| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 37 |
| Tarih: | 19.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA KAYA (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 12'nci maddeyle ilgili grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.
Geçtiğimiz hafta vuslatının 752'nci yıl dönümüydü. Hazreti Mevlânâ: "Gönlüm dilime dargın, dilim gönlüme/Gönlüm duygularını anlatamadığı için kızarken dilime/Dilim anlatamayacağı şeyleri düşündüğü için kızıyor gönlüme.” demiş. Ben de tam da bugün bu ruh hâliyle huzurlarınızdayım.
Burada günlerdir iktidar kanadından arkadaşların bütçeyi savunurken büyük büyük cümleler kurduğunu ve gerçekten onları dinlerken şaşkınca dinlediğimizi ifade etmek istiyorum. Burada "Milletin hayır duası bu bütçenin içinde var." diyenleri mi ararsınız; "Bu bütçenin ruhu var." dediğinde "Yaşa, var ol." cümleleriyle, nidalarıyla karşılananlar mı dersiniz; bu bütçenin sosyal adaleti tahkim ettiğini iddia eden milletvekilleri, onları mı söylersiniz.
Değerli arkadaşlar, en tehlikeli insan -maalesef böyle, bu gerçek- makuliyetini kaybeden insandır; en tehlikeli insan, ifrat ve tefrit arasında gezip dolaşan insandır; en tehlikeli insan, siyah ve beyaz olarak dünyayı görüp gri alanları görmemek için özel gayret sarf eden insandır.
Değerli arkadaşlar, bizim sizden bu konuşmaları yaparken elbette muhalefetin diliyle bütçeyi değerlendirin diye bir beklentimiz yok yani "Yirmi üç yıllık iktidarımızda ülkeyi dünya sıralamasına giren enflasyon ve faiz sarmalına getirdik bıraktık." demenizi tabii ki beklemiyoruz. Ayrıca "Zenginden alıp fakire vermemiz gerekirken kur korumalı mevduat gibi uygulamalarla, 'carry trade' gibi sonuçları olan ekonomik politikalarla maalesef zenginden aldık, fakire verdik." demeyeceğinizi de biliyoruz. Ayrıca, millî gelirden sadece yüzde 4 pay alabilen, yüzde 50'lik toplumsal kesimleri getirip bıraktığınız uçurumun kenarını, bunu dile getirmenizi de beklemiyoruz. İyi de arkadaşlar, farklı bir dünyada mı yaşıyoruz, farklı bir ülkede mi yaşıyoruz? Farklı sokaklarda, farklı pazarda, farklı markette mi dolaşıyoruz? Bütün bu gerçekler ortadayken, içinde bulunduğumuz ekonomik koşullar ortadayken bu kadar büyük cümlelerle bu bütçenin savunulmasının anlamı nedir?
Değerli arkadaşlar, bütçeyi konuşmak demek Türkiye'yi konuşmak demektir, meselelere bütünüyle bakmak demektir ancak bu bütçe toplumun heyecanla değil, sonuçlarını endişeyle beklediği bir bütçedir. Toplumun "Acaba sıkıntılarımızdan kurtulabilecek miyiz? Acaba dertlerimizi çözebilecek miyiz?" diye ümitle beklemesi yerine "Yani, biz acaba mevcut durumumuzu daha geriye gitmeden muhafaza edebilir miyiz?" düşüncesiyle maalesef beklediği bir bütçedir. Bu bütçenin ruhu olduğundan bahsetti arkadaşlar; değerli arkadaşlar, bütçenin ruhunu ifade eden beş tane anahtar söylüyorum size: Reel ekonomi, üretim, yatırım, istihdam ve ihracat. Bu 5 tane ana kalem eğer bir bütçenin içinde yoksa, emin olun, o bütçenin ruhu yoktur ve biz günlerden beri bütçeyi konuşurken maalesef bu 5 tane ana damarın hiçbirine atıf yapamadık, hiçbir şekilde bunları konuşamadık. Bu bütçe rakamlarına baktığınızda, sahi, omurgalardan hangisini görebiliyorsunuz?
Asgari ücret toplantıları yapılıyor şu anda. Bu toplantılarda artık biliyorsunuz asgari ücret temel ücrete döndü. Şimdi çalışanların yüzde 50'den fazlası da asgari ücretle maalesef yaşamını geçirmek zorunda. Hani, bazen "Ekonomimiz şu kadar büyüdü, millî gelir bu kadar arttı." gibi açıklamalar yapıyorsunuz ya, bu açıklamalarınızın muhatabı toplumda maksimum yüzde 10'luk kesim; kalan yüzde 90 maalesef endişeyle bütün bu açıklamaları takip ediyor. Bazen insanlar elini cebine atıyor, 17 bin dolar millî geliri olmuş, adam 17 bin lirayla ayın sonunu nasıl geçireceğini bilemiyor. Hâl böyleyken 2025 yılında 2 trilyon 53 milyar lira faiz ödeyeceğiz 31 Aralık itibarıyla. Ayrıca, 2026 yılında 2 trilyon -arkadaşlar, lütfen dikkat buyurun, geçen sene de bu konuşmaları yaptık- 2 trilyon 742 milyar lira faiz ödeyeceğiz. Geçen sene biz bu konuşmaları yaparken bu miktar 1 trilyon 953 milyardı, şimdi 2 trilyon 742 milyar. Şimdi faize yüzde 40 bir artış olduğunda insanlarımıza dönüp de "Ey asgari ücretli, sana yüzde 20 mi verelim, 25 mi verelim, açlık sınırının altında mı kalırsın, üstünde mi kalırsın?" gibi sonuçlarla nasıl olacak da biz bu ekonomide, bu bütçede ruhundan bahsedeceğiz?
Bu bütçenin bağımsızlık bütçesi olduğunu söyleyen arkadaşlar oldu. Bir araştırma yaptım; Türkiye'de banka sayısı 67, yabancı sermayeli banka sayısı 22'ymiş, aynı zamanda bu 22 bankanın toplam mevduat içindeki oranı da yüzde 25 arkadaşlar, yüzde 25. Hangi ekonomik bağımsızlıktan bahsediyorsunuz? Kalan yüzde 75'in yüzde 45-50'si devlet bankaları ama diğerlerinin de yabancılarla olan ilişkilerini zaten hepiniz biliyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bu bütçede tasarruf mesajı veren, israfın önleneceğine dair herhangi bir şey yok. Bu bütçede tüyü bitmemiş yetimin hakkının korunacağına dair bir irade yok. Bu bütçe 2026 yılının 2025'ten daha iyi olacağını gösteren bir bütçe de değil. Hatırlar mısınız, 54'üncü Hükûmet döneminde 1996 yılının Aralık ayında Başbakan Erbakan bir konuşma yaparken 97 yılının bütçesinin, gelir ve giderinin denk olduğunu açıklamıştı. Arkadaşlar "24'üncü bütçeyi yapıyoruz." diye övünüyorsunuz; yirmi dört yıldan beri 1 kere bile gelir-gider dengesini tutturan bir bütçeyi getirip de Parlamentonun huzuruna vermediniz. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, ben Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısının diliyle vicdanı arasındaki bağın olduğuna şahitlik ederim ama geçtiğimiz gün burada bir konuşma yaptı. O konuşmada dedi ki: "Biz artık gelişmiş ülkeler gibi mutlak yoksullukları ölçmüyoruz. Gelir hesaplamalarını yüzde 40'ın altı, 50'nin altı, 60'ın altı, 70'in altı gibi tasnif ediyoruz." Peki, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı... Aynı zamanda dedi ki kendisi: "TÜRK-İŞ'in yapmış olduğu açlık sınırı, yoksulluk sınırı açıklaması sendikal bazda taleplere zemin oluştursun diye dile getirdiği talepler." Peki, ben soruyorum Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına: Madem öyle TÜRK-İŞ'in açıkladığı 29 bin lira açlık sınırı, 97 bin lira yoksulluk sınırı size göre reel değilse, gerçekçi değilse size göre gerçek açlık sınırı, yoksulluk sınırı nedir, kaç paradır? 16 bin lira emekli maaşıyla insanların geçimini sağlayacağını mı iddia ediyorsunuz veya bugün 50 bin lira, 60 bin lirayla yaşam mücadelesi veren aynı zamanda çocuk yetiştiren öğretmenlerin geleceğe güvenle bakacağına mı inanıyorsunuz?
Değerli arkadaşlar, son olarak da şunu söyleyeyim "Burada yirmi yıl önce savunma sanayi mi vardı?" diyen arkadaşlarımız oldu. El insaf. Arkadaşlar, üzülerek söylüyorum size Amerika'nın kibri bulaştı. Niye biliyor musunuz? Amerika da diyor ki: "Tarihîn sıfır noktası 1492." Siz de diyorsunuz ki: "Bizim iktidara geldiğimiz yer Türkiye Cumhuriyetinin başladığı nokta." Yanlış arkadaşlar. Eğer siz TUSAŞ'ın 73'te, ASELSAN'ın 75'te, aynı zamanda HAVELSAN'ın 82'de, ROKETSAN'ın 88'de kurulduğunu, o dönemden bu döneme emek veren insanların olduğunu dikkate almadan ve bugün ortaya koyduğunuz çabanın, bugün savunma sanayisindeki başarının altyapısının bu ülkenin toplam birikiminin bir sonucu olduğu değeriyle hareket etmezseniz bu kibir sizi yer bitirir, tüketir arkadaşlar. Ve ben Özdemir Bayraktar ağabeyi 96 yılında tanımış ve ömrünün sonuna kadar onunla hukuku olan bir arkadaşınız olarak söylüyorum, iktidarınızın ilk on yılında İkitelli'de oto tamirciden bozma bir yerde nasıl mücadele verdiğini de biliyorum. Dolayısıyla, arkadaşlar, bu kibirli hareketle davranmaya gerek yok diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)