| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 20.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizleri izleyen değerli halklarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Her yıl bu kürsüde halkın alın terinden doğan bütçenin kaderini konuşuyoruz. Biz, bütçenin, yalnızca parasal harcamaların rakamlarıyla oynanıp geçildiği teknik bir metin olarak ele alınmasını kabul etmiyoruz. Bütçeyi, harcama alanları ile bu ülkede giderek yaygınlaşan şiddet hâli arasındaki bağ üzerinden bugün ele almak istiyorum çünkü bütçe nasıl bir toplumun hedeflendiğinin göstergesidir. Yani bir ülke barışı mı, toplumsal uzlaşıyı mı yoksa şiddeti üretip büyütmeyi mi esas aldığını ortaya koyan kurucu bir siyasal metindir, bir toplumsal mutabakat metnidir ama bugün, günlerdir tartıştığımız bütçe toplumsal uzlaşıyı, mutabakatı değil eşitsizlik üzerinden şiddeti yeniden üreten, yoksulluğu gözetmeyen bir düzen kurmaktadır. Bu şiddeti yalnızca evde, sokakta ya da mahkeme salonlarında ararsak yanılırız. Şiddet tekil değildir, şiddet üretilen bir toplumsal düzendir, ilişki biçimidir; şiddet bir iktidar aygıtıdır ve bütçe onun mali parasal aklıdır. Yoksulluk bir şiddettir, eşitsizlik şiddettir, kamu yatırımlarının savaş altyapısına aktarılması şiddettir, dışlama ve yok sayma şiddettir, 60-70 yaşında hâlâ çalışmak zorunda bırakılmak bir şiddettir. İşte, bu şiddetin içinden filizlenen toplumsal sorun olarak her seferinde burada tartıştığımız ama geçiştirilen başka şiddet biçimlerini bu siyasal akıldan koparılıp ele almak mümkün değildir çünkü toplumlar kendiliğinden şiddete yönelmezler. Şiddet onu normalleştiren siyasal, ekonomik, kültürel tercihlerle üretilir. Bu tercihler adaletsizlikleri sıradanlaştırır, yoksulluğu kader gibi sunar, kimi zaman din üzerinden sabır ve tevekkül söylemleriyle süsler ve şiddeti bunun meşru bir çözüm yolu olarak sunar. Gündelik hayatımızın içine sızar, ekonomiyle, nefret diliyle, erkeklik ve iktidar ilişkileriyle yeniden yeniden anlık olarak kurulur.
Değerli milletvekilleri, gelin, açtığım bu bütçe ve şiddet penceresinden bir yıl önce onayladığımız bütçenin toplumsal sonuçlarına bakalım ve en temel bir soruyla başlayalım: Bu devlet, vergisini aldığı herkese eşit ve adil davrandı mı? 2024 yılında yurttaşlardan toplanan vergilerin büyük bölümü dolaylı vergilerden yani en yoksuldan, en az gelir alandan alındı. Bu ülkenin dört bir yanında üreten, çalışan, alın teri döken emekçilerin de Kürtlerin de Alevilerin de Romanların da göçmen işçilerin de vergisi bu bütçeye girdi ama söz konusu bunların hakları olduğunda ise tablo değişmedi. Kürtler için ana dilde eğitim, kamusal hizmetlere erişim yok, Aleviler için hâlâ inanç tanınmıyor, cemevleri ibadet sayılmıyor. Ötekileştirilen tüm kesimler için eşit yurttaşlık sadece kâğıt üzerinde kalıyor. Vergi var, kimlik var, inanç var ama tanıma yok. Vergi alınırken herkes eşit yurttaş; hak talep edildiğinde, tıpkı bu Meclis tutanaklarına geçildiği gibi, bilinmeyen dil, bilinmeyen, tanınmayan inanç, inkâr edilen kimlik muamelesi gösteriliyor. Soruyorum: Kimliği, dili, inancı tanımayan ama vergiyi eksik alan bu düzen nasıl toplumsal refah, nasıl bir barış üretebilir? Üretemez de üretemediği için de toplumsal gerilimleri sürekli derinleştiriyor, çatışmalı bir toplumsal zemin yaratıyor. Bu şiddet hâli sadece kadın-erkek arasında ya da yalnızca bireyler arasında değil halklar arasında, halkların kendi içinden de sürekli üretiliyor tıpkı Kürt coğrafyasında aşiretler arasında, aileler arasında yapılan kavgalar gibi. Bugün, "aşiretler" ya da "aileler" adı altında yaşanan bu şiddet olayları ne bir gelenek ne de bir kültürdür. Aşiretler tarihsel olarak komünal dayanışmanın, ortak yaşamın, karşılıklı sorumluluğun bir biçimi olarak ortaya çıkmıştır ancak bugün ise komünal bağların devletin bütçe ve diğer politikalarıyla bilinçli olarak zayıflatıldığı, etik ve dayanışmacı ahlak ilişkilerinin çözüldüğü siyasal ve ekonomik tercihlerinin sonucunda şiddet üretir hâle getirilmiştir ve bu bütçe bölgesel eşitsizliği, komünleri, dayanışma ağlarını onarmak yerine çözülmüş bu yapılar üzerinden şiddeti yönetmeyi, derinleştirmeyi bir tercih olarak önüne koymaktadır.
Değerli milletvekilleri, şiddet toplumu yalnızca açık fiziki bir şiddetle kurulmaz, kimi zaman doğrudan olsa da kimi zaman kurumsallaştırılmış yöntemlerle inşa edilir. Uyuşturucu, fuhuş, ajanlaştırma, çeteleşme gibi olgular münferit birer suç ya da dar güvenlik bakış açısıyla ele alınmamalıdır çünkü uyuşturucu yalnızca bir madde, bir uyuşturma değil geleceksizliğin yönetilme biçimidir. Fuhuş yalnızca bir suç alanı değil kadın bedeni üzerinden yeniden üretilen bir sömürü düzenidir. Ajanlaştırma ise "istihbarat" adı altında korkuyu, şüpheyi, toplumda güvensizliği örgütleyen, birlikte yaşamı hedef alan bir şiddet biçimidir. Bütün bunların toplamı Kürt coğrafyasında bilinçli bir şekilde sürdürülen özel savaş politikalarının adıdır. (DEM PARTİ sıralarından alışlar)
Değerli milletvekilleri, bu şiddet toplumunun bir başka yüzü de gerçekleşen intiharlardır. Yapısal bir şiddet rejimi olarak işlettiğiniz cezaevlerinde intihar olarak kayda geçen ölümler, borç batağına sürüklenen gençler, "Geçinemiyorum." yazısıyla yitirilen canlar, on-line bahis, kripto paralar ve tuzaklarına çökertilen hayatlar, ısınamadığı için intihar eden anneler, geçinemediği için yaşamına son veren emekliler ve tüm bu intiharların araştırılması ya da ne gibi tedbirlerle önlenmesine dair bütçede tek bir kalem yok. Bugün yaşadığımız toplum içindeki sosyal yıkım ve şiddeti olağanlaştıran, ölümleri sıradanlaştıran bütçe tercihlerinin her biri birer çıktıdır. İntiharlar ise sadece bireysel ölüm ya da kişilerin bireysel tercihi değildir; bunlar, yaşamı sürdürülemez hâle getirilen bir bütün politikalarınızın toplamıdır. Bugün, milyonlarca emekli 17 bin lirayı bulmayan maaşlarla hayatta kalmaya çalışıp, hangi yıl, ne şekilde geçinip hayatta kalacağının hesabını yapıyorsa emeklilik bir hak olmaktan çıkmış, bir hayatta kalma ödeneğine dönüştürülmüştür.
Bu olağanüstü hâl hâlini almış şiddetin tablosunda kadınlara geldiğimizde durum çok çok daha vahimdir. Adalet Bakanlığı "Bütçenin yüzde 53'ünü kadınlara ayırdık." derken kadının güçlenmesine ayrılan pay 1,2; geri kalan, bakım yükü, doğum teşviki, ev içi roller ise kadını güçlendirmiyor, kadını katlandırmaya çağırıyor. 2025'in ilk on bir ayında 419 kadın katledildi, binlerce kadın şiddetin her türlüsüne maruz bırakıldı. Buna karşın, 2026'da hedeflenen sığınak sayısı 174'ten 151'e düşürüldü. Mesele, sadece koruma kapasitesi ya da sığınak sayısının azaltılması da değil; şiddetten, ölümünden kaçan kadını devletin geçici olarak, bir konuk olarak görüp buralara yerleştirme politikasıdır; şiddeti ortadan kaldıracak politikalara kaynak ayırmak yerine yalnızca "eğer kadın hayatta kalabilirse" diye geçici olarak yerleştirilebileceği idare etme ve yönetme politikası anlayışının ta kendisidir. "Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans." denilirken ortaya çıkan tabloda sıfır koruma, kadının güçlendirilmesine dönük sembolik artışlar bulunmakta.
Sayın vekiller, şiddet toplumu aynı zamanda bütçede silahlanmaya, güvenliğe ayrılan rakamlarla da kendini oluşturur; bütçeyle kurulur, silahla beslenir, güvenlik adıyla kalıcılaştırılır. Silaha ayırdığımız her kaynak barışa, eğitime, kadına, çocuğa, sağlığa ayrılan hizmetten çekilmiş rakamlardır. İşte, önümüzde duran bütçe tam olarak budur. Gerçek güvenlik ise İHA'yla, SİHA'yla, füzeyle değil eşit yurttaşlık ve demokratik çözümle inşa edilebilecek barış toplumudur, bunu gözetebilecek bir bütçe yaratmaktır. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bu ülkenin ihtiyacı hukukun cezasızlıkla üretilmediği, bütçenin şiddeti değil onurlu, insanca bir yaşamı finanse edebildiği, devletin korkuyla değil hakla ilişki kurduğu demokratik toplum sadece çatışmanın değil tüm şiddet biçimlerinin sonlandırılmasının adıdır, bu da gerçek anlamda bu ülkenin ihtiyacı olan adaleti, ekmeği, barışı kurabilmektir; daha fazla cezaevi bunun çözümü değildir. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Bir kez daha ifade ediyorum ki ne toplumsal şiddet ne bireysel şiddet bir kader değildir, şiddet politiktir. Şiddetsizliği, yaşamı, kadın özgürlüğünü, ekolojiyi, eşitliği esas alan demokratik toplum için bir bütçeyi savunuyoruz. Şiddeti üreten, şiddeti meşrulaştıran bu bütçeye de "hayır" diyoruz.
Teşekkürler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)