| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 37 |
| Tarih: | 19.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ÖMER KARAKAŞ (Aydın) - Değerli milletvekilleri, bugün, bu kürsüde biten ekonomiyi, tükenen umudu, açlığa mahkûm ettiğiniz milyonlarca asgari ücretliyi, ölüme terk ettiğiniz emekliyi, geleceğini bu ülkede göremeyen gençleri, kısacası ülkeyi ne hâle getirdiğinizi konuşmak istiyorum. Bu ülkede bütçe artık bir kalkınma aracı değil krizi gizlemek için makyajlanan, yoksulluğu ertelemek için şişirilmiş, günü kurtarmak için hazırlanmış bir aldatma belgesine dönüşmüştür. Emekliye ayrılan pay yetmiyor, asgari ücret daha cebe girmeden eriyor, çiftçi destek bekliyor, esnafsa kan ağlıyor çünkü bu bütçe, üretimi değil borcu, refahı değil faizi, milleti değil zengini finanse eden bir bütçedir. TÜRK-İŞ'in açıkladığı kasım ayı verilerine baktığımızda, açlık sınırı 29 bin 828 lira, yoksulluk sınırı ise 97 bin 159 lira yani yoksulluk sınırı 100 bin liraya dayanmış durumda.
Şimdi, buradan iktidar milletvekillerine soruyorum: Bu ülkede kaç emekli, kaç işçi, kaç memur 100 bin lira maaş alabiliyor? Asgari ücreti açlık sınırının bile altında tutup sonra da "Büyüyoruz." diyorsunuz. Peki, kim büyüyor? Vatandaş mı yoksa saray mı? Vatandaşın borçları, sarayın ise masrafları büyümektedir. 2025 Türkiye'sinde, ülkenin başkentinde emekliler, şiddetten kaçan kadınlar, kirasını ödeyemediği için evinden atılan vatandaşlar otobüs terminalinde bankların üzerinde hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bir yanda "Şahlandık, çağ atladık." nutukları ama diğer taraftan, otogarın soğuk banklarında titreyerek yatan insanlar. En düşük emekli maaşı 17 bin lirayı bile bulmazken ülkemizde en düşük kira 15 bin lira yani emekliye diyorsunuz ki: "Siz aldığınız bu parayla ister kiranızı ödersiniz ister açlıktan ölürsünüz." Bakınız, otogarda, AŞTİ'de, Ankara otogarında yatan insanlar, bunlar yolcu, otobüs bekleyen insanlar değil. Bakınız, buradaki insanlarla yapılan röportajlarda 66 yaşında bir emekli ömrünü bu ülkeye vermiş, alın teri dökmüş, kendisi diyor ki: "Para holdinglere gidiyor, ben ise otogarda yatmak zorunda kalıyorum." Bakınız, arkadaşlar, bir çift, yeni evli bir çift altı aydır otogarda kalıyorlar, bir haftadır yemek yemediklerini söylüyorlar, "Çöpten ekmek topladık, yedik, 80 kilodan 60 kiloya düştük." diyorlar ve maalesef bu insanları görmüyorsunuz. Bakınız, arkadaşlar, iktidarınızın ülkeyi getirdiği hâl bu. Bu cümleler maalesef AK PARTİ iktidarının yirmi üç yıllık özetidir. Şimdi, sizlere soruyorum: Hazırladığınız bu bütçeye kimlere gidiyor; emekliye mi, memura mı, asgari ücretliye mi, kime? Ben size söyleyeyim: Para 5'li çetelere, yandaş müteahhitlere, kurduğunuz, sonrasında da çiftlik hâline getirdiğiniz vakıflara, israf düzenine gidiyor. Sayın iktidar partisi milletvekilleri, hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Bu görüntüleri televizyonlarda, sosyal medyalarda gördüğünüzde hiç içiniz acımıyor mu, hiç yürekleriniz yanmıyor mu? Yoksa sarayın duvarları bu insanların seslerini, çığlıklarını duymayacak kadar kalın mı? Siz son model makam araçlarında dolaşırken bu millet banklarda sabahlıyor. Siz istikrar masalı anlatırken bu millet hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu sadece bir ekonomik kriz değildir, bu bir ahlak krizidir, bu bir vicdan israfıdır, bu ülkeyi yönetememe hâlidir. Milletimiz sadaka değil sadece ve sadece insanca yaşamak istiyor.
Değerli milletvekilleri, şimdi sizlere ülkemizin kanayan başka bir yarası olan hukuk ve adaletten de bahsetmek istiyorum. Hazreti Ali'ye sormuşlar "Devletin dini olur mu?" diye, Hazreti Ali'yse "Devletin dini adalettir, adaleti olmayan devlet dinsizdir." demiş. Peki, bu ülkede sizler gerçekten adaletin olduğuna inanıyor musunuz? Acı ama gerçek, olmadığını sizler de biliyorsunuz. Bir ülkede adalet, sarayın kapısında bekler hâle gelmişse, hukuk yoksa, adalet yoksa o ülkede huzur yoktur, orada güven yoktur, orada devlet yoktur ve ne yazık ki bugün Türkiye'de vatandaşın devlete olan inancı, adalete olan güveni her geçen gün tükenmektedir. Mahkemeler artık hukukun değil talimatın gölgesinde karar verir hâle gelmiştir. Savcılar dosyalara siyasi rüzgâra göre bakmaktadırlar. Bugün hâkimler verdikleri karardan önce hukuku değil yarın görevde kalıp kalamayacaklarını düşünüyorlarsa, orada adaletten söz etmek mümkün değildir. Maalesef, Türkiye'de adalet, kişilere göre değişkenlik göstermektedir. İnsanlar artık adil yargılanacaklarına inanmıyor ve güvenmiyorlar. İktidara yakınsanız dosyalar rafta bekliyor, muhalifseniz sabaha karşı kapınız çalınıyor. İktidarınıza yakın birisinin yolsuzluk belgesi çıktığında üstü örtülüyor, tek bir savcı bile kılını kıpırdatmıyor ama muhalifseniz bir "tweet" atarsanız yıllarca yargılanıyor, hatta anında tutuklanıyorsunuz. Vatandaş "Başım derde girmesin." diye konuşmaktan korkuyor, iş insanı "Maliyeciler kapıma dayanır, beni iflas ettirir." diye konuşmaktan korkuyor, susuyorlar, gençlerimiz "Bu ülkede adalet yok." diyerek bavullarını topluyor; bu mudur sizin yerli ve millî anlayışınız! Türkiye Cumhuriyeti sizin iktidarınızdan önce kimseden talimat almayan hâkimlerin, kimseden korkmayan savcıların, kimseden icazet beklemeyen yargının omuzlarında yükselmişti. Ama bugün görüyorsunuz ki yargı yürütmenin arkabahçesi hâline getirilmiş, kuvvetler ayrılığı fiilen ortadan kaldırılmıştır; Meclis, yetkilerini saraya devretmiş bir noter makamı hâline gelmiştir. Hiç kimsenin adaletin olmadığı bir ülkede yarını planlama şansı yok. Hiçbir genç hukukun olmadığı bir memlekette hayal kuramaz, gençlerin kurabildikleri tek hayal maalesef ama maalesef, bir imkânını bulup da yurt dışına gidip orada kuryelik, garsonluk yapabilme hayali.
Bu ülkeden bugün kaçan sadece sermaye değildir, kaçan umuttur, kaçan gelecektir, kaçan iyi yetişmiş genç beyinlerimizdir. Hukuku ayakta tutmak... Kazanacak adaleti ayaklar altına alanlar ise elbet bir gün kaybedecektir. Büyük Türk milleti bu düzeni hak etmiyor diyor, hepinizi vicdanınızla baş başa bırakıyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)