| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 36 |
| Tarih: | 18.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Bütçeler yapılır, hedefler koyulur, ekonomik sıkıntıların telafisi de olur ama devletler ve milletler tarihi telafisi mümkün olmayan hatalarla doludur. Konuşmamda telafisi mümkün olmayan millî kimlik ve egemenlik meselesine değineceğim. Bugün, Hükûmet eliyle, Meclis eliyle Türk millî kimliği tartışma konusu yapılıyor. Bir taraftan "milletin çeşitliliğini yansıtan Anayasa" diğer taraftan "eşit yurttaşlık" kavramlarıyla niyetleri gün yüzüne çıkıyor, etnik ve dinî kimlikler köpürtülüyor.
Değerli milletvekilleri, Orta Çağ saltanat düzenleri egemenliği soya dayandırırdı, millî devletlerde ise egemenlik millete dayanır. "Eşit yurttaşlık", "milletin çeşitliliği" gibi tanımlar ise egemenliği etnik ve dinî kökenlere dayandırma çabasını ifade eder. Bugün karşı karşıya olduğumuz şeyin adı Türk'süz Anadolu, milletsiz devlet hazırlığıdır. BOP'un maaşlı elemanları ve Türk'ün ezeli düşmanları el ele vermişler, Türkiye'yi yönetenler uluslararası muhatapları nezdinde şahsi itibarlarını güçlendirmek için ilkeleri paspas etmeye razı hâle geldiler. Papa'nın sözde ziyareti, emperyalizmin aparatı PKK terör örgütüyle yürütülen kirli süreç, Barzani'nin hadsizlikleri, Suriye'de oluşan tablo ve eşit yurttaşlık masalları razı olduğunuz şeylerin milletimizin hayrına olmadığını gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti'ne tesadüfen ortaya çıkmış bir ülke, sınırları cetvelle çizilmiş bir yapım muamelesi yapılmasına göz yumulduğunu görüyoruz. Dünya siyasetinde etki inşa etmek için egemenlik ve bağımsızlık şuurunun farkında olmak gerekir. Tarihin bu noktasında kadim esaslara, mevcut şartlara göre hareket edilmiyor.
Kıymetli milletvekilleri, uluslararası siyaset ve dış politikada yaşananlar geleceğe yönelik olsa da ne yapıldığını ve hangi mücadelenin verildiğini anlamak için geriye bakmalıyız. Ermeni meselesini milletlerarası problem hâline getiren sürecin benzerini ABD Büyükelçisinin kontrolünde terör örgütü PKK'yla yürütülen süreçte görüyoruz. 1863'te Osmanlı, Ermeni Millî Nizamnamesi yayınladı; güya birlik ve beraberlik sağlamaya, iç cepheyi güçlendirmeye yönelik atılmış bir adımdı ancak Ermeniler neredeyse özerkliğe kavuştular. Ayrılıkçı Ermeniler bu nizamname için "İhtilal ruhu uyandı, millî Ermeni sorunu masa üstüne çıktı." dediler. Daha sonra ise çok sayıda isyan çıkmıştı. Bu isyanlar sonucu Avrupa'nın isteğiyle genel af ilan edilmiş, Ermeni teröristler affedilmişti. Sonraki yıllarda Osmanlı Devleti için bu af onur kırıcı olarak nitelendirilecektir. Şimdi sizlere sormak istiyorum: Bugün yaşananlar ile tarihî olaylar arasında benzerlik var mı? Bugün de onur kırıcı işler yapılmıyor mu? Lozan tartışılırken susanların, bebek katilinin ayağına gidenlerin, teröristbaşının isteğiyle komisyon kuranların, "Suça bulaşmış PKK'lı." diye af zemini hazırlayanların, katile fikir adamı muamelesi yapanların Osmanlı'daki gibi onur kırıcı işler yaptıkları açıktır. Ermeni teröristlere taviz verenler hangi hataları yaptıysa bugün de aynıları yapılıyor.
Değerli milletvekilleri, tarihî arka planı olmayan toplumsal ve siyasi hedefler, olsa olsa hayalcilik olabilir. Bugün Türkiye'yi yönetenler boş ve temelsiz bir hayalcilik satıyorlar. Tarihte yaşananlardan haberi olmayan iktidar, boş hayallerin ve tekrarlanan hataların sorumlusudur. Tarih şuurunun körelmesi, ülkemizin stratejik çarpanlarının ve uluslararası siyasetteki potansiyel gücünün önüne set çekilmesi demektir. Yüz elli yıl sonra, içi boş toprak bütünlüğü garantileri, ucube refah ve kalkınma sözleri tekrar dile getiriliyor. "Toprak bütünlüğünüzü koruruz, ekonomik yaptırımlar uygulamayız." diyen İngiliz, Fransız büyükelçileri de ilk fırsatta Osmanlı'yı parçalamışlardır. Toprak bütünlüğümüzün garantisi de refah ve kalkınmanın itici gücü de yalnızca Türk milletidir. Manda ve himayenin kabul edilmediğini ara sıra hatırlayın. "İç cephe, refah, kalkınma" diye küresel yol haritalarını önümüze koyanlar unutsa da ezelî şark meselesinin ne olduğunu biz unutmayacağız: Asrın devlet projesi denilen şeyin bir ucu şark meselesi ve egemenlik paylaşımı rüyalarına, diğer ucu ise sermayenin millî devletlere düşmanlığına dayanmaktadır. Sermaye, millî devletlerin denetiminden kaçmak için milliyetçiliğe saldırıyor; sefaleti ve yoksulluğu kalıcı hâle getirmek, emekçinin mücadelesini yok etmek için millî devlete savaş açıyor. Bu çatı altında gördüğümüz bazı öfke nöbetlerinin sebebi de budur. Vatan, millet, egemenlik, Atatürk, kültür, gelenek, maneviyat gibi sözler duyduklarında elektriğe kapılmış gibi tepkiler vermeleri de bu yüzdendir. Makamlarına, sıfatlarına aldanmayın, tanıyoruz hepsini kim; kimi Taşnak, kimi Pontus artığı, kimi muhafazakâr, kimi sözde yerli ve millî, kimi liberal, kimi sosyalist maskesi taksa da hepsi Tom Barrack'ın yeminli öğrencileri oldular; hepsi bölücü katillere taç giydirmek için sıraya girmişler.
Değerli milletvekilleri, etnik kimlikleri istismar edenlere paye vermeyin diyoruz. Türk devletinin omurgasını hedef alan iki ayaklı virüslerle mücadele edin diyoruz. Millî kimliğimizi sinsi planların gölgesinde bırakmayın diyoruz. Artık son zamanlarda "Silahlar susacak, şehit cenazesi gelmeyecek." diye duygu tüccarlığı yapmayı alışkanlık hâline getirenler var. Oradan bakınca silah tüccarları, morg bekçisi gibi mi gözüküyoruz? Biz "Analar ağlamasın." diyenlere şehit analarının gözyaşını, yürek yangınını, vatan nöbetini unutmayın diyoruz. Biz, Türk milleti bedel ödemesin diye mücadele ediyoruz. Türk devletinin omurgası, taşıyıcı kolonu çökmesin diye itiraz ediyoruz. Çünkü siz, devletin, milletin ve egemenliğin ne demek olduğunu bilmiyorsunuz. Vatan duygusunun vatanından haberiniz bile yok. Bilseydiniz, teröre ve silaha muhataplık verilen, meşruiyet oluşturulan her coğrafyanın devletsizliğe kavuştuğunu idrak ederdiniz. Yaşayan ihanet sürecine "devlet projesi" diyerek milletin tepkisini hafifletmeye çalışıyorsunuz. Sizin devlete biçtiğiniz rol ile Türk milletinin devlete yüklediği anlam aynı değil. Siz devleti ve makamlarınızı eli kanlı Apo'nun faziletlerini anlatmak için kullananlar olarak tarihe geçtiniz. Türk milleti ise devleti Polis Memurumuz Onur Şener'in duruşunda, Orkun Özeller'in itirazında, şehit Neşe Alten'in görev aşkında bulmaya devam edecektir. Vatandaş üç beş sene önce "Nerede bu muhalefet?" derdi, bugün "Nerede bu devlet?" diyor, devleti sorguluyor artık. Haksız mı? "Faşist cumhuriyet" "katil ve zalim devlet" diyen eli kanlı teröristler bir bir serbest bırakılıyor. Eserinizle gurur duyun. Yıllarca "Yargının, ordunun vesayeti var." diye ortalığı yıktınız. Dün "FETÖ vesayeti var." dedik, dinlemediniz. Bugün etnik bölücülerin ve Apo'nun vesayetini kendi elinizle yaratıyorsunuz.
Değerli milletvekilleri, egemenliği olmayan milletler, kanunsuz devlet, yeminli öğrenciler de Hükûmet olmaz. Olursa ne olur? İznik'in anahtarı Papa'ya, Cizre'nin anahtarı Barzani'ye, Heybeliada'nın anahtarı Fener Rum Patriği'ne, Ankara'nın anahtarı Tom Barrack'a teslim edilir; bugün yaşadığımız şey tam da budur. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Cumhur İttifakı kadrolarının akşamları aşiret dizilerini izleyip gündüzleri yarı zamanlı devlet idare ettiğini düşününce yaşananlara şaşırmıyoruz.
Mithat Cemal Kuntay'ın Üç İstanbul romanında Sakallı Vasfi karakteri vardı. Sakallı Vasfi siyasette esen rüzgâra göre saf değiştirmekte, ilkesizliğe ayak uydurmakta çok ustadır. Dün söylediğini bugün unutanları gördükçe Türk siyasetinde Sakallı Vasfilerin ölmeyeceğini gördük. Sakallı Vasfiler, bebek katiline sekreterlik yapanlar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - ...uyuşturucu baronlarının kirli akıl ve mirasından güç alıp burada ahkâm kesenler, egemenliği paylaştırmaya çalışanlar kaybetmeye, yenilmeye mahkûmdurlar çünkü zaferin sahibi Türk milleti geleceğin sahibi olacaktır.
Büyük Türk milletini ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)