GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:36
Tarih:18.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA GÜLCAN KAÇMAZ SAYYİĞİT (Van) - Tekrar teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Cezaevlerindeki yoldaşlarımızı, evde, iş yerinde bizleri izleme imkânı olanları; ayrıca tarlada, atölyede, fabrikada, inşaatta, sokaklarda, bizleri izleyemeyen her bir yurttaşı buradan saygıyla sevgiyle DEM PARTİ adına selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade ederek başlamak istiyorum: Emekliyi, emekçiyi, kadını, çocuğu, genci, engelliyi yok sayan bu bütçeye "hayır" diyoruz tabii ki. Bütçe süreci sadece halklar açısından değil, tüm ekosistem açısından önemli. Günlerdir üzerinde tartıştığımız bütçe üzerinden aslında biz 2026 yılını da çok net bir şekilde okuyabiliriz. Doğa daha ne kadar talan edilecek? Kadın ve çocuk yoksulluğu daha ne kadar derinleşecek? Fabrikalarda işçilerin emeği daha ne kadar sömürülecek? Yurttaş enflasyon ve hayat pahalılığı altında daha ne kadar ezilecek ve elbette barış en önemli teşvik ve yatırım olacak mı, olmayacak mı? Bütün bunların seyri, kasım ve aralık aylarında sürdürülen tartışma ve siyasi iktidarın tutumuna bağlı. Bu sebeple, devlet aklının muhalefete, sivil topluma ve sokaklara kulak vermesi gerekiyor ve bu akıl, istikametini patronlara değil; kadınlara, emekçilere, gençlere, bunlara bakarak belirlemelidir.

Bütçenin tamamına baktığımızda, dünyada artan silahlanma yarışından bağımsız hazırlanmadığını kolaylıkla fark edebiliriz, bunu ifade edebiliriz. Devletlerin güvenlik riskleri çerçevesinde kendilerini yeniden konumlandırmaları anlaşılabilir ama bunun salt ölümcül silahlarla veya abartılı güvenlikçi politikalarla yapılması daha büyük risklere de davetiye çıkarır. Türkiye uzun süre dünyanın önemli silah ithalatçısı konumundaydı. Bunun bir faydasını halklar olarak gördük mü? Kocaman bir hayır. On yıllarca silahlar patladıkça halklar yoksullaştı, ülkenin kaynakları beyhude bir şekilde rüzgâra savruldu. Özellikle Kürt sorununda güvenlikçi yaklaşım devasa bir girdaba dönüştü. Devletin yarattığı girdap yıllar içinde onlarca siyasi iktidarı ve muhalefet partisini yuttu.

Gelin, hep birlikte on dört yıl öncesine gidelim. Genel seçimlere giderken AKP Hükûmeti cumhuriyetin 100'üncü yılına yönelik "Hedef 2023" vizyonunu açıklamıştı. Buna göre cumhuriyetin yüzüncü yılında dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girecektik, enflasyon ve faiz oranları tek haneli olacaktı, ihracat 500 milyar dolara ulaşacaktı, kişi başına millî gelir 25 bin dolara yükselecekti ve 2 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüme sağlanacaktı. O yıllarda iktidara yakın bazı kalemler bile bunun ancak Kürt sorununun çözümüyle mümkün olacağını ifade etmişlerdi.

Cumhuriyetin 100'üncü yılında hiçbir hedef tutturulamadığı gibi, Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere, toplumsal sorunlar çözülmedi, halkların demokrasi, adalet ve eşitlik çağrısı görülmedi. Cumhuriyetin 103'üncü yılına gireceğiz; Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Alevi ve Sünni tüm Türkiye olarak yeni yıla nasıl gireceğimiz belki önümüzdeki on yılları da belirleyecektir.

Geçen yüzyıl boyunca ekolojik kriz büyüdü, kadına yönelik şiddet arttı, kadın yoksulluğu ve emek sömürüsü derinleşti, işsizlik ve borçluluk arttı, geçim stresi âdeta bir açlık oyununda hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Bunun en büyük yansıması ise Kürtlerin yaşadığı coğrafyada görüldü. İktidarlar üst üste bindirilmiş rakamlarla şişirilmiş birçok teşvik ve yatırımı on yıllarca bir ezber kalıp olarak söylemeye devam ettiler. Ama yoksulluğun haritası ile Kürt sorununun haritası bu topraklarda hiçbir zaman değişmedi. İşin kötüsü de hiç kimse bunu kendine dert etmedi, dert etmek istemedi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının illerin sosyoekonomik gelişmişliğiyle ilgili hazırladığı 2025 yılı araştırması da âdeta bunun itirafı olarak karşımızda duruyor. Listenin sonunda Ağrı, Muş, Urfa, Şırnak, Hakkâri, Siirt, Bitlis, Van ve ekseriyeti Kürt olan diğer kentler yer alıyor. Bunların bir tesadüf olmadığını biliyoruz. Bizzat devlet aklının, yüzyıllık politikalarının ve AKP iktidarının da son yirmi beş yıllık politikalarının ürünü bu haritayı siz çizdiniz, bizler çizmedik. Bu harita burada belki fazlasıyla gösterildi bizim grup tarafından, hem Bütçe Komisyonunda gösterildi hem burada gösterildi; ısrarla görmek istemiyorsunuz. Biz bu haritadaki bu renklerin artık değişmesini istiyoruz, tek renk olmasını istiyoruz.

İstanbul'da kişi başına düşen gelir 21 bin dolarken Van ve Ağrı'da 4.500 dolar olmuşsa devletin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekiyor. Kürt sorununda sağlanan gelişmeyi bunun bir parçası olarak okumak istiyoruz çünkü barış ve demokratik toplum süreci ilerletilirse ülkenin kaynaklarının daha doğru yerlere aktarılmasının yolu da açılacaktır. Dolayısıyla bütçenin üzerine oturması gereken rasyonel zemin, barış ve demokratik toplum süreci zemini olmalıdır. Sayın Abdullah Öcalan'ın ortaya koyduğu perspektif Türkiye'deki tüm halkların lehinedir; hatta işaret edilen bilinç düzeyinde Orta Doğu'daki çelişkilerin de aşılması bununla birlikte mümkün olacaktır. Bunu birileri taa Meksika'dan gördüğü için İstanbul'daki konferansa gelirken yanı başımızdaki bazı politika yapıcıların ve birlikte yaşadığımız bazı çevrelerin bunu en azından kardeşlik hukuku gereği anlaması ve görmesi gerekiyor. Orta Doğu coğrafyası binlerce yıldır insanların tarımla uğraşarak ve ticaret yaparak uygarlıklar inşa ettiği bir coğrafya. Bugün de sınırların içerisinde ve ötesinde Kürtlerle siyasi ve kültürel ilişkilerin kurulması, sınırlar arası ticari faaliyetlerin kolaylaştırılması hem bölge kentlerine nefes aldıracaktır hem de ülkenin jeopolitik etkinliğini artıracaktır. Bu sebeple "Kürtler vardır ama halkları yoktur." anlayışı ikinci yüzyılın mottosu olmamalıdır çünkü Kürtler varsa ancak ve ancak halklarıyla vardır. Gelinen aşamada vakit, kavgayla toptan yoksullaşma vakti değildir; vakit, onurlu ve kalıcı bir barışın sağlanması vaktidir; vakit, demokratik toplumun inşa edilmesi vaktidir.

Değerli halklarımız, politik sorunlara eğer simetrik bakarsak çözümümüz de tutarlı olacaktır. Bugün Kurmanc ve Zaza Kürtleri Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşı iken Soran, Goran ve bir kısım Kurmanc Kürtleri de sınırların hemen öte yakasında Türkiye'ye komşular. Dolayısıyla ancak yurttaş ve komşu Kürtlerle bakışın simetrik olmasıyla özgürlük, barış, demokrasi kuşunun dengeli bir şekilde geleceğe süzülmesi sağlanabilir. Bu sebeple, Suriyeli Kürtlere bakışın sürecin ruhuna uygun simetriye kavuşturulması gerekiyor.

Kürtler Baas rejiminde de IŞİD'e karşı mücadelede büyük bedel ödedi. Kadın özgürlüğü ve çoğulculuk ekseninde tüm Türkiye'ye, tüm Suriye'ye özgün bir perspektif sundular. Bunları görmeden reel politiği zorlayarak Kürt'ü, Rojava modelini Şam'a karşı değersizleştirmenin hiç kimseye bir faydası olmayacaktır. Bunun yerine, Türkiye olarak Alevilerin, Dürzilerin, Kürtlerin, seküler Arapların ve kadınların özgürce, birlikte yaşayabileceği, temel haklarının anayasal güvenceye alınmasını sağlayacak bir politikanın parçası olmalıyız. Dolayısıyla, Türkiye yapıcı bir rol oynamalı ve erimeyi değil, bütünleşmeyi öngören entegrasyon çabalarına katkı sunmalıdır, destek olmalıdır.

Ülkenin barış ve çözüm şafağında gözden kaçmaması gereken bir diğer kesim de kesinlikle KHK'lilerdir. On binlerce insanın bir anda işinden edilmesi büyük bir toplumsal travmadır. Aileleriyle birlikte 1 milyonu bulan bir realite söz konusu. Komisyon kuruldu, üzerinden geçen dokuz yıla rağmen hiçbir ilerleme kaydedilmedi. İntiharlar yaşandı, resmen sivil bir ölüm dayatıldı. Devletin fevri tavrını bırakması, onlarca kentte örgütlenerek sesini duyurmak isteyen KHK'lileri artık dinlemesi gerekiyor. Çünkü toplumsal bütünleşme KHK'lileri dışarıda bırakarak sağlanamaz. KHK'lerle işlerinden edilen emekçiler işlerine iade edilmeli ve KHK sayfası bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır. Buradan her bir KHK'liye seslenmek istiyorum: Asla yalnız değilsiniz ve asla yalnız olmayacaksınız. DEM Parti her zaman sizinle yan yana, her zaman sizinle omuz omuza. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Ve tüm KHK'liler işlerine iade edilene kadar bu mücadeleyi de sürdürecektir.

Değerli halklarımız, son sözlerimi şöyle bitirmek istiyorum: Bizim yolumuz hakikat yoludur. Bizim yolumuz çözüm yoludur. Bizim yolumuz barış ve demokratik toplum yoludur. Bu yolda yürüyenlere, bu yolu açanlara ve bu yolda yürütenlere binlerce kez selam olsun.

Her bir halkımızı buradan saygıyla, sevgiyle, hürmetle selamlıyorum.

Teşekkürler Sayın Başkan. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)