GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:39
Tarih:21.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Sayın Başkan, çok Kıymetli Genel Başkanlar, Grup Başkanları, Grup Başkan Vekilleri, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, kıymetli bürokratlar, aziz Türk milleti; hepinizi saygıyla, sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.

Yirmi iki yirmi üç yıllık AKP iktidarının bir fotoğrafını çekmek istiyorum aslında. On beş gündür devam eden bütçe görüşmelerinde iktidar temsilcileri bizim önümüze bambaşka bir Türkiye çıkardılar. Ben bugün aslında daha ziyade iktidar cephesine yönelik bir değerlendirme yapmak istiyorum. İnanıyorum ki onların görmek istediği ama görmediği Türkiye'yi bugün vereceğim rakamlarla ve değerlendirmelerle ele aldıklarında, ellerini vicdanlarına koyduklarında "Yirmi üç yıldır biz ne yapmışız? Bu ülkeyi nereden alıp nereye getirmişiz ve bundan sonra ne yapmamız lazım?" diye düşünecekler.

Değerli arkadaşlar, bu bütçe bir tükeniş bütçesidir, aynı zamanda, bir tüketiş bütçesidir; iktidarın tükendiği, milleti de tüketen bir bütçedir. Dayandığı bir tek şey var, vergiler. Bakın, bu bütçenin yüzde 85'i vergilerden, vergilerin de yüzde 61,5'u dolaylı vergilerden yani hepimizin alışverişinden, bakkala, markete gittiğinde yumurtasından, sütünden alınan, hiçbir ayrım yapmayan, holding sahibi ile asgari ücretli arasında bir ayrım yapmayan, aslında bütün milletin üstüne yüklenmiş bir dolaylı vergi bütçesidir çünkü en kolay bu. Dolaylı vergileri salarsınız, milletin üzerine o vergiler üzerinden yükü bindirirsiniz; bir taraftan, bu bütçeyi asıl semirttiğiniz 5'li çeteleri, yandaş çeteleri ayırarak milletin sırtına yüklediğiniz külfetle onları beslemeye devam edersiniz. Mali yükün adaletli dağıtılmadığı, sermayenin değil tüketimin vergilendirildiği, kazanandan değil harcayandan verginin toplandığı ve asgari ücretli ile holding sahibinin eşitlendiği bir düzenden bahsediyoruz. Bir taraftan çile çeken emekçi vergi yükü altında inim inim inlerken öte yandan zenginler, yandaşlar, çeteler affedilen vergilerle semirmeye, büyümeye devam ediyor.

OECD ülkelerine baktığımızda dolaylı vergilerin oranının yüzde 30 civarında olduğunu görüyoruz çünkü medeni dünya, ülkenin gelirlerini temin etmek için rasyonel politikalar üretiyor ve oradan elde ettiği değerlerle ülkesini ayağa kaldırmaya çalışıyor ama bizde yüzde 65'lere dayanan bir dolaylı vergi zulmü var maalesef.

Ülkenin en büyük problemi enflasyon ve ben özellikle gıda enflasyonundan bahsetmek istiyorum. Bakın, Tarım Kanunu, 21'inci madde diyor ki: "Gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'inden az veremezsiniz." Çok konuşuldu bu; maalesef verilmiyor, ısrarla verilmiyor, inatla verilmiyor ve Türk tarımı planlı bir şekilde çökmeye ve yok olmaya mahkûm ediliyor. Aslına bakarsanız "Verdik." dedikleri bir destek var. Mesela "2025'te mazot ve gübre için 30 milyar liralık destek verdik." diye övünüyorlar. Ben size bunun arkasında dolaylı vergi yöntemiyle çiftçinin nasıl mağdur edildiğine bir örnek vereceğim. 2025 yılında çiftçinin tükettiği mazot 3,5 milyar litre ve bugün mazotun litresi 58 lira civarında. Bakın, bunu hesap ettiğinizde tam 83 milyar lira ediyor. Litre başına ÖTV ve KDV 23,79; 3,5 milyar lira tüketilmiş mazotu hesap ettiğinizde köylüden alınan para 80 milyar liranın üzerinde. Köylüden tükettiği mazot üzerinden ÖTV ve KDV'yle 85 milyar lira para topluyorsunuz, sonra da "Biz size yardım yaptık." diyerek 30 milyar lirayı konuşuyorsunuz. Sürekli "Gabar'da petrol bulduk." diye övünüyorsunuz ama bugün petrol fiyatları dünyada rekor kırıyor. Geçtiğimiz günlerde Tayvan'dan bir petrol fiyatı aldım -oraya bir vesileyle gittim, bazı incelemeler için- 40 lira; yirmi beş gün tankerlerle taşınıyor, bizim satın aldığınız yerden alıyorlar ama Tayvan'da, küçük bir ada ülkesinde mazot, benzin 40 lira civarında; bizim ülkemizde 60 liraları buldu. Tabiatıyla, en kolay iş milletin sırtına yüklenen bu külfet, bu dolaylı vergi.

Şimdi, gıda enflasyonu düşüremezsiniz diye birçok kere söyledim, bir kere daha söylüyorum Meclis kayıtlarına düşmek için: Bu kafayla siz bu ülkede gıda enflasyonu düşüremezsiniz. Niye düşüremeyeceğinizi söyleyeceğim. Bakın, gıda enflasyonu 2021'den bugüne tam yüzde 684 artmış, dana etinin fiyatı yüzde 925 artmış. Niye 2021 dedim? Sayın Erdoğan'ın "Ekonominin sorumlusu benim, ben." dediği tarihten bugüne kadar gıda enflasyonu ve dana eti enflasyonu bu noktaya gelmiş. Bakın, bir nokta daha var burada, önemli bir ayrıntı daha var: AK PARTİ iktidara geldiğinde kıymanın kilosu 5-6 dolar, bugün kıymanın kilosu 17-18 dolar yani sadece TL değil dolar üzerinden de inanılmaz bir enflasyona maruz bırakmışsınız bu milleti. Şimdi, niye düşüremezsiniz siz gıda enflasyonu? Bir, iktidara gelir gelmez gübre fabrikalarını haraç mezat sattınız. O yıllarda Gemlik Gübreyle başlayan bu satış furyasına en fazla itiraz edenlerin başında geliyorum; satıldı, haraç mezat satıldı. Bugün gübreye yapılan zamdan örnek vereceğim size, son dört yıl içerisinde DAP gübresine yüzde 1.146, bir daha söylüyorum, yüzde 1.146 zam gelmiş ve Türkiye'nin gübre ve gübre ham madde ithalatına ödediği para 3 milyar dolar civarında. Dolayısıyla, bu kafayla, gübreye yapılan bu zamla sizin gıda enflasyonu düşürme şansınız yok.

Mazot... son dört yılda yüzde 636 artmış. Dolayısıyla, bu şartlarda bu mazot girdisiyle gıda enflasyonunun düşmesi mümkün değil.

Sulama altyapısı... Yirmi üç yıldır sulama altyapısıyla ilgili hiçbir adım atmadınız. Dünya akıllı sulamaya geçti; yer altı sızdırma, yüzey altı damlama, mikro yağmurlama, bir sürü teknolojik sulama yöntemlerine geçti ve bugün cumhuriyet döneminden emanet edilmiş, armağan edilmiş göletlerden, kanaletlerden vermeye çalıştığınız suyun yüzde 50'sinden fazlası yolda kayboluyor, buharlaşıyor ve maalesef, Türkiye bugün su krizi yaşıyor ama bu sadece iklimle alakalı değil, sizin yirmi üç yıldan beri su altyapısına hiçbir önem vermeyişinizden kaynaklanıyor. Yaptığınız bir tek şey var, valiler hemen bir iki satır yazı yazıyor -Aydın Valisinin kararnamesi elimde- "Sulu tarım yapacak ürün ekerseniz ceza yazarız, para cezası yazarız." Elinizdeki bir tek imkân o. Çiftçiyi bu duruma düşüreceksiniz ondan sonra da sulu tarım yapmak isteyerek ceza vereceksiniz.

Yanı sıra lisanslı depoculuk... Hiçbir doğru düzgün adım atmadınız. Geçtiğimiz günlerde Sayın Tarım Bakanı buradayken konuştum, kendisine söyledim. "Doğru, iddia ettiğin şey doğru, araştırdık." dedi. Mardin'deki bir lisanslı depoculukta bilmem kaç milyarlık bir soygun yapılmış. Bunu biz soru önergesi verdiğimizde Sayın Bakan "Savcılığa suç duyurusunda bulundu ve gereken yapıldı." diye kabul etti kendisi de. Dolayısıyla, lisanslı depoculuğun olmadığı bir yerde, tarımda, gıdada fiyatları düşürmeniz mümkün değil.

Gelelim tarımsal desteklere, çok konuşuldu ama önemli olduğu için bir kere daha söyleyeceğim: Bakın, on yıl önce, tarımsal desteklerin millî gelirdeki oranı; yüzde 0,44, bugün yarıya düştü; yüzde 0,22. Yine, bu yıl 168 milyar liralık bir destek vereceğiz ama Tarım Kanunu, bunun 722 milyar lira olmasını söylüyor dolayısıyla çiftçinin hakkını maalesef yirmi iki yıldan beri gasbediyorsunuz ve bundan dolayı da çiftçi ciddi manada ızdırap içerisinde. Tarımsal istihdam ciddi bir düşüş kaydediyor; bütün rakamlar elimde, girmeyeceğim rakamlara. Tarım alanlarında büyük kayıplar var. Öte yandan, tarım sektöründeki kredi borcu, yani çiftçimiz korkunç bir borç batağı içerisinde. Bundan yirmi yıl önce, tarım sektöründeki kredi borcu tarımsal gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10'u kadardı, bugün yüzde 40'ı aşmış vaziyette dolayısıyla artık tarım yapılamaz hâle geldi; köyler boşaldı, gençler tarım yapmıyor, araziler ne yazık ki sahibi belli olmayan şirketlere satılır hâle geldi. Bir de diyorsunuz ki: "Tarımsal ihracatta rekor kırdık." Bakın, tek tek TÜİK'in rakamlarından çıkarttım; sizin "Eski Türkiye" dediğiniz dönemde, 1990'dan 2002'ye kadar, tam 6,2 milyar dolarlık tarımsal ticaret fazlamız var ama yirmi üç yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde -rakamları tek tek çıkarttım, itiraz edecek olan varsa TÜİK'in rakamlarını rahatlıkla paylaşırım- tam 58 milyar dolarlık bir dış ticaret açığımız var tarımda. Bu ülkeyi, maalesef gıdada bile kendine yetemeyecek bir ülke hâline getirdiniz. Geçtiğimiz yıllarda dediniz ki: Ya, biz bu işi Türkiye'de yapamıyoruz, bari Sudan'da yapalım; bir şirket açtınız, olmadı. On yıl boyunca yandaşları zengin ettiniz, oraya birtakım insanları atadınız, milyonlarca yatırım yaptınız sözde; bir tek dane buğday üretmeden geri döndünüz. Sonra dediniz ki: "Bu işi burada yapamadık, Venezuela'da yapalım.", o da olmadı. Sonra baktım, Tarım Bakanınız ekranlarda boy gösteriyor, diyor ki: "Ya bu iş köylerde olmuyor, şehirlerde kent tarımı yapalım. Efendim, balkonlarda domates yetiştirelim, gıda fiyatlarıyla mücadele edelim." ve ondan da netice alınmadı. Ondan sonra dediniz ki "Bir elektrikli traktör yapalım.", elektrikli traktöre 40 milyon dolar para harcadınız, ondan da ne yazık ki netice alınmadı, o para da birilerinin cebine boca edildi.

Sizin iktidarınız döneminde ülkenin güzide kurumları zarar ediyor. Türkiye Şeker Fabrikaları 23'te 3,5 milyar lira, geçen yıl da 12 milyar lira zarar etmiş. Bu arada notlarımın arasında var, paylaşacağım önemli bir rakam olduğu için. Siz bu ülkede çiftçiye elektrikli traktör vaadinde bulunurken, bakın bir önemli rakamla paylaşacağım: 2019 yılında bir New Holland traktörü alabilmek için çiftçimiz 100 ton buğday satıyordu, bugün aynı traktörü alabilmek için 230 ton buğday satması lazım. Dolayısıyla ülkeyi getirdiğiniz nokta için de bu net rakam son derece önemli. Öte yandan, şeker fabrikaları batarken birileri zengin olmaya devam ediyor, Cargill mesela. Maalesef yine Sayın Erdoğan'ın imzasıyla geçtiğimiz bir yıl içerisinde 4,5 milyon ton mısır ithal edildi bu ülkeye. Niye ithal edildi? Çünkü Amerikalı Tony'i, Coni'yi zengin etmek için ithal edildi ve GDO'lu mısırlar bunlar ve Cargill fabrikasında bu GDO'lu mısırlarla, genetiği bozuk mısırlarla maalesef nişasta bazlı şeker üretiliyor. Bir taraftan Türk tarımı çöküyor, bir taraftan hayvancılık çöküyor çünkü mısır yemde de kullanılıyor. Bir taraftan Amerikan çiftçisi zengin ediliyor, bir taraftan da Türk milletinin sağlığı bozuluyor. Bunun da hem bir hekim hem bir siyasetçi olarak çok ciddi bir problem olduğunu vurgulamak istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde bütün limanlardaki tarımsal ürünlerin ithalatıyla ilgili dökümleri çıkarttım, sizlere verebilirim. Şu anda bir haftadır Türkiye'nin birçok limanında onlarca gemi tarımsal ürün ithal ediyor. Ne acıdır ki içlerinde pancar küspesi var, mısır var, buğday var, ayçiçeği var. Güzelim ülke, kendi kendine yeten bu muhteşem ülke maalesef, limanlarında ithal tarım ürünleri dolu bir ülke hâline geldi. Hayvancılıkta da durum aynen o şekilde. Bu yılın ilk on ayında canlı hayvan ithalatında 956 milyon dolar para ödedik, et ithalatında 500 milyon dolar para ödedik. Maalesef, Türkiye'deki et ve kıyma Avrupa'daki, hatta dünyanın en pahalı kentlerinden biri olan Londra'daki kıymadan ve etten bile daha pahalı hâle geldi.

Dış ticaretle gurur duyuyorsunuz, sürekli rakamlar paylaşıyorsunuz. Tek tek, iktidara geldiğiniz günden beri dış ticaretin rakamlarını çıkarttım; tam 1,5 trilyon dolarlık dış ticaret açığınız var. Bir daha söylüyorum: 1,5 trilyon dolarlık dış ticaret açığınız var. Neyle kapatıyorsunuz bunu? Tefeciden aldığınız faizli parayla. Peki, aldığınız o faizli para ne oluyor? Tefeciye yüzde 35 dolar faizi veriyorsunuz, ondan sonra o faizi milletin sırtına vergi olarak, enflasyon olarak, hayat pahalılığı olarak yüklüyorsunuz ve girdi maliyetleri yükseldiği için de maalesef, çiftçimiz, köylümüz, esnafımız, sanatçımız, sanayicimiz artık rekabet edemez hâle geliyor.

Bakın, turizmle övünüyorsunuz, sadece turizmden geçen yıl elde ettiğiniz gelir 56 milyar dolar; bu, Çin ve Güney Kore'ye vermiş olduğumuz dış ticaret açığını bile karşılamaya yetmiyor. Dolayısıyla bütün bunlara baktığımız zaman Türkiye'nin rakamlarının hiç de iç açıcı olmadığını söylemek mümkün. Diyorsunuz ki, bugün yine duyduk, muhtemelen biraz sonra tekrar duyacağız: "Teknoloji ihracatımız mükemmel." Baktım, 10 milyar dolarlık teknoloji ihracatı var, bunun da 7 milyar doları İHA'lar ve SIHA'lar yani topu topu 3 milyar dolarlık teknoloji ihracatı yapmışsınız. Şurada, yine Tayvan'dan örnek vereceğim: TSMC firması bundan yirmi-yirmi beş sene önce kurulmuş, otuz sene önce kurulmuş -ki Tayvan dediğiniz ülke Konya'dan daha küçük bir ülke- bir firmanın yıllık ihracatı 150 milyar dolar. Şurada yaptığınız 3 milyar dolarlık teknoloji ihracatını her Allah'ın günü anlatıyorsunuz. Bu, bu kadar büyük bir ülkeye, bu kadar devasa bir ülkeye yakışmıyor.

"Yatırım olacak." dediniz, Birleşik Arap Emirlikleri'yle anlaşma yaptınız şundan bir-iki sene önce "Aman Allah'ım, dünya bizi kıskanıyor." dediniz, "Bütün dünya bu anlaşmayı konuşuyor." dediniz, Birleşik Arap Emirlikleri'nden bir tek kuruş yatırım gelmedi. Bir buçuk yıl önce şu Mecliste bir yasa geçirdiniz, dediniz ki: "Elektrikli araçlarla ilgili BYD'ye biz bir imtiyaz verelim." BYD o günden bugüne 40 binden fazla -bu yılki ithalat rakamlarına baktım- maalesef, TOGG'dan daha fazla, TOGG 30 bin civarında, BYD 40 bini geçmiş ve 40 bin aracı uygun fiyatlarla, ÖTV indirimleriyle, vergi indirimleriyle BYD'ye verdiniz ve BYD'ye verdiğiniz o parayla BYD cebine milyarlarca lirayı indirdi. Dün baktırdım, Manisa'da fabrika ne durumda diye. Yerinde yeller esiyor, Manisa'da daha çivi çakılmamış. Merak ettim, bu fabrika nereye gidiyor diye. Bir de ne göreyim? Türkiye'ye kurulacak fabrika Macaristan'a gitmiş ve Macaristan büyük bir mutlulukla medyasında yayın yapıyor, diyor ki: "Araçlar bize geldi, ekipmanlar bize geldi. Bu yılın ilk üç ayında üretime geçeceğiz." Sayın Başkan, sizinle bunu konuşmuştuk, varsa kanıtınız söylersiniz, hepsi burada, cevabınızı o zaman verirsiniz.

Bu ülkeyi faizciye ve tefeciye mahkûm ettiniz. Her Allah'ın günü 7,5 milyar lira bu ülke faiz ödüyor. Bakın, bir daha söylüyorum: Bu vahşi faize, bu soygun düzenine, bu rant ve talan mekanizmasına dünyada hiçbir ekonomi dayanmaz, Türk ekonomisinin de dayanması mümkün değil.

Borçlara gelince, sürekli borçlardan bahsediyoruz. Bakın, halkımızın borcu inanılmaz artmış. Kredi kartı sayısı 140 milyon, kişi başına düşen ortalama kredi miktarı, kredi borcu almış başını gitmiş, bireysel krediler almış başını gitmiş. Bütün bunları alt alta koyduğumuz zaman çok ciddi bir çöküş söz konusu. Fabrikalar sökülüp Mısır'a gidiyor. Bakın, tekstil piyasası kan ağlıyor. Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır'daydım, tekstil sanayisiyle ilgilendim, oradaki organize sanayi bölgesine gittim. Fabrikaların yarısı şu anda kapanmış vaziyette, olanların da yarısı yarı kapasiteyle çalışıyor; çok vahim bir durum. Son dört yıl içerisinde sökülüp gitmiş fabrikalarla maalesef 4 milyar dolarlık yatırımı Mısır'a gönderdik, 400 bine yakın insan işini kaybetti ama hâlâ siz yerli sanayiyi, yerli üretimi desteklemek yerine, tefeciyi ve dışarıdan yüksek faizle aldığınız parayı desteklemeye devam ediyorsunuz. Genç işsizler... Ne yazık ki Türkiye'de 5 milyon civarında bir ev genci var; bu çok vahim bir durum. Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanlığı bir temizlikçi ilanına çıktı, sayı 3.170 Sayın Başkan, sayı 3.170. 3.170 temizlik işçisi ilanına müracaat eden genç sayısı kaç biliyor musunuz? 1 milyon 600 bin. 1 milyon 600 bin ve bunların 1 milyonu üniversite mezunu. Rakamlar burada, resmî rakamlar. Bu ülkenin gençleri, 1 milyon 600 bin genci eğer 3 bin kişilik kadrodan medet umuyorsa o zaman oturup tek tek düşünmeniz lazım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Maalesef doğan her çocuğumuz 265 bin lira borçla doğuyor ama öyle bir düzen getirdiniz ki bu ülkeye -özellikle rakamları çıkarttım- Erdoğan'ın tek adam rejimine geçtikten sonra veyahut da sizin ifadenizle, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtikten sonraki rakamlara baktım; doğum oranları azalmış bu ülkede, 2,1'ken 1,4'e düşmüş, evlilik oranları azalmış, boşanma oranları artmış ve maalesef bu ülkenin çocuklarının ölüm oranları artmış, 0-5 yaş arası ölüm oranları inanılmaz bir noktaya gelmiş. Sosyal yardımlarla övünüyorsunuz, baktım rakamlara, 4 milyon 440 bin sosyal yardım, elbette yapılacak ama şu soruyu sormanız lazım kendinize: Bu millet niye sosyal yardıma mahkûm ve mecbur oldu? Baktığımızda 20 milyon kişi sosyal yardımla geçiniyor, 25 milyon kişi de maalesef açlık sınırının altında bir gelirle hayatını idame ettirmeye çalışıyor.

Rakamlar uzun, isteyen herkese bütün bu kapsamlı rakamları veririm fakat yirmi üç yılın sonunda bu ülkeyi 1,5 trilyon dolar dış ticaret açığıyla, 3,5 trilyon dolar topladığınız vergiyle, 130 milyar dolardan 540 milyar dolar borca taşıdığınız sistemle; yer altında, yer üstünde ne var ne yoksa satarak, gelecek garantili ipotekli projelerle ülkenin istikbalini ipotek altına alarak getirdiğiniz durum bu. Çocuklar daha çok ölüyor, gençler daha çok işsiz, sanayi çökmüş, ihracat durmuş ve siz, maalesef, birtakım sanal rakamlarla bu milleti ikna etmeye çalışıyorsunuz ama ne yazık ki söylediğiniz doğru değil ve bu millet derin bir yoksulluk ve sefaletin içerisinde. Ha, inanmıyor olabilirsiniz, rakamların hepsini sizlerle beraber oturup TÜİK'in ve sizin resmî kurumlarınızın rakamlarıyla tartışmaya hazırım. Hatta daha doğru bir şey yapalım; gelin, sahaya çıkalım, çarşıya pazara gidelim, esnafa gidelim, köylüye gidelim, gece köylere gidelim -gerçi kimseyi bulamazsınız ama- bakın, görün köylü size ne söylüyor, esnaf size ne söylüyor, oradaki insanlar size ne söylüyor hepsini duyacaksınız.

Yanı sıra, maalesef, çocuk suçunda inanılmaz bir artış var, 2024'ün sonunda çocuk suçlarıyla ilgili dosya sayısı korkunç. 612 bin dosya var 2024'ün sonunda, 612 bin! Burası evlatlarına, çocuklarına bayram armağan etmiş bir Meclis ve böyle bir ülkede 612 bin çocuk dosyası var ve 280 bin mağdur, 203 bin suça sürüklenen çocuk. Sadece çocuk istismarı dosyası sayısı 63 bin Sayın Başkan, 63 bin! Yakışıyor mu bu Türkiye'ye? Bütün bunlar sefaletin, yoksulluğun, açlığın ve kötü yönetimin sonucu.

Tabii, tutmayan hedeflerden bahsedeceğim, zaman daraldı, son bir konudan daha bahsetmek istiyorum ama merak eden AK PARTİ'li arkadaşlarımız varsa, iktidar cenahından hakikaten rakamları merak edenler varsa hepsini belgeleriyle, bilgileriyle paylaşmaya hazırım. Sizin paylaştığınız rakamlarla örtüşmeyen net tablo söz konusu.

Tabii, sabahtan beri bazı değerlendirmeciler, bazı konuşmacılar sağ olsunlar "terörsüz Türkiye" adı altında birtakım yorumlar yaptılar. Bu ülkenin terörsüz olmasını hepimiz istiyoruz, sadece terörsüz değil, teröristsiz Türkiye olsun istiyoruz; aynı zamanda, bu ülkede ihanet olmasın istiyoruz. Fakat bakıyoruz, bu Komisyonun paydaşları arasında bir görüş ayrılığı var, birisi diyor ki: "Ben terörsüz Türkiye'yi kabul etmiyorum." Diğeri diyor ki: "Terörsüz Türkiye." Peki, niye kabul etmiyorsun? "Çünkü yapılan şeyi biz terör kabul etmiyoruz." diyor. Yani 50 bin kişinin katledilmesini, çoluğun çocuğun katledilmesini, polisin, Emniyet mensubunun, askerin şehit edilmesini "Terör olarak kabul etmiyoruz." diyorlar, raporuna yazmışlar. Peki, başka? "Biz onları affedilmesini de istemiyoruz." Niye? "Çünkü suç işlemediler ki affedilsin." E, pişmanlık yasası var. "Hayır, onu da istemiyoruz." Niye? "Çünkü pişman olacak bir suç işlemedik." diyorlar. Dolayısıyla, böyle bir yaklaşım tarzı içerisinde iktidar cenahı içerisinde ya da koalisyon ortakları içerisinde böyle bir ayrışmanın olduğunu vurgulamak istiyorum.

Bir kere, bizi çok sert eleştiriyorsunuz, teşekkür ederiz. Bu eleştirileriniz, aslında meseleye nasıl baktığınızın da bir göstergesi. Biz bu ülkenin sigortasıyız, biz milyonların temsilcisi, milyonların yüreğindeki kaygıyı, endişeyi, korkuyu veya beklentiyi buraya yansıtan, onların adına siyaset yapan kadrolarız. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ÖZNUR BARTİN (Hakkari) - Komisyonda değilsiniz, hiçbir yerde değilsiniz.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Ve bu duruşumuz devam edecek, mücadelemiz devam edecek; kararlılıkla soru sormaya ve millet adına Parlamentoda olanı biteni takip etmeye devam edeceğiz.

Diyorsunuz ki: "Biz, Anayasa değişsin istiyoruz."

Sayın Başkanım, biraz müsaade istiyorum, uzatmayacağım, istirham ediyorum.

BAŞKAN - İki dakika uzattım, iki dakika daha.

Buyurun.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Toplam kaç dakika verdiniz?

BAŞKAN - Şu ana kadar iki dakika. İki daha...

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Sayın Başkanım, altı dakika verdiniz diğer arkadaşlarımıza. İstirham ediyorum altı dakika...

BAŞKAN - Devam edin...

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Nasıl bir çetele ya? İki dakika, iki dakika...

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Ne dediniz?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - "Çetele" dedim.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Bir söyler misiniz bir daha?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - "Nasıl bir çetele? İki dakika..." dedim.

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Ne dediğini söylemek zorunda değil.

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Efendim, çetele tutuyoruz çünkü biz hakkaniyetliyiz, adiliz onun için. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) -

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Çetele tutmuyoruz, biz hakkımızı arıyoruz; siz konuşacaksınız, biz konuşmayacak mıyız? Elbette konuşacağız, elbette konuşacağız.

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Genel Kurula hitap et lütfen. Neden bağırıyorsun?

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Altı dakika konuşacaksınız, biz konuşmayacağız öyle mi? Bizi susturamayacaksınız, merak etmeyin, konuşmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Ne alakası var? Ne alakası var?

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Nasıl "çetele" diyorsunuz? Meclisteki konuşmamıza da mı mâni olacaksınız? Ne çetelesiymiş o?

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Çetele! Ayıp denen bir şey var!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - İtiraz ediyoruz, itirazlarımızı söylüyoruz size tek tek.

ÖZLEM ZENGİN (İstanbul) - Dakika tutarak...

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Anayasa 1, 2, 3, 4'ü değiştirecekmişsiniz; hayır, değiştiremezsiniz. Anayasa’nın giriş kısmını değiştirecekmişsiniz; hayır, Anayasa’nın ruhuna dokundurtmayacağız. Öte yandan, teröristleri affedip onlara iş verecekmişsiniz -onlara SGK verecekmişsiniz- onlara dokunulmazlık verecekmişsiniz; hayır, buna da itiraz ediyoruz. Yanı sıra onların heykellerini dikecekmişsiniz.

Teröristbaşını, 50 bin kişinin katilini muhatap aldınız, Parlamentonun temsilcilerini, o alçağın ayağına götürdünüz; bunu reddediyoruz çünkü oradan bir muradınız vardı, o alçağı devletle eşitlemek, onu aynı zamanda bir başmüzakereci yapmak. İstiyorsunuz ki onu oradan çıkartıp bir saraycığa oturtun ve oradan hem terör örgütünü hem de onun siyasi uzantılarını yönetsin, "Hayır!" diyoruz.

Yine baktım raporunuza, teröristlerin heykellerinin dikecekmişsiniz, dikemezsiniz; buna ne sizin yüreğiniz ne gücünüz yeter! (İYİ Parti sıralarından alkışlar, DEM PARTİ sıralarından gürültüler)

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Çarpıtma. Nerede yazıyor?

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) -

Biz millet adına bu ülkenin hakkını, hukukunu korumaya devam edeceğiz, Parlamentonun hakkını, hukukunu korumaya devam edeceğiz, şehitlerimizin hakkını, hukukunu korumaya devam edeceğiz.

ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkari) - Raporu çarpıtmayın!

ÖZNUR BARTİN (Hakkari) - Biz de aynı şekilde! Biz de aynı şekilde! Yakılan köylerin, faili meçhullerin hesabını soracağız elbette ki!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Öte yandan, bu ülkede herkesin problemi var. Biz istiyoruz ki herkes eşit ve birinci sınıf vatandaş olarak yaşasın, demokrasinin kurum ve kuralları işlesin, hukukun üstünlüğü bu ülkede kurumsal hâle gelsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Bir cümleyle bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

CENGİZ ÇİÇEK (İstanbul) - Hakaret etmeyin, yalan söylemeyin!

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Raporu çarpıtma!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Herkes eşit ve birinci sınıf vatandaş olsun, devlet kurumları şeffaf yönetilsin, devlet kurumlarında bu ülkeyle ilgili karar alanlar hesap versin ve bu ülkenin her bir ferdi eşit ve birinci sınıf vatandaş olsun, kimse bu ülkenin insanlarını ayırmasın; Kürt'üyle, Türkmen'iyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Abaza'sıyla, sağcısıyla, solcusuyla hepimiz eşit ve birinci sınıf olalım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkari) - Kimse bunun üstünde oy hesabı da yapmasın!

ÖZNUR BARTİN (Hakkari) - Hangi eşitlik söz ediyorsun sen, hangi eşitlikten? Kürt düşmanlığı yapıyorsunuz!

ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkari) - Oy hesabı yapmayın! Oy hesabı yapmayın!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Kabul edemiyorsunuz bunu çünkü Kandil'le, teröristlerle aranızda çok güçlü bir bağ var.

ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkari) - Kabul ediyoruz, eşit değil!

ÖZNUR BARTİN (Hakkari) - En büyük hain sizsiniz! Vatan hainleri de sizsiniz!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Terörü reddedemeyenlerle, terörü lanetleyemeyenlerle, İmralı'dan talimat alanlarla, Kandil'den talimat alanlarla biz aynı cephede olmayacağız, aynı safta olmayacağız.

ÖZNUR BARTİN (Hakkari) - Bu ülkeye cenazeler gelsin diye her gün yırtınan, en pislik, en zehirli dille konuşuyorsun!

TURHAN ÇÖMEZ (Devamla) - Evet, bu ülkedeki bütün problemlerin çözümünün adresi demokrasidir, hukukun üstünlüğüdür, insan haklarıdır, özgürlüklerdir ve biz de, göreceksiniz, bu inançla, bu samimiyetle çalışacağız ve milletimizin, aziz Türk milletinin sigortası ve teminatı olmaya devam edeceğiz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)