GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:36
Tarih:18.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA MEHMET KAMAÇ (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Leyla Zana, o bir kadın, o bir de ana, o Türkiye siyasetinin önemli simalarından bir tanesi. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) İki gün önce oynanan maçta Leyla Zana'ya hakaret edildiğinde o yeşil sahanın çimlerinde kulakları patlatırcasına bir düdük çalınmalıydı, hayat durdurulmalıydı ve bu hakareti yapan insanlara "Artık maçlara giremezsin." diye bir kırmızı kart gösterilmeliydi. Buradan Sayın Leyla Zana'ya yapılan bu hakareti lanetliyorum, şiddetle kınıyorum, Sayın Cumhurbaşkanını da gerekeni yapmaya davet ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün sözlerime herkesin çok yakından tanıdığı, kitabını okumayanın olmadığına inandığım George Orwell'ın sözleriyle meşhur şu cümlesiyle başlamak istiyorum: "'Big brother' seni izliyor." Peki, biz Türkiye'de "big brother" derken kimi kastediyoruz? Aslında bugün Türkiye'de "big brother" iktidarın dışında bir güç değil, bir gölge, bir odak, paralel bir akıl hiç değil. Devletin güvenlik aklıyla bütünleşmiş, yürütme gücüyle yargı pratiğiyle bütünleşmiş, yüz yıllık siyasal reflekslerin iktidar eliyle vücut bulmuş hâlidir. "Big brother" sadece izleyen değil, sınır çizen, çizgiyi aşanı cezalandıran, bir gerçeği konuşanın kapısını çalan, bir haksızlığa işaret edenin üzerine gölge gibi düşen bir akıldır. "Big brother" tüm bunları yaparken bir kutsala ihtiyaç duyar, bunun için en uygun araç devlettir. Devletin tek sahibi odur, geriye kalan düşmandır. Bu yüzden, bugün Türkiye'de muhalefet iktidarın kendisine karşı değil, iktidarla bütünleşmiş bu devlet aklına karşı siyaset yapmaktan kaçınıyor. İşte, tam da bu nedenle muhalefetin cesareti sınırlı, adımları yarım, itirazları hep eksiktir. İktidar olanların inancı, ideolojisi, partisi değişse de refleksi hiç değişmedi. Gerekçeler değişse de tutum hiç değişmedi. Bir dönem dinî semboller üzerinden dindar ötekileştirildi. Dindar iktidara gelince dil üzerinden Kürt öteki kalmaya devam etti. Merve Kavakçı sadece başörtülü olduğu için bu Parlamentoda barındırılmadı.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Yok, Amerika vatandaşı olduğu için, başörtülü olduğu için değil. Başörtüsüyle ilgisi yok, Amerika vatandaşıydı o.

MEHMET KAMAÇ (Devamla) - Ama aynı zamanda Leyla Zana da Kürtçe üzerinden barındırılmadı. DEP milletvekilleri, bu Parlamentodan Türkiye siyaset tarihinin en utanç verici sahnelerinden biri olacak şekilde yaka paça çıkarıldı. Daha sonra, dindarlar iktidara gelince başörtüsü serbest oldu ama Kürt, dil ve kimlik üzerinden öteki kalmaya devam etti. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Oysa ikisi de haktı, ikisi de Allah'ın ayetiydi.

Değerli arkadaşlar, başörtülü kadınlar burada siyaset yapsınlar diye biz 28 Şubatçılara karşı mücadele ederken biz, doğrusu bunu hiç düşünmedik. Bunu savunanların bir gün gelip Allah'ın bir diğer ayetini, dilini inkâr edeceğine hiç düşünmedik Sayın Grup Başkan Vekili. Özcesi, bu ülkede iktidara gelen kim olursa olsun benzer bir pratik sergilemekte, işte tam bu noktada muhalefet de aynı tutum ve sessizlikte kaldığında Türkiye siyaseti aynı çıkmazlarda kalmaktadır.

Peki, "Bütün bu olanlar karşısında muhalefet neden böyle davranıyor?" sorusunu sormak gerekiyor. Bu sorunun cevabını vermeden Türkiye'nin bu hâlini, siyasal iklimini, adaletsizliğini anlayamayız. Türkiye'nin, geleneksel muhalefeti "big brother"la karşı karşıya geldiği her dönemin bir bedel gerektirdiğini biliyor. Bu tarihsel hafıza içlerine sinmiş durumda. Kürt meselesi ise bu refleksin en sert alanı. Bu yüzden muhalefet bu meselede adım attığında kendisine bedel ödeteceği korkusunu iliklerine kadar hisseder. Bu konuları konuşurken oy kaybederiz korkusu muhalefeti sürekli geri adım attırıyor ama bu memlekete oy kaybettiren şey, hakkı, hukuku, adaleti, Kürt meselesini konuşmak değil, adaletsizliğe sessiz kalmaktır. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye'de bazı muhalefet aktörleri hâlâ şu yanılgıda: "Kürt sorunu bizim sorunumuz değil." Oysa, bu ülkenin en temel demokratik sorunu Kürt sorunudur. Çözülmeden hiçbir şey çözülmez, çözülmeden hiçbir şey düzelmez. Şimdi, bu sorunun çözümü için Meclis çatısı altında kurulan komisyona üye vermek cesaretti, doğruydu ama İmralı'ya gitmek konuşulduğunda cesaret yarım kaldı. Soruyoruz: Neden? Çünkü bu ülkede hâlâ bazı kelimeler, bazı adresler tabu olarak tutuluyor ve muhalefet bu tabuya dokunursa iktidarın ve onunla bütünleşmiş devlet aklı mekanizmasının sertleşeceğini biliyor ama şunu hatırlatmak gerekiyor: Barış hangi masada konuşulursa konuşulsun gitmek gerekir, cesarettir, çözüm iradesidir, görevdir. Peki, muhalefet böyle devam ederse ne olur? Her kayyım atandığında sessiz kalınırsa, seçilmişler tutuklandığında "Ama şartlar öyle." denirse, her hukuksuzlukta gerekçeler üretilirse iktidar şunu anlar: Ben ne yaparsam yapayım, karşıma çıkacak güç yok. Bu pervasızlık bir yönetme biçimine dönüşür, nitekim dönüşmüş durumda. Kürt halkı defalarca seçti; defalarca sandık iradesi gasbedildi, eş başkanlar tutuklandı, milletvekilleri hapsedildi, partiler kapatıldı ve yıllardır muhalefetin bir kısmı ya seyretti ya da gerekli tutumu almadı. Oysa bu sessizlik Türkiye'nin geleceğinde ağır bir kopuş yaratıyor. Kürt meselesi çözülmeden ne ekonomi düzelir ne hukuk gelir ne demokrasi inşa edilir. Eğer muhalefet bu meselede gerekli tutumu almazsa Türkiye bir yüzyıl daha kaybeder.

Bugün yaşadığımız tabloya gelelim: İmamoğlu tutuklu hem de yıllar önce aynı makamda olan ve sadece bir şiir okuduğu için haksız yere makamından edilen ve cezaevine giren bir Cumhurbaşkanının iktidarında tutuklandı. İmamoğlu'na yapılan muamele Türkiye'de iktidara kim gelirse gelsin pratiğin değişmediğinin bir ispatı ve tekrar söylüyoruz ki: Türkiye siyasetinin çıkmaz sokağıdır. İmamoğlu tutuklu; evet, bu bir haksızlıktır; evet, hepimizin karşı çıkması gerekiyor, çıkıyoruz da ama Sayın Selçuk Mızraklı da tutuklu. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Sayın Selçuk Mızraklı bir cerrahtı, bir belediye başkanıydı ama Sayın Bekir Kaya da tutuklu. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Mızraklı'nın başına gelen, Kaya'nın başına gelen İmamoğlu'nun da başına geldi; iktidar yani "big brother" muhalefeti cezaevinde eşitledi. Eğer bu haksızlığa karşı çıkıp aynı haksızlığın tekrarını yıllarca izlediysek o zaman mesele haksızlık değil, bir tercihtir. Bugün bu ülkede en çok ihtiyaç duyulan, muhalefetin kendine samimi bir öz eleştiri yapmasıdır. Çünkü bu ülke sadece iktidarın yanlışlarıyla değil, muhalefetin cesaretsizliğiyle de bu hâle geldi.

Ve son olarak "büyük birader" bizi izliyor demek; iklimin sertleştiğini, duvarların yükseldiğini, korkunun derinleştiğini söylemektir ama aynı zamanda şunu söylemektir: "'Büyük brother' izliyorsa biz de birbirimizi izlemeliyiz." Kim hakikatin yanında duruyor, kim susuyor, kim korkuyor, kim cesaret ediyor; bütün toplum görüyor. Bu ülkenin geleceği, muhalefetin cesaretine bağlıdır; barışa, eşitliğe, adalete cesaret eden bir muhalefete. Eğer bu cesaret gelmezse iktidar pervasızlaşır, demokrasi çöker, halk küser, devlet çözülür ama gelirse bu ülke yeniden doğar.

Konuşmamı burada sonlandırmadan bir mesele anlatmak isterim. Bir adam kendisini darı zannediyor ve tavuktan korkuyor. Psikoloğa gidiyor, psikolog diyor ki: "Sen darı değilsin, tavuk seni yemeyecek." 10 tane seans uyguluyor ve adam sonunda doktora diyor ki: "Evet, ben inandım; ben darı değilim, tavuk da beni yemeyecek." "İnandım." diyor, iki adım atıyor, çıkıyor, geri dönüyor. "Hocam, ben darı olmadığıma inandım, tavuk da beni yemeyecek. Peki, tavuk da bunu biliyor mu?" (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, bütün bunları konuşurken, evet, değerli dostlar, tavuk da biliyor; bu ülkenin geleceği barışta, demokraside, birlikte yaşamda ve en önemlisi de muhalefetin gerçekten ortaya koyacağı cesur bir birlikteliktedir.

Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. (DEM PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)