GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:35
Tarih:17.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

İktidar sözcüleri ağzını açtıkları zaman altmış yıl önceki tek parti dönemlerine dem vuruyorlar fakat bugün geldiğimiz noktayı biraz gözden geçirelim. Valiler, il başkanı eş başkanı olmuş; kaymakamlar, ilçe başkanına eş başkanı olmuş. Eş başkanı derken, daha doğrusu talimat almadan hiçbir şey yapamıyorlar; düğünlerde, derneklerde muhalefet milletvekillerinin yanında fotoğraf çekilmeye çekiniyorlar, bürokratlar da öyle. Ya, Türkiye'yi getirdiğiniz nokta açısından bu çok önemli.

İkincisi, bir sendika var, sapsarı. Bu iktidar gelmeden önce 50 bin üyesi vardı, iktidarın bütün gücünü kullandığı şu anda milyonun üzerinde üyesi var; Hükûmetten daha fazla Hükûmetin propagandasını yapıyor. İşi gücü, bakanlıklara çökmüş, bürokrat atıyor, kendi sendikasının dışında olmayanlar görevden alınıyor. Hele ilk 2-3 dönem ne kadar vatansever, milliyetçi insan varsa onlara düşmanlık... Bir tane adam koymadılar, gök ekin gibi biçtiler. Allah bir gün inşallah fırsat verecek, çok yanlış yaptılar çok. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla bu adamlar işçinin, memurun hakkını mı savunacak? Arka bahçe falan değil, yandaşlık değil yani bunun ilerisinde bir şey. Dolayısıyla nemalanıyorlar, ne emeklinin hakkını savunuyorlar ne işçinin ne memurun. Dolayısıyla yüzde 95 medya gücü, devletin tüm gücü; getirdiğiniz noktayla övünüyorsunuz herhâlde.

Bir de ikinci bir konu var, biraz böyle kahve ağzı olacak ama her çıkan adam 3 kere Cumhurbaşkanı... Ya, 3 kere Allah'ı ansalar, Cumhurbaşkanından korktukları kadar Allah'tan korksalar hepsi cennet gidecek. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Yani özür dilerim, bir de bu Atatürk düşmanlığı var. Ya, Ebu Cehil'e bu kadar saldırsanız yine cennete gideceksiniz.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Hiç de öyle bir şey yok.

YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Bu benim şahsi fikrim, vatandaş değerlendirecek.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Şahsi fikrinizi kendinize saklayın.

YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Kıymetli milletvekilleri, Plan ve Bütçe Komisyonunda defalarca dile getirdik. Bugün bu bütçeyi konuşurken maaşı eriyen işçiyi, kirası ödenmeyen memuru, ay sonunu getiremeyen emekliyi, kepenk kapatan esnafı konuşmak zorundayız. İktidar yedi yıldır "Enflasyon bir yıl sonra tek haneye inecek." diyerek vatandaşa umut dağıttı. TÜİK'in tartışmalı rakamlarına göre enflasyon yüzde 30. Ama gerçekten öyle mi piyasada? Sokakta öyle mi? En az yüz 60. Arada sadece rakam farkı yok, uçurum var. Para pul oldu, tezgâhlar el yakıyor, kiralar ay ay yükseliyor, elektrik, su, doğal gaz faturaları katlandı, maaşlar ise cebe girmeden eriyor. Kısacası bu ülkede milyonlarca çalışan ve emekli açlık sınırının altında yaşamaya mecbur edildi. Asgari ücretin satın alma gücü son bir yılda en az 6.322 lira eridi. Emeklimiz ise ömrünü verdiği devlet kurumlarının kapısında ek ödeme kuyruğuna mahkûm ediliyor.

Sayın Bakan, SSK'nin durumu iyiye gidiyor, söylüyorsunuz. Mali durumun iyi olmasının nedeni emeklinin, çalışanın durumunun kötü olmasıdır. Emekli sayısı artarken bütçede SSK'ye yapılan transferler düşüyor, ortada bir sorun var. 2009'da ortalama emekli aylığının millî gelir içindeki payı yüzde 58'di, bugün yüzde 33'e düştü. Emekliye verilen pay yarıya yakın azaldı.

Aile Bakanı "Emeklilere huzur evinde bakıyoruz." demiş. Lütfen ihsanda bulunmuş. Anlaşılan Aile Bakanı Türk toplumunun, bu toplumun değerlerini unutmuş. Emekliye lütuflarda mı bulunuyorsunuz? Emekliye sadaka mı dağıtıyorsunuz? Yıllarca prim ödemiş, canını dişine takmış emekliler hakkını istiyor.

Çukurambar'da, Çayyolu'nda bol sıfırlı hesapları ödüyorsunuz; Sincan'daki, Altındağ'daki emekliye "Neyinize yetmiyor, huzur evinde de bakıyoruz, sosyal yardım alın." diyorsunuz. Bir insan sosyal yardımlarla övünebilir mi?

18-20 milyon insana yardım ediyorsunuz, bu utanç verici bir şey. Vicdanınız cüzdanınıza sıkışmış. Gözlerinizi makam ve unvan hırsı mı kör etti? Öyle "Bakıyoruz, veriyoruz." falan demek doğru değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Bu ülkenin her bir insanı aziz ve değerlidir. Emeklilere yapılanlar sosyal yardım kategorisinde değerlendirilemez.

BAŞKAN - Sayın Arslan, teşekkür ediyorum.

YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Ben teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Diğer söz talebi Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş'a ait.

Sayın Türkeş Taş, buyurun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, kıymetli milletvekilleri ve bürokratlar; şu bir gerçektir: Her ülkenin kendi savunmasını kuvvetlendirmesi, savunma sanayisine yatırım yapması ve ordusunu sürekli olarak modernize etmesi gerekmektedir. Bu inançla, savunma sanayi üretimimizi takdir etsek de iktidarın son on senedir savunma sanayii alımları konusunda yaptığı yanlışları da görmezden gelemeyiz. Hatta ülkemizin ulusal güvenliğini düşündüğümüz için iktidarın bu hassas konuyu nasıl keyfekeder ve hoyratça kullandığını, iç politikada propaganda malzemesi yaptığını da ibretle izlediğimizi söylemeden edemeyeceğim. 2018 senesini hatırlayalım. Türkiye F-35 projesinin ortaklarından birisiydi. Daha AK PARTİ iktidara gelmeden önce Millî Güvenlik Kurulunda bu projeye girme kararı verilmiş ve 100 uçak siparişinde bulunulmuştu. Söz konusu planlama 2040'lı yıllarda dünyanın en iyi avcı uçağı projesine ortak olma hamlesiydi. En az bunun kadar önemli bir nokta daha vardı. Türkiye bu uçakların yedek parça tedarikçilerinden birisi olacaktı ve bundan da 12 milyar dolar gelir elde etmesi bekleniyordu. Türkiye bu projeye 1,25 milyar dolar yatırmıştı. Neticesinde hem hava kuvvetlerini güçlendirecek hem de ekonomik bir gelir yaratacaktı. Peki, sonra ne oldu? Amerika Birleşik Devletleri'yle ilişkiler dönemsel olarak gerildi, iktidar hemen Putin'e yanaştı ve S-400 hava savunma sistemini aldı, Türkiye de F-35 projesinden çıkarıldı. CAATSA yaptırımları ilk kez NATO üyesi olan bir ülkeye uygulandı. Neticede iktidar hem toplamda 13,25 milyar dolar para kaybetti hem de hava kuvvetlerini dünyanın en iyi avcı uçaklarından mahrum etmiş oldu. Bunların karşılığı olan millî gururumuz KAAN'ın motoruyla yaşananların sebebi de aslında CAATSA yaptırımlarıdır. Yakın zamanda İngiltere'yle masaya oturuldu. 2030 yılında teslim edilecek Eurofighter savaş uçakları için 10 milyar dolarlık sözleşme imzalandı. İngiltere Türkiye'den aldığı siparişleri sevinçle karşıladı ve kamuoyuna bu durumu da istihdam müjdesi olarak duyurdu. Kısacası, bundan yedi sene önce atılan yanlış S-400 adımının maliyeti kartopu gibi yuvarlanarak 65 milyar dolar olarak karşımıza çıktı; Akdeniz, Ege ve dolayısıyla Kıbrıs üzerinde hava gücü üstünlüğümüzün riske girmesi de cabası. Geldiğimiz noktada, üzülerek söyleyeceğim ama Türk Hava Kuvvetlerimiz 21'inci yüzyılda orta çağı yaşamaktadır. Aktif faz dizinli radar (AESA) teknolojisine sahip tek bir savaş uçağımız mevcut değildir. AESA radarları, basitçe çok uzaktan düşmanı görebilen ve aynı zamanda elektronik karıştırmadan da etkilenmeyen radarlardır. ÖZGÜR adı verilen F-16 modernizasyon projesi kapsamında, ASELSAN millî AESA'nın, bunun radarının testlerini hâlen devam ettirmektedir, projenin ne zaman biteceği de belli değildir. Dolayısıyla, Türk Hava Kuvvetlerimizin savaş uçaklarının düşmanı erken görme problemini çözmek için acilen başka tedbirler alması gerekmektedir. Erken ihbar ve kontrol uçaklarımız, NATO ve Amerika Birleşik Devlet destekli Link 16 kabiliyeti vasıtasıyla bu işi halletmekte iken, S-400 alımıyla bundan da mahrum kaldık. Bize göre almamız gereken tedbirler, öncelikle kendimiz bir link 17 sistemi geliştirmeliyiz. TÜBİTAK SAGE'nin geliştirdiği aktif radar güdümlü GÖKTUĞ-1 ve GÖKHAN-2 füze projelerini bir an önce tamamlamalıyız. GÖKTUĞ ve GÖKHAN gibi aktif radar güdümlü füzelerin AKSUNGUR-3 ve Akıncı-4 gibi insansız hava araçlarına entegre edilmesine ihtiyaç vardır. Uçak pilot sayısını 2030'lu yıllara kadar 1'e 2, sonrasında da 1'e 2,5 oranına çıkaracak tedbirler kesinlikle alınmalıdır. 2030'lu yıllarda erken ihbar radarlarının en az yüzde 50'si yerli sistemlerle yenilenmeli, nihayetinde erken ihbar radarlarımızın tümü yerli olmalıdır, hava uzay gücüne 2 adet gözlem uydusu ilave edilmelidir. Hava harp sanayii beşinci nesil jet uçakları için motor geliştirmelidir. Siber savunma sistemi güçlendirilmeli, akıllı mühimmat ailesine yerli süpersonik uzun menzilli sistemler de ilave edilmelidir. Bütün parayı İHA'lara ve SİHA'lara yatırmak akıllıca bir silahlanma stratejisi değildir. Olası bir çatışmada, Allah korusun, bir saat içerisinde 5 uçağımız düşürülür ise telafisi imkânsız durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Dost acı söyler; biz söyleyelim, gerisi karar vericilere kalsın.

Sayın Yılmaz, kurumunuzun yeni göz bebeği Siber Güvenlik Başkanlığı da ülkemize hayırlı olsun. Önemli ve olması gereken bir kurumdu, apar topar kuruldu, hatta öyle ki Meclisten geçmeden, Resmi Gazete'de yayınlanmadan kurulup sonra Resmi Gazete'de yayınlandı. Başkanın ataması aynı hızda olmadı ama yakın zamanda o da atandı. Yeni başkana da görevinde başarılar diliyoruz. Bu bütçede kurumun bütçesiyle ilgili herhangi bir şey yok ama Sayın Yılmaz Komisyonda stratejik bütçeden bütçesine para aktarılacağını söyledi, daha da fazla bilgi vermedi, ümitliyiz. Siber güvenlik artık bilindiği üzere, teknik bir başlık değil, devletin egemenlik meselesi. Bugün bir ülke bankalarını, enerji hatlarını, haberleşme sistemlerini, hava sahasını ve kamu verisini koruyamıyorsa o ülke sınırlarını harita üzerinde korusa bile fiilen güvende değildir. İşte bu yüzden Siber Güvenlik Başkanlığı sıradan bir idari birim değil, devletin dijital vatanını koruyan stratejik bir kurumdur. Bu nedenle, Siber Güvenlik Başkanlığı, MİT, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Savunma Sanayii Başkanlığıyla anlık ve güvenli veri paylaşabilen, kriz anında tek merkezden karar alabilen, kamu ve kritik altyapılar üzerinde bağlayıcı denetim yetkisine sahip bir yapı olmak zorundadır. Siber güvenlikte zafiyet sadece teknik bir eksiklik değil, doğrudan siyasi ve stratejik bir zafiyettir. Veri, siber dünyanın petrolüdür, nadir elementidir; veri, vatandır. Vatan savunması tesadüfe belirsizliğe ve denetimsizliğe bırakılamaz. Bu kurum doğru yetkiyle, doğru bütçeyle ve Meclis denetimiyle çalıştığında Türkiye sadece savunan değil, caydıran bir dijital güç de olur.

Kıymetli hazırun, bugün görev yaptığımız Meclis çok zor günlerden geçmektedir. Devletimizin kurucu değerleri tıpkı Birinci Meclis-i Mebusandaki Rum, Bulgar ve Arnavut bölücülerin yaptığı gibi bu Genel kurulda tartışılmaktadır. Burada, beşikteki bebeklerden, kümesteki tavuklara kendileri gibi olmayanlara hayat hakkı tanımamış, binlerce kişinin ölümünden sorumlu hastalıklı bir güruh ve onların milletten veresiye nefesle yaşayan ele başları Gazi Meclisimizin muhatabı hâline getirilmiş, Anayasa ve İç Tüzük'e aykırı bir şekilde kurulan merdiven altı bir komisyonla bu Meclis milletimize karşı yapılan bir kalkışmaya alet edilmeye çalışılmıştır. Kurulu mizansenin parçası olarak şimdi raporlaşmalar başlamış; cumhuriyetimiz, üniter devlet yapımız, devletimizin kurucu anlaşması olan Lozan hedefe konulmuş ve tartışılmaya açılmıştır. Yeni resmî dil tanımları, özerklik istekleri, Türklüğün Anayasa'dan çıkarılması ve Türk milletinin bin yıllık devlet olma yetkisinin adım adım devredilmesi, gitmek istenilen nokta budur. Bunun da pazarlanması "barış" adı altında yapılmaktadır. Tamamen millî, üniter Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan, bu topraklarda başka yapı kurmak üzere yaptıkları stratejiye de "kullanılan barış dili" diyorlar. Ya, var olduğu günden itibaren bulunduğu her coğrafyayı barış ve demokrasiyle tanıştırmış binlerce yıllık Türk devleti, barışı bebek katili ve onun şakşakçılarından mı öğrenecek, bunu anlamak mümkün değildir. Türkiye'de savaş mı var da barışı konuşuyoruz, bunu da anlamak mümkün değildir. Ayrıca katile "katil" haine "hain" demek, bir gerçeği teslim etmektir. Kan emici, cani, hain, bebek katiline sayın demek ya da denmesini istemek Türkiye'nin huzuru için gerekli olan dil değil, Türkiye'nin bekasına göz dikenlere başka kimlik verme ve onları aklama çalışmalarıdır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu millet bu yollardan çok geçti, hiçbir zaman da oyuna gelmedi, yine de gelmeyecektik. Millet, siz ne derseniz deyin kimin ne olduğunu çok iyi bilmektedir ve ne yapıldığını da çok iyi görmektedir. Şimdi, önümüzde bu yönde kanuni değişiklik paketleri sunulacak ve bu yüce Meclise bir de bebek katilini ve peşindeki teröristleri affettirme görevi yüklenecek, öyle gözüküyor. Ben şimdi buradan soruyorum: Cumhurbaşkanının İmralı canisini affetme yetkisi yok mudur? Tabii ki var. Madem bu kadar önemli ve memleket için bu kadar gerekli niye Cumhurbaşkanını bunun için bekliyor ve niye bu yetkisini kullanmıyor? Ha, belki diyeceksiniz ki: "Tek başına bir kişinin alabileceği bir karar değil bu." Peki. "Milletin katılımı gerekli." diyeceksiniz, sonuna kadar haklısınız. O zaman size hodri meydan diyoruz, gelin, o hâlde bu işi milletimize soralım. Gelin, Türk milletine gidelim "Cani teröristbaşı Abdullah Öcalan affedilmesin mi?" diyelim "PKK'lılar affedilsin, topluma karıştırılsın mı?" diye gelin hep beraber millete soralım. Bu kadar milletin vekillerinin değil, milletin aslının vermesi gereken bir karardır. Allah herkesi beraber yürüdükleriyle haşredecektir. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Devamla) - Biz asla ve asla milletinize rağmen, bu kadar insanı katletmişler ve onları affedenlerle birlikte olmayacağız diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)