para, hak edilmiş bir para olsaydı bunu vatandaştan normal geçiş bedeli olarak alabilirdik. Bu para, hak edilmiş bir para değil; bu, Türkiye'nin yaptığı en büyük yolsuzluktur, en büyük vurgundur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, diğer bir mesele... Şehir hastanelerini söylemeye gerek yok. Kamu-özel iş birliği projeleriyle ilgili hiçbir sözleşmeden bu ülkede kimsenin haberi yok. İddia ediyorum, Devlet Planlama Teşkilatında yıllarca genel müdürlük, müsteşar yardımcılığı yapmış birisi olarak biz dahi talep ettik, bu sözleşmeleri göremedik değerli arkadaşlar çünkü bu sözleşmeler, bu kamu-özel iş birliği sözleşmeleri Türkiye'de yolsuzluğun temel unsurlarından bir tanesi. Dolayısıyla büyük suistimaller var. Bu suistimaller kayıt dışılığı doğuruyor, kayıt dışılık suistimali doğuruyor, birbirini besleyen bir süreç içerisine girmiş durumda.

Şimdi, 5018 sayılı Kanun çıkmıştı. Bu kanunla bütçe ödenek sisteminde iyileştirmeler yapıldı, iç denetim sistemi getirildi, daha sonra Sayıştayda reform yapıldı, daha sonra Kamu İhale Kanunu'nda reform yapıldı. Detaylarına giremeyeceğim sürem olmadığı için. Bakın, bunların hepsinden şu anda teker teker geriye gidiliyor. Yeniden bütçe sisteminde büyük bir alan oluşturulmaya başlandı, denetimsiz bir alan üstelik. İç denetimin olmadığı, teftiş kurullarının motivasyonunun yitirildiği, Sayıştayın tamamen neredeyse devre dışı bırakıldığı bir ortamı yaşıyoruz. Denetimsiz bir ortamda etkinlikten bahsedebilir miyiz? Denetimsiz bir ortamda yolsuzlukları önleme imkânımız elbette olmayacaktır. Tabii, bu denetlememe keyfîliğe, verimsizliğe, israfa, usulsüzlüğe ve yolsuzluğa yol açıyor.

Şimdi, bakın, ihaleler... Değerli arkadaşlar, ihalelerle ilgili sözleşme verisi açık olmayan, hatta sağlıklı bir şekilde verileri derlemeyen bir devlet yönetimi var. Ya, devletin bir kısım birimlerinde dahi bu sözleşmelerle ilgili, bu ihalelerle ilgili veriler maalesef değerlenmemiş durumda. Dolayısıyla esas kayıt dışılık, üzerinde durmamız gereken kayıt dışılık devletteki kayıt dışılıktır. Bunu çözdüğümüz zaman birçok meseleyi aslında kendiliğinden çözebilecek duruma geliriz.

Şimdi, tabii, bütçenin toplumsal bir sözleşme olduğunu söylüyoruz. Burada da bütçenin biraz detaylarını daha önce konuştuğumuz için şimdi girmeyeceğim ama şu kadarını söyleyeyim: 19 trilyon lira bütçe var, bunun zaten 13 trilyon lirası 4 tane kaleme verilmiş; personel gideri, faiz gideri, belediyelere, fonlara yapılan transferler ve SGK'ye yapılan transferler. Bizim oynama alanımız sadece 6 trilyonluk bir şey. Aslında bu bütçenin de ne kadar katı olduğunu gösteriyor ve bunun içerisinde... Aslında burada aylarca boşa konuşuyoruz biliyor musunuz? Şu anda iktidarın, Strateji ve Bütçe Başkanı Sayın Cevdet Yılmaz'ın bu ödenekleri oradan oraya, oradan oraya istediği gibi aktarma, neredeyse istediği gibi, yüzde 20 kurum içinde, yüzde 10'dan fazla kurumlar arasında aktarma imkânı var ama biz burada kendimizin bütçe yaptığını zannediyoruz.

Şimdi, diğer bir sorun alanı, etkin çalışmayan kamu yönetimi. Güçlü ve etkin devlet kurumlarına ihtiyacımız var, güçlü bürokrasiye ihtiyacımız var. Maalesef, bu ülkede bürokrasi ile kırtasiyeciliği birbirinden ayıramayanlar "bürokratik oligarşi" diye diye bu ülkenin kurumlarını, bürokrasisini mahvettiler. Bu, bilerek yapıldı, isteyerek yapıldı, taammüden yapılmıştır, rastgele yapılmış bir şey değildir. Bu ülkenin kurumları bilerek, isteyerek çökertildi. Mülkiye gitti. Adliyeyle ilgili olan problemleri görüyoruz, silah olarak kullanılan mahkeme teşkilatları, adliyemiz var. Askeriye aynı şekilde, maliye aynı şekilde, hariciye aynı şekilde. Devletin en güzide kurumlarının bugün içi boşaltıldı, çökertildi, kimisi de yok edildi. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Devlet Planlama Teşkilatı yok; Türkiye'nin beyni yok arkadaşlar, beyinsiz bir organizmanın ne kadar başarılı olacağını varın siz düşünün. Hazine Müsteşarlığı yok, TODAİE yok, Devlet Personel Başkanlığı yok, Maliye Teftiş Kurulu yok, Hesap Uzmanları Kurulu yok; bunların hepsi, maalesef, bilerek, isteyerek yok edildi.

Kamu personel sistemiyle ilgili ciddi problemlerimiz var, işe almada problemler var, terfide problemler var; hiçbir objektif değerlendirme artık kalmadı. Özlük hakları zayıflatıldı, artı, dengesizlik oluşmaya başladı özlük haklarıyla ilgili. Hesap verme sorumluluğu kamu personelinde unutuldu. Bürokrasinin temel motivasyonu, ülkeye hizmet değil kendi cebine hizmet hâline gelmiştir değerli arkadaşlar; çok net bir şekilde bunu söylüyorum. Ankara'da 50 milyon liraya eğer bu kadar çok daire satılıyorsa bu işte bir problem var demektir. Üstelik, bu ülkede bu vesileyle konut sahipliği oranından bahsetmek istiyorum. Bakın, 2002 yılında -hep 2002'yi mukayese yapıyorlar ya- konut sahipliği oranı yüzde 73,1. Bu ne demek? Yani en az bir konuta sahip olan hane demek. Bu oran kaça düştü biliyor musunuz 2004'te? Yüzde 56'ya düştü. 17 puandan fazla konut sahipliği oranı düştü. Aslına bakarsanız, ortalama hane başına düşen konut sayısı arttı, yani 1 tane konutu olanın 2, 3, 4, 5 oluyor, konut sayısında bir artış var, hane başına düşen konut sayısında artış var ama konut sahipliği oranında bir düşüş var. Bunun rakamlarını hesap edebilirsiniz. Şöyle tahmin ediyorum ki en azından 2002'den sonra hane olanların çok önemli bir kısmı, maalesef, bir tane dahi konuta sahip olamadılar. İşte, bu kadar yolsuzluğun olduğu bir ortamda, gelir bu kadar adaletsiz paylaşılıyor.

Bir tane yolsuzluk örneği daha vereceğim. Bunun detaylarını Plan ve Bütçe Komisyonunda çok detaylı bir şekilde anlattım, merak eden arkadaşlar oraya bakabilir. EPDK... Türkiye'deki yolsuzlukların en fazla yapıldığı kurumlardan bir tanesi EPDK. Şimdi, 2023 yılında EPDK rüzgâr ve güneş santralleri lisanslarını veriyor, 2024'te de ihaleyle bu sefer -EPDK ihale yapmıyor, ihalesiz veriyor- Enerji Bakanlığı veriyor. Bakın, arkadaşlar, Enerji Bakanlığının ihale olarak verdiği lisanslarla EPDK'nin ihalesiz olarak verdiği lisansları mukayese ettik. 34 bin megavatlık bir lisans verdi çünkü EPDK. Buradan, yirmi yıl boyunca, bu millete, bu hazineye atılacak kazık ne kadar biliyor musunuz? 53,1 milyar dolar, evet, 53,1 milyar dolar. Bakın, iyi yapanı da takdir etmek lazım. Enerji Bakanlığının yaptığı ihale ile EPDK'nin ihalesiz verdiği işlerin arasındaki fark bu ihalede hazineden çıkacak, dolayısıyla vergiyle çıkacak ya da milletin faturasına yüklenecek bir durum. Yani dolayısıyla, buradan da Cumhurbaşkanına bir çağrı yapıyorum: Bu ön lisansların daha henüz yatırımına başlanmış değil, ön lisanslar dağıtıldı, bu, hak olarak oldu. Bir tane, 1 megavatlık lisansın şu anda çantacılardaki transfer bedeli 200 bin dolar değerli arkadaşlar. Bu ön lisansların tamamı iptal edilsin, tamamı iptal edilmek durumundadır. Bu 53,1 milyar dolarlık yükten, kazıktan bu milleti kurtarmak gerekir. Buradan da Sayın Cumhurbaşkanına da bu anlamda çağrıda bulunuyorum.

Şimdi, çürümüşlük işte, bu bir çürümüşlük; kamu çürüdü, devlet çürüdü. Çürümüşlük bu kadar olsa daha ne, adli emanetler çalınıyor bu ülkede. Efendim, 86 milyonun nüfus bilgileri yerlerde sürünüyor. Efendim, 18.277 defa bir hakem bahis oynuyor, devletin haberi yok. Bakana bunu sorduk: "Ya, siz neredeydiniz arkadaş bu vakte kadar? 18.277 defa bir kişi bahis oynamış; neredeydiniz siz?" Ama çürümüş olunca maalesef böyle oluyor.

Bakın, bir de BDDK meselesi var. Yeni cevap geldiği için burada sizinle paylaşmak istiyorum. BDDK yasa dışı bahis soruşturması geçiren "PayFix" adlı şirkete, aracı kuruluşa banka satın alma izni veriyor 2023 yılında. Soruşturma ne zaman başlatılmış? Ne soruşturması? Yasa dışı bahis soruşturması arkadaşlar, 2021 yılında başlamış. Hatta bu PayFix'in CEO'su -sahibi de- daha önceden 2004'te, 2014'te, 2021'de tekrar yargılanmış da bu arkadaş. Yani şimdi, banka sahibi olmak için böyle tertemiz, bembeyaz olmanız gerekir, bunu ister bizim Bankacılık Kanunu'muz ama bu BDDK, soruşturması olan bir kuruma banka satın alma izni veriyor. Çürümüşlüğü görüyor musunuz? Şimdi, biz bunu sorduk, BDDK Başkanı artık en sonunda cevap vermek durumunda kaldı; cevap ne, biliyor musunuz? "Ben ilgili kurumlardan bilgi aldım, bana herhangi bir olumsuz istihbarat gelmedi." diyor. Ya, biz BDDK çürümüş zannediyorduk, devletin tamamı çürümüş arkadaş ya! (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Nasıl böyle bir bilgi gelmez veya bu nedir? Bunu anlamak mümkün değil. Veya hatırlı bir büyüğün talimatı oldu da o nedenle mi bütün kurumlar sustu? Bunu anlamak mümkün değil. Buna cevap bekliyoruz Sayın Cevdet Yılmaz. Bakın, burada büyük bir itham var. BDDK -yazıyı size vereyim, daha doğrusu sosyal medyamda paylaştım ben bu yazıyı- diyor ki: "Bütün kurumlara sordum ben, bana bir şey diyen olmadı." Siz devleti ne hâle getirdiniz ya? Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar? Ya BDDK yalan söylüyor ya da bütün kurumlarda bu şekilde gerçekten ciddi bir problem var.

Şimdi, Millî Savunma Bakanı keşke burada olsaydı, şehit annelerine parmak sallıyor, had bildiriyor; çürümüşlüğü görüyor musunuz? TSK bu, hiç kimsenin yapmaması lazım da hadi başka bir sivil yapsa neyse ne; ya, Millî Savunma Bakanı yapıyor bunu! "Atatürk'ün askerleriyiz!" diyen genç teğmenler ordudan atılıyor ama bunun karşısında, Plan ve Bütçe Komisyonunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin kimliğine karşı, kurumsal kimliğine karşı "katil" diyen, "tecavüzcü" diyenlere karşı o Millî Savunma Bakanı ağzını açıp bir kelime söylemiyor. Çürümüşlüğü görüyor musunuz, bu hâle geldi devlet! (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Kurumların veri analizi kapasitesi, politika üretme kapasitesi son derecesi sığlaştı. Sadece bir örnek vereceğim, yüzlerce örnek verilebilir. Bakın -yine planlamacılar burada, eski planlamacılar- biz 2016 yılına kadar Türkiye'de yurt içi tasarrufların oranını yüzde 15 olarak biliyorduk arkadaşlar. Şimdi, TÜİK bir gece değişiklik yaptı, millî gelir serisini değiştirdi, dedi ki: Yüzde 25'in biraz üzerinde; 15'ten 25'e çıkardı. Ya, 15'ten 25'e çıkardı, hatta şu anda yurt içi tasarruf oranı 30 ama Türkiye'nin, daha doğrusu, Hükûmetin politika setinde hiçbir değişiklik yok. Yani demek ki veriye dayalı bir analiz, veriye dayalı politika üretme diye hiçbir şey yok. Ya, yurt içi tasarrufun 15 olduğu vakit konuştuklarınızla 30 olduğu vakit -ki en temel ekonomik göstergedir- aynı olabilir mi, böyle bir şey olabilir mi, böyle bir rezalet olabilir mi? Hâlâ vatandaşın boğazını sıkıyorlar; hâlâ "Emekliye para vermeyeceğiz." hâlâ "Esnafa para vermeyeceğiz." diyorlar.

Şimdi, bakın, hâlâ öğrenciden kısılıyor; 2013 yılında bir aylık bursla bir öğrenci 93 tavuk döner alırken 2025 yılında bu 13 tavuk dönere düşmüş. Yani öğrenciden kısıyorsunuz, işte, emeklinin durumunu zaten anlatmaya gerek yok, tarımdan kısıyorsunuz; şimdi, dolayısıyla kuru inatla, kara cehaletle ülke yönetilmez. Yanlış ekonomi politikalarının bedelini de vatandaşa ödetmenin hiçbir anlamı yok.

Kur korumalı mevduat; "60 milyar dolar" diyenler var; yanlış. İki yıllık maliyeti -2025 yok- 73 milyar dolardır kur korumalı mevduatın maliyeti. Şimdi, ayrıca, bu 2021 Eylülünde başlayan o hani nas politikalarının... Kur korumalı mevduat onun bir sonucuydu, buradan bir maliyet var, artı başka bir maliyet var, detayına yine giremeyeceğim: Sadece arkadaşlar, iç ve dış faiz yükümlülüğümüzdeki artış 237 milyar dolardır. Bakın, o nas politikalarının getirdiği dört yıllık fatura bize 237 milyar dolar. Bununla tam 200 tane Osmangazi Köprüsü yapılabilirdi yani bu yanlış politikalar, Türkiye'nin fakirleşmesi nedensiz değil.

Şimdi, aslında bütün bu olup bitenlere AK PARTİ hükûmetleri döneminde fazla garantiye gerek yok, bütün hikâye bu, bütün özet bu. Burasını 2002 yılı diye düşünün, burası da 2025 yılı; değerli arkadaşlar, çanak ekonomisi diyorum ben buna. Bazı şeyler kötüydü, alındı, iyileştirildi, şimdi eskisinden daha kötü hâle geldi. Bakın, enflasyonu buraya koyun, bu grafiği göreceksiniz; bütçe açığını koyun, bu grafiği göreceksiniz; gelir dağılımına bakın, bunu göreceksiniz; faiz ödemelerine bakın, bunu göreceksiniz; faiz oranlarına bakın, bunu göreceksiniz; atıl iş gücüne bakın, bunu göreceksiniz. Evet, güzel işler yapıldı ama tekrar eskisinden daha kötü seviyeye birçok mesele, birçok makroekonomik gösterge ve mikro gösterge geldi. Yirmi iki yılın maliyetini, maşallah, tebrik etmek lazım, bir grafiğe sığdırdılar; yirmi iki yılı, yirmi üç yılı bir grafiğe sığdırdılar, bu konuda çok meziyetliler, onu ifade etmem gerekiyor değerli arkadaşlar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, rasyonel ve onurlu dış politika eksikliği de diğer bir sorun alanı, bunun çok detayına girmeyeceğim ama sadece şunu söyleyeyim: Türkiye'nin, bakın, bir Çin stratejisi yok. Çin'le ithalatımız 50 milyar dolara geldi, ihracatımız sadece 3 milyar dolar, bir stratejimiz yok. Uygur Türklerine orada mezalim yapılıyor, Çin'e ağzımızı açıp bir şey söyleyemiyoruz veya teknoloji devi Tayvan'la ilişkilerimizi Çin'in baskısı, Çin korkusu yüzünden ne yapamıyoruz? Geliştiremiyoruz. Dolayısıyla bir Çin stratejisi olması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

Dört dakika ilave süre verdim.

ERHAN USTA (Devamla) - Çok teşekkür ederim, bitiyor.

Enerji Bakanına şunu sordum: Doğu Akdeniz'de Türkiye niye yok? Mavi vatan dedik değil mi, Türkiye yok, Norveç geldi en son Doğu Akdeniz'e, Türkiye yok. 8 tane gemiyi niye aldınız kardeşim Madem biz Doğu Akdeniz'de olmayacaktık? Bunu bize biri söylesin, bütün gemilerimizi çektik oradan.

Şimdi, Dışişleri Bakanına sorduk ya, bu kadar iyiyiz, bölgesel güç hâline geldik, Suriye'yle niye münhasır ekonomik bölge anlaşması yapmıyorsunuz? Önce Suriye'yle sonra hatta Mısır'la yapmamız lazım; niye yapmıyorsunuz bunu? Ses yok.

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) - Yaptık.

ERHAN USTA (Devamla) - Hayır, nerede yapıldı?

Burnumuzun dibinde Meis Adası var, değil mi? Bakın, kıta sahanlığı meselesi çok önemli bir mesele. Şimdi, uluslararası hukuka göre kıta sahanlığı ana kıtalar, ana karalar üzerinden yapılır ama bu Sevilla haritasına göre Yunanistan: "Meis Adası benimdir ve Meis Adası üzerinde kıta sahanlığı yapacağım." diyor arkadaşlar; bize 2 kilometre, Yunanistan ana karasına 580 kilometre ama burada kıta sahanlığını ortaya koyuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

ERHAN USTA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

Hâlbuki uluslararası başka örnekler var. İngiltere ve Fransa tahkim kararı var; bakın aynı. Orada ana kıtalar üzerinden yapılmış, eşit mesafe yöntemine göre orta noktayı bulmuşlar, kıta sahanlıklarını ona göre ayırmışlar. Yemen-Eritre kararı var. Bütün uluslararası mahkeme kararları bizim lehimize olmasına rağmen biz şunu bırak kabul ettirmeyi karşı tarafa iddia dahi edemiyoruz, Meis Adası üzerinden bir kıta sahanlığı yapılıyor. Dolayısıyla, tabii, bu şekildeki bir dış politikanın getirdiği sonuç da fakirlik olacaktır.

Ben sözlerimi daha fazla uzatmak istemiyorum, çok teşekkür ediyorum.

Dolayısıyla, milleti tüketen iktidarın biz bu tükeniş bütçesine İYİ Parti Grubu olarak "hayır" oyu kullanacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)