GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:37
Tarih:19.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA ADALET KAYA (Diyarbakır) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan; ekranları başında bizleri izleyen değerli halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bugün 19 Aralık, pek çok anmanın olduğu bir gün ama ben tabii ki Taybet anadan, onu anarak başlamak istiyorum. Üzerinden tam on yıl geçti; Silopi'de uygulanan sokağa çıkma yasakları sırasında evinin önünde vurularak katledildi, yedi gün cenazesi sokakta kaldı, bütün dünya da buna tanıklık etti. Şimdi, toplumun hafızasından silinmeyen yaraların açıldığı bir dönemdi; ölümü aydınlatılmadı, sorumlular yargılanmadı. Bu acıların bir daha yaşanmaması için hakikatle yüzleşmeye ve onarıcı adaletin tesis edilmesine ihtiyacımız var.

Yine, bugün Tişrin Barajı çevresindeki çatışmaları takip eden gazeteci Nazım Daştan ve Cihan Bilgin'in katledilişinin 1'inci yıl dönümü. Nazım ve Cihan'ı saygıyla anıyorum ve özgür basın emekçilerine selamlarımı gönderiyorum.

Değerli milletvekilleri, 2026 yılı bütçesi görüşmelerinin sonuna yaklaştık. İki aylık görüşmeler boyunca muhalefet vekilleri olarak yurttaşların taleplerini, şikâyetlerini, sorunlarını, beklentilerini ve tabii ki çözüm önerilerimizi ilettik. Tabii ki Sayın Bakanlar da zaten yapmaları gereken hizmet ve politikaları anlattılar; yol yaptıklarını, hastane yaptıklarını burada anlattılar. Tabii ki bu, zaten yapılması gereken işlerdi ama bunu bir başarı gibi sunmaya çalıştı Bakanlar.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz Türkiye'nin Dünya Bankası sınıflandırmasıyla alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna terfi ettiğini, önümüzdeki yıl ise yüksek gelirli ülkeler sınıfına yükselmeyi beklediklerini ifade etti. Şimdi Dünya Bankası bu tasnifi hangi kriterlere göre yaptı ben bilmiyorum ama biz çarşı pazardaki yurttaşın söylediklerini dinlediğimizde, haberlere baktığımızda ya da makamlarımıza gelen şikâyet telefonlarını dinlediğimizde çok bambaşka bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Çok uzağa gitmeye gerek yok, hemen yanı başımızda Meclis çalışanı arkadaşlarımızdan biri emekliliğe hak kazandığı hâlde emekli olamadığını söylüyor. "Neden?" diye sorduğumuzda "Emekli olmak işsiz kalmak gibi." diyor. Haksız mı? Emekli olmak istediğinde emekli olursa maaşı tamamen yarıya düşecek ve artık emekli maaşları bir ev kirası ödemeye yetmiyor. Emekliler tuvaleti, banyosu olmayan bir otel odasını kiralayabilirlerse kendilerini şanslı sayıyorlar, ona da imkânı yetmeyenler otobüs terminallerinde, hastanelerin bekleme salonlarında ya da metro istasyonlarında yaşıyorlar. Diyarbakır'da 61 yaşındaki Recep Becerikli'nin izbe bir dükkânda yaşamını sürdürdüğü haberlere yansıdı. Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü basına duyuru yaparak kendisini geçici olarak otele yerleştireceklerini ilan etti. Şimdi, yurttaşlara gerekli sosyal desteği sunmanız için haberlere konu olmaları mı gerekiyor, bir? Bir de zaten geçici bir çözüm sunuyorsunuz, bu kalıcı bir çözüm de değil. Ayrıca, 1 milyon kişi yaşı dolmasına rağmen çalışmaya devam ediyor sayın milletvekilleri yani emekliler için çok ciddi bir kriz, yoksulluk ve sosyal dışlanma riski bizi bekliyor.

Asgari ücretle çalışanlara baktığımızda durum yine farklı değil. Yoksulluk sınırını geçtim, açlık sınırının altında yaşamlarını, geçinmelerini sürdürmelerini istiyorsunuz, bekliyorsunuz yurttaşların. Açlık sınırı altında dediğimiz zaman asgari ücrete, kızıyorsunuz. Sokak röportajlarına algı operasyonu diyorsunuz, taraflı diyorsunuz. Çarşı pazara hiç mi gitmiyorsunuz diye insan düşünmeden edemiyor. Şurada Kızılay Meydanı'na gidip yurttaşa kendiniz sorabilirsiniz. Ev kirasını bile ödemeye yetmeyen asgari ücretle nasıl geçindiklerini, daha doğrusu geçinemediklerini dinleyebilirsiniz, hiç mi merak etmiyorsunuz? Yurttaşlar "Biz yaşamıyoruz, hayatta kalmaya çalışıyoruz." diyorlar. İnsanca yaşamak yani sağlıklı beslenmek, sağlıklı barınma koşullarına sahip olmak, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek yani erişebilmek asgari ücretli bir birey için, onun ailesi için mümkün değil değerli arkadaşlar. Şimdi, tatile, sinemaya, konsere gidebilmek, bir kitap alıp okuyabilmek bu ülkedeki milyonlarca asgari ücretli, emekçi ve ailesi için hayali bile kurulamayacak bir lüks artık. Asgari ücretli emekçilere söyleyin bakalım, Türkiye'nin üst orta gelir grubunda bir ülke olduğunu; nasıl bir tepkiyle karşılaşacağınızı ben de merak ediyorum.

Şimdi, görüşmeler boyunca en çok övündüğünüz konulardan biri üniversitelerdi, açtığınız üniversiteler. Evet, iyi, hoş, üniversiteler açtınız, bölümler açtınız ama bu üniversitelerde okuyan gençler mezun olduklarında ne kadar alakalı meslekler yapabiliyorlar, iş bulabiliyorlar mı diye baktığımızda, sadece eğitim fakültelerinden her yıl ortalama 100 bin öğretmen adayı mezun oluyor. Fen fakültelerini ve ilahiyat fakültelerini saymıyorum, buna dâhil değil. Ve atanan öğretmen sayısına bakıyorum, ne kadar diye baktığımızda, 24 Kasımda 15 bin öğretmen atamışsınız yalnızca. Geri kalan on binlerce öğretmen adayı ne yapacak? Ya ücretli öğretmen olarak düşük, asgari ücretin altında ücretlere çalışmak zorunda kalacak ya da özel okullarda ağır sömürü koşullarına razı gelecek ya da işte, 3 harfli marketlerde kasiyerlik yapmak durumunda kalacak.

Şimdi, bir de okulu bitiremeyenler var. YÖK verilerine göre son on yılda yaklaşık 1 milyon öğrenci üniversiteyle ilişiğini kesmiş. Yani nasıl devam etsinler? Lisans öğrencilerine 3 bin lira kredi, şanslıysa burs veriyorsunuz. KYK yurdunda yer bulabilirse zaten aldığı bursun büyük bir bölümünü oraya ödemek zorunda kalıyor; hani şu, sıcak suyun akmadığı, asansör bakımlarının yapılmadığı, yemeklerden zehirlenilen yurtlara ödemek zorunda kalıyor. Diyelim ki bu koşulları da kabul etti, okuluna devam etti, yine bitmiyor çile. Yurt asansörü düştüğü için, pencere önüne korkuluk yapılmadığı için ya da soğuk suyla duş almak zorunda kaldığı için kalp krizi geçirerek yaşamını kaybediyor öğrenciler. Evet, bunların hepsine tanıklık ettik. Gülistan Doku gibi, Rojin Kabaiş gibi şüpheli biçimde kaybediliyorlar, yaşamlarını kaybediyorlar ya da Dicle Üniversitesi öğrencisi Nur Sena Düzgün örneğinde gördüğünüz gibi intihara sürükleniyorlar. Bu tablonun nesiyle övündüğünüzü anlamak mümkün değil. Emin olun, üniversite öğrencileri de anlamıyor.

Bunun yanında, ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerden bahsetmek istiyorum; "ev gençleri" dediğimiz gençler. Ülke genelinde oran yüzde 35; rekor gene bizde, Diyarbakır ve Şanlıurfa yüzde 55'le bu rekoru taşıyor yani Vekili olduğum Diyarbakır'da 15-29 yaş arası gençlerin yarısından fazlası ne okula gidiyor ne iş gücüne katılıyor. Sonrasında hepimiz birlikte soruyoruz "Neden çeteleşme artıyor, neden bağımlılık artıyor, neden gençler intihara sürükleniyor?" diye. Aslında cevabı tam da bu verilerde açık bir şekilde görülüyor.

Çocuklar konusuna çok fazla girmek istemiyorum ama şunu söylemeden de geçmek istemiyorum: Üç yıldır tüm muhalefet vekilleri, sivil toplum örgütleri, sendikalar ortak bir talepte bulunuyoruz, diyoruz ki "Okullarda 1 öğün ücretsiz yemek verin çocuklara." Ama bütün ısrarlarımıza rağmen görmezden, duymazdan geliniyor talebimiz. 2023 seçimlerinden hemen önce Millî Eğitim Bakanı en azından okul öncesi eğitimdeki öğrencilere verebileceklerinin vaadinde bulunmuştu ama seçim bitti, Bakan değiştiği, deprem oldu ve depremi bahane ederek onu da iptal ettiniz.

Değerli vekiller, engellilerden bahsetmek istiyorum. Ne yazık ki veri toplanmadığı için net engelli sayısını bilmiyoruz ama Aile Bakanı az önce ifade etti; engellilere yapılan destek -aylık destek ve sosyal destek- ne yazık ki engellilerin ortalama oranının yüzde 1'ine bile yetmiyor. Bu ülkede 10 milyonun üzerinde engelli var; bundan söz edebiliriz 2001 nüfus sayımını bugüne uyarlarsak ama ödenen aylıklar ne yazık ki onların geçimini sağlamaya da yetmez hiçbir şekilde. Bunda da yine takdiri yurttaşlara bırakıyorum.

Şimdi, bu tabloda ekonomik krizin, yoksulluğun, bakım emeğinin, bütün hepsinin yükünün kadınlar üzerinde kaldığını görüyoruz çünkü bu bütçe açık biçimde toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten bir bütçedir. Kadın yoksulluğu bu ülkede bilinçli, politik tercihlerle yaratılmış yapısal bir sorundur. Yoksulluk politik bir meseledir yani bunu öncelikle bilmemiz lazım. Kadınlar istihdamda güvencesizliğe, ev içi ücretsiz bakım emeğine, borçluluğa ve yoksulluğa mahkûm edilirken kamusal bakım hizmetleri genişletilmemekte, kreşler, yaşlı ve engelli bakım merkezleri yaygınlaştırılmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET KAYA (Devamla) - Biz bu bütçe karşısında ekmek ve barış bütçesini savunmaya devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)