GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:37
Tarih:19.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aralık ayı birçok anmayı gerektiren bir ay; 49'lar davası, Maraş katliamı, cezaevi, Taybet Ana, Cizre bodrumları, tamamını sayabiliriz. Ben bunlardan özellikle Maraş katliamının 47'nci, cezaevi operasyonlarının da 25'inci yılında, unutturulmak istenen acıların hafızamızda tazeliğini koruyarak başlamak istiyorum. Yüzlerce canımızı yitirdiğimiz bu olaylarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen sorumlular hâlen cezalandırılmadı, yargı önüne çıkarılmadı. Toplumsal barış ve hakiki bir yüzleşme için karanlıkta kalan gerçekler gün yüzüne çıkarılmalı, failler yargılanmalıdır. Adalet sağlanmadıkça bu yaraların kapanması mümkün değildir. Yaşamını yitirenleri saygıyla bir kez daha anarak sözlerime başlamak istiyorum.

Türkiye'nin en temel ve en yakıcı meselelerinden birini konuşacağım. Demokrasi krizinden derinleşen yoksulluğa kadar yaşadığımız her sorunun merkezinde duran barış meselesine değinmek istiyorum. Yüz yıldır tercihlere dayalı bir siyasal düzen inşa edilmiş ve yüz yıldır bütün sonuçlarından şikâyet ediliyor. Yüz yıldır çoklu kişilik bozukluğu yaşanıyor bu ülkede, bir yandan demokratiklik iddiasında bulunuluyor, diğer yandan yerel özerkliği tehdit olarak görüyor ve tüm gücünü merkezde ve mümkünse tek elde toplamaktan da geri durmuyor, vazgeçmiyor, bunun için de her zaman bir gerekçesi oluyor; "beka, güvenlik, içinde bulunduğumuz olağanüstü şartlar" gibi gerekçeler. Herkes bu anayasal düzenden şikâyetçi ama kim iktidara gelirse bu şikâyet ettiği düzenin verdiği nimetleri sonuna kadar kullanmaktan da geri durmuyor. Bu ülkede on yıllarca süren çatışmalı süreç 10 binlerce can kaybına, derin toplumsal yaralara, çoklu kayıplara, ağır adaletsizliklere ve büyük bir yıkıma yol açmıştır. Ortaya çıkan bu tablo yüz yıllık bir inkârın ve yine yüz yıllık bir çatışmanın artık ertelenemez bir hâl almış olan bir barış sorununun sonucu olmalıdır elbette. Bu topraklarda halkların hikâyesi ve elbette varlığı Osmanlı'dan da cumhuriyetten de daha eskidir. Kurtuluş Savaşı yıllarında halklar bu ülkenin bağımsızlığı için en ön saflarda yer almışlardır. Cephede yan yana savaşanlar, kader ortaklığıyla beraber aynı yoksulluğu paylaşmışlardır, aynı umutla bu ülkenin kuruluşuna omuz, güç ve destek vermişlerdir. O gün verilen söz açıktı: Bu ülke ortak bir vatan olacak, herkesin diliyle, kimliğiyle, inancıyla eşit yurttaş olduğu bir cumhuriyet kurulacaktı. Peki, ne oldu? 1924 Anayasası'yla birlikte bu ortaklık reddedildi. Kurucu irade inkâr edildi. Bu Mecliste, bu toprakların kadim halkları tek bir dil, tek bir kimlik anlayışıyla yok sayıldı. Halklar bir gecede bu ülkenin yok sayılan halkı hâline getirildi. Diller yasaklandı, kimlikler inkâr edildi.

Değerli haklarımız, bir halkın adı yasaklanırsa, dili ve kültürü yok sayılırsa, yaşam alanları haritadan silinirse ortada barış değil, artık derin bir adaletsizlik büyür. Bu inkâr politikaları beraberinde doğal ve haklı olarak itirazları ve karşı koymaları getirdi. Ancak devleti yöneten akıl her defasında aynı yolu seçti, müzakere yerine bastırmayı, adalet yerine güvenlikçi politikaları tercih etti. Bu tercih hepimize ve herkese kaybettirdi. On yıllar boyunca bu ülke kanla, gözyaşıyla, acıyla yönetildi. Halklar birbirine yabancılaştırıldı. Demokrasi askıya alındı. Meclis iradesi devre dışı bırakıldı ve bugün geldiğimiz noktada artık çok açık bir gerçek var. İnkâr politikaları artık miadını doldurmuş, iflas etmiştir.

Yine, değerli halklarımız, şunu ifade edelim, bu Meclisin en başta gelen görevlerinden biri de tarihî bir onarım sürecini başlatmasıdır. Tarihî bir onarım diyoruz çünkü tarihe baktığımızda, tarihimizde, bu Meclisin tarihinde büyük yaralar ve çatlaklar var. Barış Mecliste konuşarak, toplumda birlikte yürünerek, şeffaf ve demokratik bir zeminle mümkündür. Bugün, bu kürsüden bir kez daha barış çağrısını tekrarlıyoruz. Bu ülkenin artık daha fazla kaybedecek bir günü, hatta bir dakikası bile yoktur, bulunmamaktadır. Bu barış fırsatı heba edilmemelidir. Bizler, Kürt'ün, Türk'ün, Arap'ın, Süryani'nin, Ermeni'nin, Alevi'nin, Sünni'nin bir, bütün halkların eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşayacağı bir Türkiye'yi savunuyoruz, savunmaya da devam edeceğiz, barışı savunmaya devam edeceğiz, demokratik toplumu savunmaya devam edeceğiz ve sonunda mutlaka şunu herkes görecektir: Barış kazanırsa halklar kazanacak, demokrasi kazanacak. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Barış, yalnızca savaşın ve silahların susması değildir; barış, insanların özgürce korkmadan ve umutla yaşayabildiği bir toplumsal düzenin de adıdır, barış, adaletin tesis edildiği, insan onurunun korunduğu bir yaşam biçimidir. Tarih boyunca milyonlarca insan barış uğruna büyük bedeller ödedi; kimi sözüyle bedelini ödedi, kimi eylemiyle, kimi ise yalnızca yaşama hakkını savunarak bu mücadeleyi vermiştir. Buna rağmen bugün hâlen savaşlar, çatışmalar ve ayrımcı politikalar devam etmektedir ne yazık ki. Oysa dünya herkese ve hepimize yetecek kadar büyüktür. Kaynaklar hepimize yetecek kadar fazladır ve zengindir. Eksik olan şey ise vicdandır, empatidir ve anlayıştır. Barış bir iktidar tercihi ya da dönemsel bir politika olmamalıdır ve öyle bir meseleye konu edilmemelidir. Barış bir insanlık sorumluluğudur.

Değerli halklarımız, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğinin Ekim 2023 tarihinde yayınlanan Geçiş Dönemi Adaleti: İnsanlar, Önleme ve Barış İçin Stratejik Bir Araç başlıklı rehber notu, Birleşmiş Milletlerin bu alandaki vizyonunu güncelleyen temel bir belgedir. Geçiş dönemi adaletini sadece hukuki bir süreç olarak değil, sürdürülebilir bir barış ve kalkınma için stratejik bir politika aracı olarak yeniden tanımlamaktadır. Bu belge Birleşmiş Milletlerin dünya genelindeki barış operasyonlarında ve siyasi misyonlarında geçiş dönemi adaletine nasıl destek vereceğine dair standartları belirlemektedir. Özellikle cezasızlıkla mücadele ve hukukun üstünlüğü kavramlarını sosyal ve ekonomik adaletle birleştirerek daha kapsayıcı bir çerçeve sunuyor. Söz konusu rehber notta kalıcı barışın ancak hakikatle yüzleşmeyle, adaletin sağlanmasıyla, mağduriyetlerin onarımıyla, cezasızlıkla mücadele ve demokratikleşme adımlarıyla mümkün olacağını açıkça ifade etmektedir. Yani "Barış, yalnızca çatışmanın sona ermesinden değil, benzer acıların bir daha yaşanmamasını garanti altına alan demokratik bir düzen kurulmasıyla mümkündür." diyor. Bu nedenle, yeniden ölmemek için, kimse ölmesin diye herkesin hakkının eksiksiz biçimde tahakkuk ettirildiği, toplumsal bir yüzleşme sürecinin işletildiği, demokratikleşme iradesinin güçlendirildiği, kalıcı bir toplumsal barış ikliminin inşa edilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Unutulmamalıdır ki barış, çocukların gülüşüdür. Barış, bir annenin evladını kaybetme korkusu olmadan uyuyabilmesidir. Barış, farklılıklarımızı bir tehdit olarak değil, bir zenginlik olarak görebilme olgunluğudur. Şiddetin sona ermesine katkı sunan, barış için sorumluluk alan, bu yönde emek veren herkes ama herkes saygıyı hak etmektedir. Bu çabalara katkı sunan herkese bu kürsüden bir kez daha teşekkür ediyorum. DEM PARTİ olarak bizler bu kürsüden bir kez daha şunu ifade ediyoruz: Nefesimiz yetene kadar barışı savunmaya devam edeceğiz ve hepinizi bu tarihsel sorumlulukla hareket etmeye davet ediyorum.

Son söz olarak zindanlarda cezaevi ve izleme kurullarının hukuksuz ve ahlaksız kararlarına karşı direnen tüm yoldaşlarımı buradan bir kez daha selamlayarak hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)