GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:38
Tarih:20.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, devletin nasıl çözüldüğü, milletin nasıl aldatıldığı ve Türkiye'nin nasıl bilinçli biçimde uçuruma sürüklendiği hakkında konuşacağım ve şunu en baştan söyleyeyim: Bu ülkede yaşananların tamamı koltuk gitmesin diye bile isteye alınmış kararların sonucudur. Türkiye'nin yakın tarihine bakın, her dönemin ortak bir parolası var, çoğunluğu sağlayalım gerisi hallolur. Bir zamanlar bu ülkede "Beraber yürüdük biz bu yollarda." denilen devletin kılcal damarlarına sızmış bir yapı vardı, devletin en mahrem noktalarına kadar yerleştirildi, yargıyı onlar yönetti, emniyeti onlar dizayn etti, bürokrasiyi onlar şekillendirdi çünkü iktidar için lazımdılar. Sonra ne oldu? O yapı bu devlete silah doğrulttu, silah. "Devlet aklı" diye diye bildiğiniz iktidar hesabını yürüttünüz; o gün "Aldatıldık." dediniz, bugün yine aynı yoldasınız. FETÖ gitti ama onu mümkün kılan anlayış gitmedi. Bugün bu ülkede tarikatlar kenarda köşede değildir, kamunun içine kadar uzanan bir ilişkiler ortaya çıkmıştır. Cemaatler yalnızca örgütlenmekle kalmamış, atama ve karar süreçleri üzerinde etkili olduklarına dair ciddi iddialarla gündeme gelmiştir. Eğitime bakın, adalete bakın, sağlığa bakın, devletin kaderi yapıların pazarlığına bırakılmış durumda. Bugün bu ülkede kamu kaynakları belli vakıflara sistematik biçimde aktarılıyor. Bugün devletin kapıları referans mektuplarıyla açılıyor. Bu devletin düştüğü hâle bakın. Bu ülkede bir dönem "Ne istediler de vermedik?" diyen bir iktidar vardı, yargıyı, emniyeti, eğitimi, bürokrasiyi FETÖ'ye teslim eden bir siyasi akıl vardı ve bunu bir devlet politikası olarak yaptınız. Çünkü o gün de mesele devlet değildi, çoğunluktu, iktidardı, yüzde hesabıydı. Cumhuriyet tarihi boyunca tarikatlar vardı ama hiçbir dönemde bu kadar pervasız, bu kadar aleni, bu kadar devletin merkezinde olmadılar. Bu iktidar döneminde tarikatlar fiilen iktidarın ortağı hâline getirildi. Tahkikatlar sadece dinî yapılar değildir, aynı zamanda ticari yapılardır; kolejleri var, vakıfları var, şirketleri var, medya organları var. Devlet gücüyle büyütülen, kamu kaynaklarıyla beslenen bir paralel ekonomi oluşturuldu ve siz buna göz yumdunuz, bizzat bunu yönettiniz. Devletin boşalttığınız damarlarına bu kez farklı yapılar, farklı cemaatler yerleştirildi ve bunun sonucu ortada. Bugün Türkiye'de hâkimlerin, savcıların Whatsapp gruplarında hukuk konuşulmuyor. Orada "Kim bizden, kim sakıncalı, kim çizgi dışı?" diye fişleniyor, isimler dolaşıyor, listeler paylaşılıyor, referanslar el değişiyor. Yargıyla sınırlı değil, aynı referans düzeni okul müdüründen il müdürüne, hastane başhekiminden daire başkanına kadar kamunun her kademesinde karşımıza çıkıyor. Açık konuşalım, bu ülke ikinci bir ihaneti, ikinci bir 15 Temmuzu, ikinci bir "Kandırıldık." masalını taşıyamaz.

Gelelim şimdi yeni masalınıza, terörsüz Türkiye. Bu devleti cemaatlerin insafına bırakan iktidar aklı, bugün iktidarını korumak için terörü muhatap alacak noktaya gelmiştir. Bu masada sadece iktidar yok, yıllardır terörle arasına mesafe koymayanlar da var. Bir yanda iktidarını kurtarmaya çalışan bir siyasi hesap, öte yandan bu hesap üzerinden siyaset alanını genişletmeye çalışan bir fırsatçılık. Ortada ne barış var, ne ilke var, ne tutarlılık var. İktidar için bu bir koltuk hesabı, karşı taraf için bu bir kazanç ve pazarlık hesabı. Devlet değişmedi, terör değişmedi, örgüt değişmedi; değişen, bu samimiyetsiz ortaklığın taraflarıdır. Dün "açılım" kelimesini ağzına alanı hain ilan ediyordunuz, bugün aynı süreci başka kelimelerle vitrine koyuyorsunuz. Dün "Habur rezaleti." diye bağıranlar bugün "Tarihî fırsat." diye alkış istiyor.

Bir sözüm de Cumhur İttifakı'nın diğer ortağına: Dün "Vatan millet Sakarya." diyerek kürsülerden siyaset yapanlar, bugün aynı kürsülerde kelimeleri eğip büküyor, cümlelerin arkasına saklanıyor. Dün en sert olanlar bugün en muğlak olanlara dönüştü.

KAMİL AYDIN (Erzurum) - Eğilme, bükülme yok.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bükülen sensin!

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonra, bir anda ne oldu biliyor musunuz? Bir sabah kalktık, anayasa konuşmaya başladınız. "Yeni anayasa." dediniz, "toplumsal mutabakat" dediniz, "uzlaşma" dediniz; işte, tam o noktada kendinize yeni ortaklar aramaya başladınız; yetmedi, bu kez teröre sarıldınız. İktidarınızı kaybetmemek için bu ülkenin en can yakıcı meselesini bir kez daha siyasi pazarlık malzemesi hâline getirdiniz. "Yeni anayasa" söylemiyle bu terörsüz Türkiye masalının aynı ana denk gelmesi tesadüf değildir. Bu, Türkiye'nin ihtiyacı olduğu için değil iktidarınızın ihtiyacı olduğu için gündeme getirilmiştir.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Ayıp ya!

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Her bakanınız, her yetkiliniz, her kürsüye çıkanınız aynı cümleyle başlıyor: "Yeni anayasa şart." Sanki Anayasa umurunuzdaymış gibi, sanki bugüne kadar Anayasa hassasiyetiyle hareket etmişsiniz gibi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Siz de Anayasa görüşmeleri yapıyordunuz.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Bakın, ortada bir gerçek var, bu Anayasa'yı 12 kez değiştirdiniz, maddelerinin dörtte 3'ünü yeniden yazdınız, bütün yetkileri tek elde topladınız, denetimi neredeyse sıfırladınız. Yetmedi mi?

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu sistem olmasaydı siz olmazdınız zaten burada.

HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) - Yeni anayasayla amaçlanan nedir, gerçekten merak ediyorum. Daha ne istiyorsunuz? Yoksa, hedef şu mu? Anayasa'yı tamamen kaldırıp yerine tek cümle yazmak "Sayın Cumhurbaşkanı uygun görürse uygulanır." Ya da Anayasa'ya şu maddeyi mi ekleyeceksiniz? "Kararlar hoşumuza giderse uyarız, gitmezse tanımayız." Asıl soru şudur: Yeni anayasa yapıldıktan sonra mı Anayasa'ya saygı duymaya başlayacaksınız? Bizi ikna edin. Yeni anayasanın hangi maddesi sizin hukuka bakışınızı değiştirecek?

Sayın milletvekilleri, Anayasa'ya da Meclis İç Tüzük'üne aykırı biçimde kurduğunuz o Komisyon var ya, hani yetkileri belirsiz, sınırları muğlak, Meclise değil İmralı'ya bağlı çalışan Komisyon. İşte o Komisyona partiler raporlarını sundu. İktidar, daha rapor yazılırken bile bunu "ülkenin tek çıkış yolu" diye pazarlıyor, "Ortak rapor çıksın, her şey kendiliğinden çözülecek." masalı anlatıyor. Üstelik kendi raporlarını bile lider onayıyla hazırladıklarını söyleyip Meclisi âdeta noter yerine koyuyorlar. Bir yandan da "Ekonomi şahlanacak." gibi alakasız vaatlerle bu acı meseleyi propaganda vitrinine çeviriyorlar.

Bu yöntem şunu açıkça gösteriyor: Amaç rapor yazmak değil, amaç Meclisten bir irade çıkarmak değil; amaç, önceden verilmiş siyasi kararları rapor kılıfıyla meşrulaştırmak. Geldiğimiz noktada, bu ülkede mesele ne terördür ne Anayasa ne de barıştır; mesele, iktidarını kaybetmemek için devleti cemaatlere, hukuku pazarlığa, Meclisi vitrine dönüştüren bir zihniyettir. Buradan açıkça söylüyorum: İktidarınızı kurtarmak uğruna bu ülkeyi yeni felaketlere sürüklemenize izin vermeyeceğiz; ne cemaat düzenine ne terör pazarlığına ne de bu kirli ortaklıklara boyun eğeceğiz. Bu milletin bir daha kaybedecek tek bir evladı yok, bir daha harcayacak tek bir devleti yok.

Şimdi, bir de şu lafa sarıldınız: "Kan dursun istemiyor musunuz?" Bu, artık bir siyasi argüman değil ahlaki şantajdır. Kim kan aksın ister? Bu ülkede evladını toprağa veren hangi ana kan dursun istemez? Şehit cenazesinde dimdik duran hangi baba barışa karşıdır? Siz barışı "Ya bizden yanasın ya kanın." ikilemine sıkıştırarak pazarlıyorsunuz. Daha önce de "barış" dediniz, daha önce de "Anneler ağlamasın." dediniz, sonra ne oldu? Analar daha çok ağladı, daha çok kan aktı. Siz var ya siz, siz bu ülkenin evlatlarını toprağa verdirip ailelerine "Vatan sağ olsun." dedirttiniz. Şimdi, o kanın üzerinden teröristbaşıyla pazarlık yapıyorsunuz. Şunu unutmayın: Şehit aileleri sizi affetmeyecek, bu millet sizi affetmeyecek, tarih sizi affetmeyecek diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)