| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 20.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA ELİF ESEN (İstanbul) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Fıkra gibi bir ülkeyi yaşıyoruz. Bir video var dolaşımda. Emekliye soruyorlar "Yeni yılı nasıl kutlayacaksın?" diye. Cevap çok manidar "Bu sene yeni yılı kutlamak yok, o bizi kutlasın 2025'ten nasıl çıktınız?" diye. Hani derler ya "Gülelim mi, ağlayalım mı?"
Şimdi, size bir döviz göstereceğim. Burada, bu gördüğünüz dövizde iki dönem var, iki yöntem anlayışı ve iki zıt sonuç: Sol tarafta 2002-2014 dönemi var, bu dönem AK PARTİ'nin ilk on iki yılı. Sağ tarafta ise 2014-2024 dönemi var, bu dönem ise AKP zihniyetinin hâkim olduğu dönem. Kaynaklar ortada: Merkez Bankası, Dünya Bankası, TİM. Bakın, soldaki dönemi hatırlayalım: 3 Kasım 2002, Türkiye genel seçimlerinde AK PARTİ yüzde 34 oy alarak tek başına iktidar oldu. Türkiye Büyük Millet Meclisine sadece iki parti girdi: AK PARTİ ve CHP. 2002-2014 arası krizlerin, kaosların içinden geçen bir Türkiye vardı. Beyoğlu'nda sinagog patlaması, HSBC binasına saldırı, yine İngiliz Konsolosluğuna saldırı, Şemdinli Umut Yayınevi Zirve Kitabevi bombalanması, Danıştay saldırısı, Hrant Dink suikastı, 1 Mart tezkeresi krizi, ABD'yle ilişkilerin gerilmesi, ABD'nin Irak'a girmesi ve ardından Irak Savaşı, e-muhtıra, iç siyasi kriz, büyük protestolar, mitingler, Cumhurbaşkanlığı seçiminin kilitlenmesi, AK PARTİ'ye kapatma davası açılması, AYM'nin üniversitelerde başörtüsünü yasaklaması, "one minute" olayı, Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehit edilmesi, askerî ve sivil bürokrasinin sarsılması, Ergenekon olayları, Ankara Kızılay'da büyük bombalı terör saldırısı, İlker Başbuğ'un tutuklanması, MİT, FETÖ krizi, F-16'mızın düşürülmesi ve daha birçok ülke gündemini sarsan ağır olay ama bütün bunlara rağmen ne oldu? 2012'de hâlâ faizler yüzde 5, enflasyon yüzde 6'ydı, üstüne Gezi olaylarını yaşadık, 17-26 Aralık olayları yaşandı, 4 bakanla ilgili yolsuzluk soruşturmalarıyla yaşanan iç siyasi krizler ve çözüm sürecini yaşadı Türkiye ancak bütün bu krizlere ve büyük olaylara rağmen ülke ekonomimiz gelişiyor, büyüyordu.
Yine, bir görsel sunacağım size, bu görselde bu sayıları net olarak görebilirsiniz, yıllara sari; faizler düzenli düşmüş, enflasyon gerilemiş, kur istikrarlı olmuş, ihracat artmış, gayrisafi yurt içi hasıla ve kişi başına düşen millî gelir artmış yani şunu çok açık söylemek lazım: Krizler doğru yönetildiğinde sorun olmayabiliyormuş, demek ki faiz, enflasyon ve kur düşerken de büyüme sağlanabiliyormuş. Peki, bütün bu başarı nasıl olmuş? Güven, istikrar, liyakatli kadrolar, istişare ve ortak akılla olmuş. Şimdi, sağ tarafa bakalım, yine aynı dövizde. Burada, sağ tarafta enflasyonda patlama, kurda rekor değişimler, gelirlerin erimesi, halkın fakirleşmesi. Peki, neden? Bazı sebepler sayabilirsiniz ama yukarıda o krizlerin çok benzerlerini zaten bahsettim. Peki, bu süreçte ne oldu? Bu süreçteki gelişmeler şunlardı: 2014'te Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu. Kasım 2015, AK PARTİ seçimlerde yüzde 49,5 oy aldı. 2018'de başkanlık sistemine geçildi. Bunların üzerine 2023'te yeni bir seçime girildi. Oy oranınız, AK PARTİ'nin oy oranı yüzde 49,5'tan yüzde 35'e düştü, bugün bunun da altında gözüküyorsunuz. Peki, kendinize hiç soruyor musunuz "Neden bu düşüş gerçekleşti?" diye. Çünkü sebep yine ortada, güç tek merkezde toplandı, istişare bitti, liyakat, bilgi, deneyim geri plana atıldı; kurumlar, kurullar, kurallar alt üst oldu; Meclis ve güçler ayrılığı zayıfladı. Sonuç: Devlet kapasitesi ve devletin yönetim kabiliyeti zayıfladı, ekonomi adaletle birlikte çöktü. Dün Sayın Cevdet Yılmaz'ın yoksulluk sınırıyla ilgili sözlerine bu kürsüden yanıt vermiştim, tepki göstermiştim ama bir de şu konu vardı, bunu da konuşmadan geçmek istemiyorum: "Cumhurbaşkanlığı sistemi kendini kanıtladı." diyordu. Şimdi soruyorum kendisine ve kendisi gibi düşünenlere: Bu mu kendini kanıtlayan başkanlık sistemi? Bu sistemin doğurduğu iktidar anlayışını tarif eden bir benzetme yapmak istiyorum: Bir ailenin para harcamayı çok seven, söz dinlemeyen haylaz bir genci olduğunu düşünün, har vurup harman savuruyor, gününü gün ediyor ama borçları yığıyor. Ödeyemeyince, alacaklılar kapıya dayanınca da anasının babasının sırtına yüklüyor "Hadi ödeyin." diyor. İşte başkanlık sisteminde de bakanlarınız benzer rahatlıkla ekonomik modellerle oynayınca, dibe batan ülke ekonomisine para bulamayınca bu ülkeyi göz göre göre borç ve faiz batağına sürüklediniz el birliğiyle. Şimdi de o borçları, alın teriyle çalışan, zor geçinen vatandaşın sırtına yıkıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)
Kuran-ı Kerim'de faizi açık olarak haram kılan ayetler var. Borç faizi yetmedi, bir de üstüne kur korumalı mevduatı getirdiniz, oradan da çoklu faiz sarmalına, zindanına bu halkı mahkûm ettiniz. Zengin daha zengin oldu, ortadirek sarsıldı, yok oldu, yoksul daha yoksul oldu. Bugün doğan her çocuk gırtlağına kadar borçla doğuyor. TÜİK'in bile kendi makyajlı verileriyle bunu gayet net görüyoruz. Son beş yılda nüfusumuzun sadece yüzde 5'i zenginleşti, yüzde 95'inin geliri ya düşmüş ya sabit kalmış. "Ekonomi büyüyor." diyorsunuz, işte o yüzde 5'e büyüyor. Herhâlde o yüzde 5 de sizlerin etrafındaki tanıdıklarınız ki bu sıkıntıları görmekte zorlanıyorsunuz. Gelir adaletli dağılmıyor bu ülkede ve daha da vahimi şu: Önümüzdeki dönemde faize ödenecek toplam 3 trilyonun üstüne kur korumalı mevduat sisteminden de ödenecek 1 trilyondan fazla faiz yükü var; etti mi size 4 trilyon. 4 trilyonu konuşmak kolay ama 4 trilyonla neler yapılabileceğine bir bakalım hep birlikte; on sene boyunca çocuklara, gençlere umut demekti o 4 trilyon, okullarda bir öğün ücretsiz yemek demekti. Asgari ücretlinin insan onuruna yaraşır hayatlar sürmesi, yaşlılığını huzurla geçirebilmesi demekti. Engellinin, hastanın sağlığa erişimi demekti. Çiftçinin, işçinin, besicinin, esnafın, sanayicinin can suyu demekti. Dün "Üzülüyorum." diyordum ama bugün bunları düşündükçe ve konuştukça kahroluyorum çünkü insanlar artık yoksulluğu iliklerine kadar değil hücrelerinin çekirdeğine kadar hissediyorlar. Başkanlık sisteminin hesabı ortada; bu ülke ve insanı bu yükü daha fazla taşıyamaz. Vatandaşın sesini, hatta çığlıklarını duyun artık, gidin şehirlerinize, çıkın halkın içine, kahvelere, pazarlara gidin, halkın hatırını sorun; ne duyacaksınız bir bakın. Başkanlık sistemi değişmeli, bu devran böyle dönmez. Bu ülke seçeneksiz değil; bu ülkenin vicdanlı, sorunlarını yine çözebilecek, iyi yetişmiş, çözümleriyle bekleyen liyakatli kadroları var elbette. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bizler tam da bu inançla, bu Mecliste gece gündüz çalışmaya devam ediyoruz. Artık birilerinin bu cümleyi daha yüksek sesle söylemesi gerekiyor. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmeden bu bataktan çıkılamaz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)