| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 35 |
| Tarih: | 17.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.
Görüşmekte olduğumuz 2026 bütçesi devlet bütçesinin üzerinde israf ve olağanüstü gösterişe yönelmiş bir bütçe görüntüsündedir. Kamu maliyesi, artık milletin hakkını koruyan bir araç olmaktan çıkmış, Cumhurbaşkanlığının sınırsız harcama yetkisini finanse eden devasa bir bütçeye dönüşmüştür. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle yasama organı yürütmenin karşısında hesap soran bir merci olmaktan çıkarılmış, önüne konulan kalın dosyalara "Evet." demesi beklenen bir noter makamına indirgenmiştir.
Bakın, bütçenin gerçek sahibi olan en üst yürütme makamı yıllardır bu Meclise gelip tek bir satır bütçesini savunmamaktadır. Milyarlarca liralık bütçeleri olan İletişim, Diyanet İşleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı kurumlarının Başkanları da Komisyona gelmeyi kendilerine yük saymaktadır. Hiçbir kamu görevlisi yoğunluk bahanesiyle milletin temsilcilerinden kaçamaz. Hiçbir kurum özel olduğunu öne sürerek denetimden muaf olamaz. Hiçbir iktidar, Meclisi yok sayarak bu ülkeyi yönetemez.
Değerli milletvekilleri, bütçe gerekçesinde Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretim Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında 89 milyar liralık ödenekten sorumlu olan Bakanlık dururken aynı başlık altında Cumhurbaşkanlığına da aynı bütçe tahsis edilmiştir. Programın adı aynı, bütçesi 2 yerde. Peki, bu sanayi politikasının sahibi kimdir? Projeyi kim seçecek? Teşviki kim verecek? Başarısızlığın hesabını kim verecek? Cevap yok. Aynı çarpıklığı afet yönetiminde de görüyoruz. Şehircilik ve Risk Odaklı Bütünleşik Afet Yönetimi gibi hayati bir programdan söz ediyoruz. Bu sistemde hesap sormak yoktur, yalnızca yetki toplamak vardır.
Değerli milletvekilleri, bu bütçe görüşmeleri yapılırken ülkenin gerçek gündemi bu salonun dışında, yakıcı hâlde durmaktadır. Bir yanda halktan tasarruf beklenirken ve istenirken diğer yanda külliyenin bütçesi büyümekte; protokol, vitrin ve gösteriş harcamaları artmaktadır. Emekli geçinemez, asgari ücretli ay sonunu getiremezken saray merkezli yapı itibarı lüksle karıştırmaya devam etmektedir. Üstelik, mesele sadece ekonomi değildir; Türkiye hukukun üstünlüğünde, kuvvetler ayrılığında, uluslararası endekslerde dibe vurmuştur. 2025 Açık Hükûmet Endeksi'nde Türkiye 143 ülke arasında 110'uncu sıraya gerilemiştir. Türkiye ekonomik krizde ise bunun sebebi dış güçler, küresel dalgalar veya bölgesel riskler değildir. Sorun tamamen tek merkezli yönetim modelinin sağlıksız yapısıdır ama iktidar bu tablonun sorumluluğunu üstlenmek yerine daha fazla iletişim harcamasıyla gerçeğin üzerini örtmeye çalışıyor. Ekonomi kötüye gittikçe propaganda bütçesi büyüyor, algı kampanyaları artıyor. Bugün Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki İletişim Başkanlığı tarafsız bir kamu kurumu olmaktan çıkarılmış, siyasi propagandanın merkezi hâline getirilmiştir. Bu siyasal iletişim zincirinin doğal uzantısı TRT de milletin değil, bu propagandanın ekranıdır. "Dezenformasyonla Mücadele Merkezi" adı altında kurulan yapıysa eleştirel sesi susturmanın aparatı hâline getirilmiştir. Eleştiri muhalefetten geldiğinde dezenformasyon etiketi hazırdır. Bu çifte standartsa yalnızca sözde kalmamakta, bütçede de kurumsallaşmıştır. Nitekim, planlama yapamayan, sadece harcama yöneten Strateji ve Bütçe Başkanlığı bütçesinin yüzde 99'u yedek ödenektir; kimin neye, hangi kararla para aktardığı kapalı bir kutudur. Üstüne bir de örtülü ödenek var, neredeyse kime bilinmez, bir hesap sorulmaz; bu kadar denetimsiz para doğal olarak denetimsiz yetki verir, yetki üretir. İşte, bu noktada külliyenin gölge bakanlıkları karşımıza çıkıyor. Politika kurulları, danışmanlar, konseyler; bakan var ama yetkisi yok; danışman konuşuyor, bakan susuyor. Bu, devlet değil, çift başlı, gölgeli bir yönetim kaosudur.
E-devlet soyuluyor, yurttaşın kişisel verileri karanlık ağlarda dolaşıyor. Dijital güvenlik Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde anayasal bir görev olmaktan çıkmış, inkârla yönetilen kriz alanına dönüşmüştür. Siber Güvenlik Başkanlığı tabelada var, Başkanı atanmış ancak yetkisi belirsiz, bütçede izine rastlanılmamaktadır. Değerli milletvekilleri, ekonomik göstergeler de bu yönetim anlayışının bedelini açıkça ortaya koyuyor. Dünyanın en etkin ekonomilerine bakıyoruz Almanya, Güney Kore, Kanada, Hollanda hepsinde bütçe disiplinini sağlayan şey güçlü kurumlar, şeffaf mekanizmalar ve hesap verebilir yönetimdir. Türkiye'de enflasyon küresel ortalamanın 8 katı, gıda fiyatları Avrupa'nın 5 katı, genç işsizlik OECD'nin zirvesinde; gerçekçi bir değerlendirme yapmak zorundayız, Türkiye ekonomide tarihî bir çöküş yaşıyor. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye gelir düzeyi açısından orta gelir tuzağından bile aşağı doğru kayıyor. Enflasyonumuz G20 ülkeleri içinde açık ara 1'inci, gıda enflasyonu Avrupa ortalamasının 7 katı, Türk lirası son on yılda dolar karşısında yüzde 94 değer kaybetti. "Büyüme var." diyorsunuz ama kim ve ne için? Türkiye'de milyarderlerin serveti beş yılda yüzde 52 arttı. On kişinin serveti 5 milyondan fazla asgari ücretlinin bir senelik ücreti olduğu anlamına geliyor. En yoksul yüzde 50'nin geliri ise aynı dönemde yüzde 27 erimiştir Çalışanların millî gelirden aldığı pay cumhuriyet tarihinin en dip seviyesine indi. Sarayın bu yılki bütçesi yaklaşık 600 milyon euroyla 110 milyon euroluk Fransa Cumhurbaşkanlığı bütçesinin ve 55 milyon euroluk Almanya Cumhurbaşkanlığı bütçesinin toplamından 3,6 kat daha maliyetlidir.
Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi Türkiye'nin kurumlarını işlevsiz hâle getirmiştir. Merkez Bankasının bağımsızlığı yok edildi, TÜİK siyasi talimat kurumuna dönüştü, Hazinenin borçlanma maliyeti yirmi yılın zirvesine çıktı. Dünya örneklerine bakalım: Almanya'da hükûmet bütçeyi federal parlamento denetimi olmadan harcayamaz. İngiltere'de tek kuruşluk kamu ödeneği bile Bağımsız Ulusal Denetim Ofisi tarafından incelenir. ABD'de Başkan, örtülü ödenek kullanamaz, Kongreden gizli harcama yapamaz. Bizde ise Cumhurbaşkanlığı bütçesi "sorma, bilme, karışma" prensibiyle yönetiliyor. Rakamlar çok açık, Türkiye'nin iç borcu beş yılda 5,5 kat arttı. Faiz ödemeleri 2026 bütçesinde 2,7 trilyon olarak öngörülüyor. Bir tarafta halktan alınan vergiler diğer tarafta sarayın bitmeyen iştahı.
Değerli milletvekilleri, genel tablo böyleyken Cumhurbaşkanının uhdesinde yıl boyunca Gazze, Ukrayna, İran ve Suriye başlıklarında yürütülen zirve diplomasisi bölgede ve ülkemizde maalesef hiçbir kazanım sağlamamıştır. Devletin dış politikası kampanya diliyle, miting üslubuyla iç siyasetin ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Cumhurbaşkanlığı protokolleri egemenlik tartışmalarına neden olacak kadar savrulmuştur. Türkiye topraklarında ağır silahlı misafir görüntüleri devlet ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır. Papa ziyareti din özgürlüğü değil, egemenlik hassasiyetlerinin nasıl göz ardı edildiğinin göstergesidir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Özetle, bu bütçe, yoksulluğu, adaletsizliği ve kurumsal çürümeyi durduracak bir belge değildir. İşte bu yüzden çözüm açıktır: Türkiye, güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme dönmek zorundadır çünkü bu ülkenin kurtuluşu tek kişinin takdirinde değil, millet iradesindedir.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)