GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:35
Tarih:17.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tek parti dönemine atıfta bulundu burada konuşmacılar...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Mehmet Akif benim arkadaşım mı?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ali Mahir Başkanım...

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Tamam.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Şimdi ben konuşayım, daha sonra...

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - O bana laf atıyor!

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Leyla Hanım'ı durdurabilsek, Leyla Hanım durmuyor.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Leyla Şahin Usta Hanımefendi...

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Sayın Usta... Sayın Başarır... Sayın Gökçek... İstirham ediyorum. Hatibi dinleyelim, lütfen. Tartışmayı sonlandırdık. Sayın Hatibi dinleyelim.

Sayın Özdağ, buyurun. Sayın Özdağ, siz Genel Kurula hitap edin.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Sayın Başkan, tekrar, baştan alırsanız...

BAŞKAN - Efendim, süreyi yeniden başlatıyorum.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Başkanım ara ver, ara.

BAŞKAN - Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim efendim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce konuşmacılar tek parti döneminden bahsettiler. Evet, Türkiye'de bir tek parti dönemi olmuştur ve bu tek parti dönemi sadece bizde değil, dünyanın her yerinde olmuştur. Bütün imparatorluklar yıkılırken ulus devletler inşa edilmiş ve ulus devletler inşa edilirken de tek partiler olmuştur, demokrasi yoktur. Demokrasi, 1940'ların, 1950'lerin bir noktada neşvünema ettiği bir rejimdir.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar...

Ya, çok ayıp ya, çok ayıp ya!

BAŞKAN - Sayın Özdağ, lütfen siz hitap edin.

Sayın Başkanım... Sayın Başkan, tartışma bitti.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ya, Sayın Başkan, Leyla Hanım'ı susturamıyoruz ki! Aman Allah'ım, aman Allah'ım, aman Allah'ım! Düşman başına ya!

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri... Evet, tartışma bitti.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Lütfen, istirham ediyorum; yan yana, birbirinizle konuşmayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ya, burada konuşuyoruz arkadaşlar! Burada bir hatip var, konuşuyor...

BAŞKAN - Hatibi dinleyin. Burada saygın bir iş yapıyoruz, millet adına çalışıyoruz. Lütfen, hatibi saygıyla dinleyelim.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Yani birbirimizi saygı duymayacaksak...

BAŞKAN - Meclisin mehabetine yakışan davranışlardan uzaklaşmayalım. Yakışan davranışları kendimiz için şiar edinelim.

Sayın Hatip, buyur süreyi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bak, süreyi başlatıyorsunuz Leyla Hanım başlıyor, ben anlamıyorum ki!

AYŞE SİBEL YANIKÖMEROĞLU (İstanbul) - Ara verin, ara.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Bu Leyla Hanım, vallahi yeter ya! Süreyi açtığınız anda Leyla Hanım başlıyor.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Lütfen...

BAŞKAN - Leyla Hanım, lütfen.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ya, tamam, lütfen arkadaşlar.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, yeter, onlara da söylüyorum, size de söylüyorum; iki tarafa da söylüyorum. Efendim, lütfen ama yan yana konuşmayalım. Gruplar arası laf atışma yarışması yok ki burada.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Başkanım, ara verelim daha sonra sağlıklı bir şekilde başlayalım.

BAŞKAN - Yani burada hatip konuşacak yoksa ara vereceğim bakın, istirham ediyorum.

MEHMET EMİN EKMEN (Mersin) - Bence de ara vermemiz gerekir Başkanım.

MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Hakikaten ayıp ya, yani Türkiye 2 partiden ibaretmiş gibi davranma tarzı bu yani.

BAŞKAN - Evet, Sayın Özdağ, lütfen buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Hem insicamımızı bozdunuz hem konuşacağız burada bir şeyler ve sizler de dinleyeceksiniz, millet dinleyecek ama lütfen bu tür tartışmalar, atışmalar çok sağlıklı olmuyor ve aynı zamanda bir hatip çıkmış buraya, o sizin arkadaşınız, bir milletvekili ister muhalefette olsun, iktidarda olsun ona karşı bir saygı duymamız gerekmiyor mu? (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, dünyada 3 sistem var, cumhurbaşkanlığı sistemi yok. Ne var? Başkanlık sistemi var. Ne var? Yarı başkanlık var. Ne var? Parlamenter sistem var. Peki, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ne zaman kuruldu? 2017 yılında kuruldu. 2017'de bir referandumla beraber defakto olarak devam ederken hukukileştirildi ve yola çıktı. Bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine de Türk tipi adını verdiler. Ben Türk kelimesine karşı bir hakaret olarak kabul ediyorum. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi bir sistemdir. Nasıl ki diğerleri Amerikan sistemi değilse, Fransız sistemi değilse bu da aynı şekilde bir sistemdir, sistemin kendi adıyla hitap edilmesi doğrudur.

İkinci olarak şunu söyleyeyim: Yüz elli yıllık bir tarihimiz vardı. Neydi? Parlamento tarihimiz vardı, yüz iki yıllık cumhuriyet tarihimiz var. Aynı zamanda, yetmiş beş yıllık da bizim çok partili hayata geçişimizle beraber bir demokrasi tarihimiz, demokrasi tarihimizle birlikte de o günden bugüne biriktirdiklerimiz var değerli arkadaşlar. Peki, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi iktidara özgü bir sistem. Denge, denetleme sistemi ortadan kaldırıldı, bu sistem tarihin tekerleğini yüz elli yıl geriye döndüren bir sistemdir. Bu sistemde millete yüzünüzü döndürmüyorsunuz. Neden döndürmüyorsunuz söyleyeyim: Bakanları kim atıyor? Cumhurbaşkanı atıyor. Peki, bu bakanların milletvekillerine karşı sorumluluğu var mı? "Var." diyecekler iktidar partililer; var, var, doğru, nöbete geliyorlar buraya. Bizim haberimiz oluyor mu muhalefet milletvekilleri; CHP'liler, DEM'liler hatta Milliyetçi Hareket Partililer, İYİ Partililer, YENİ YOL'cular sizin haberiniz oluyor mu? Olmuyor. Demek ki bunların milletin milletvekillerine karşı bir sorumlulukları yok, iktidara karşı sorumlulukları var.

İkinci olarak millete karşı sorumluluğu var mı? Millete karşı da sorumluluğu yok. Neden yok? Çünkü bu kişiler milletle beraber değiller, milletin içinde değiller. Kime karşı sorumlular bunlar? Cumhurbaşkanına karşı sorumlular, Cumhurbaşkanı onlarla hemhâl olacak ve onlar da -açık ve net söylüyorum, Sayın Cumhurbaşkanı beni bağışlasın, kusura bakmasın, açık ve net söyleyeceğim- Sayın Cumhurbaşkanını kandırıyorlar. Yaptıkları hizmetleri tam ve kâmil manada anlatmıyorlar, yaptıkları eksiklikleri de saklıyorlar onlar.

Burada söyleyeceğim, biraz sonra da devam edeceğim değerli arkadaşlar. Bu Meclisin 3 tane görevi var; kanun yapmak. Kanunu biz mi yapıyoruz? Hani Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle beraber bu kanunu kim yapacaktı? Milletvekilleri yapacaklardı. Bu Parlamentodaki muhalefet milletvekillerinden 1.157 kanun teklifi verildi, bir tanesi bile burada değerlendirilmedi ve değere kabul görmedi bu kanun teklifleri.

Soru önergelerimiz... Herhâlde öyle tahmin ediyorum bizim 17 bin civarında soru önergemiz var. Milletvekilleriyle beraber 30, 40 bini geçmiştir. Bir tanesine, bir soru önergesine doğru dürüst, net bir cevap alabilmiş değiliz. Ya ipe un seriyorlar ya arabayı yokuşa seriyorlar veya mevzuat hazretlerini bize gönderiyorlar ve ardından da diyorlar ki: "Biz denetleniyoruz."

Arkadaşlar, Hükûmeti kim denetler? Hükûmeti öncelikle Sayıştay denetler değil mi? Sayıştay denetleyebiliyor mu? Denetleyemiyor Hükûmeti Sayıştay. İkinci olarak kim denetler? Teftiş kurulları denetler. Bu teftiş kurulları denetleyebilir mi? Denetleyemezler. Üçüncü olarak kim denetler? Medya denetler. Medya denetleyebiliyor mu? Hayır, denetleyemiyor medya. Peki, dördüncü olarak kim denetler? Parlamento denetler, soru önergeleriyle denetler. Biz soru önergelerimizi verdiğimiz zaman denetim mekanizmasından mekanizmalar işlemezse bu Bakanlar kime karşı hesap verecekler? Medyaya vermiyorsunuz, yargıya vermiyorsunuz, Sayıştaya vermiyorsunuz, teftiş kurullarına vermiyorsunuz, Parlamentoya vermiyorsunuz. Kime hesap vereceksiniz siz? Ardından Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle beraber neler oldu arkadaşlar, söyleyeyim size: Krizler başımıza yağmur gibi yağmaya başladı, hiç eksik olmadı krizler. Ekonomi çöktü. Çökmedi mi ekonomi; kaç defa çöktü bu ekonomi? Ardından suç oranları artmadı mı? Arttı. 540 bin kişi cezaevlerinde. Hayat pahalılığı olmadı mı? Oldu. Peki, aynı zamanda faizler başını aldı gitti mi? Enflasyon yükseldi mi? Hukuk, adalet bahşetti mi? Yargı siyasallaştı arkadaşlar. Vatandaşın yargıya ve devlete olan güveni sarsıldı. Bunların hepsi Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtikten sonra oldu. Daha önce size söyledim burada, beğenmediğiniz hani o -"Engelli vatandaşlardan özür diliyorum." dedim- kör olan, şaşı olan, çolak olan parlamenter sistemde siz çok büyük başarılara imza attınız. Atmadınız mı? Tek hanelere düşürdünüz faizleri ve enflasyonu, düşürdünüz. 5,2'ydi, 6,2; 5,7 civarında faizler ve enflasyon vardı ve o parlamenter sistemde denetleniyordunuz. Sayıştayın görevlerini layıkı veçhile yerine getiriyordu. Şimdi, beğenmediğiniz o parlamenter sistemdeki başarılarınıza hasretsiniz. Enflasyon kaç oranlarında? Enflasyonu işte diyorsunuz ki: "Biz 3 haneli rakamlardan 2 haneli rakamlara indirdik. 2 haneli rakamlardan da tek haneli rakamlara indireceğiz." Öyle demiyor muydunuz? Tek haneli rakamlara... Ne zaman söylediniz? 2020, 2021, 2022, 2023, 2024,2025; kim söyledi? Sayın Cumhurbaşkanı söyledi. İndi mi? 2021'den 2025'e kadar beş yıl var. Yok mu? Var. İndirebildiniz mi? İndiremediniz, indiremezsiniz. Kâğıt üzerinde indirebilirsiniz, kâğıt kalemi elinize alırsanız: "Ve ben 36 yaptım, 31 yaptım, 21 yaptım." diyebilirsiniz ama geçen gün bütçenin açılışında da söylemiştim: "Ben o enflasyona enflasyon demem. O enflasyon eğer benim mutfağımda aşağı indikçe, benim mutfağımdaki gıda fiyatları da aşağı inmiyorsa ve aynı zamanda benim elektrik fiyatlarım, doğal gaz fiyatlarım veyahut da benim kullanmış olduğum kıyafetlerim, çocuklarımın gitmiş olduğu kreşler, arabalardaki fiyatlar inmiyorsa o, kâğıt üzerinde indirilmiştir demektir değerli arkadaşlar." O nedenle vatandaşların devlete olan güveni sarsılmıştır. Bunların hepsi bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde oldu. Bu demektir ki Türkiye'nin terörden, dış tehditlerden daha fazla büyük bir sorunu var, o da kötü yönetimdir arkadaşlar. Kötü yönetiyorsunuz çünkü senkronize değilsiniz, hatta organize değilsiniz, organize olarak bu işi yapamıyorsunuz.

Türkiye giderek demokrasiden uzaklaşıyor. Vatandaş konuşamaz hâle getirildi. En küçük eleştiri hakaret olarak kabul ediliyor. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." diyordu Edebali, doğruyu söylüyordu ama insanı yaşatmıyorsunuz. Emekliler aç biilaç ve 16.881 lira en düşük emekli maaşı. Bunu da ne kadar yapacağınız belli değil. Kısmen belli, yüzde 17 mi, 18 mi, o da belli değil ama hadi "18" diyelim, üst rakamdan söyleyelim. Asgari ücret ortalama ücret hâline gelmiş, memurlar 2'nci iş yapıyorlar ve asgari ücret artık yetmiyor, esnaf siftah yapamıyor, işsizler ordusunun sayısı artıyor arkadaşlar. İşsizler, yetişkin işsizlerin sayısı yüzde 16-17'de, çocuk işsizlerin sayısı ise yüzde 24'lere-25'lere çıkmış vaziyette.

"Büyük devletiz." diyorsunuz. SMA hastaları var, biliyorsunuz, bu gen tedavisini yapamadığınız için -evlenen insanlarla ilgili gen tedavisi- bazıları SMA hastalığına yakalanıyor. Bu hastalıklar nedir? Bine yakın insandır. Ben Adalet ve Kalkınma Partisinde milletvekiliyken Sağlık Bakanıyla ve Başbakanla konuşarak -o zaman sayı 200 küsur civarındaydı- bunların ilaç fiyatları ödenmişti. Daha sonra geçenlerde yine ödendi, yanılmıyorsam geçen sene ödendi ama şimdi yine aynı şekilde "ödemiyoruz" diyorsunuz ve bu insanlar kampanyalarla para toplayarak "Acaba Katar'da tedavi olabilir miyim?" veya "Avrupa'da tedavi olabilir miyim?" "Amerika'da tedavi olabilir miyim?" diyerek çalışıyorlar.

Konut sahibi olanlar artık artıyor ama konut sahibi olanlar arttıkça kiracıların sayısının azalması lazım, kira fiyatlarının da aşağı çekilmesi lazım, tam tersi kira fiyatları çok yükselmiş vaziyette.

Kontrol mekanizmasında da yargı çaresiz, dosyalar istinafta bekliyor. Yerel mahkemelerden istinafa gidiyor, istinaftan da çözümler geç çıktığı için de yine problemler meydana geliyor.

Demokrasiden korkuyorsunuz arkadaşlar, adaletten korkuyorsunuz, hukuktan korkuyorsunuz, şeffaflıktan korkuyorsunuz, hesap vermekten ve denetlenebilirlikten korkuyorsunuz.

Biraz önce bir arkadaşınız burada dezenformasyonla ilgili veya İletişim Başkanlığının yapmış olduğu faaliyetlerle ilgili "Yalanı, kaynağında kurutmak." dedi. Çok güzel, yalanı kaynağında kurutacağız tabii ki, dışarıya karşı kurutacağız yani Türkiye'nin itibarını korumak adına ama aynı zamanda Türkiye'de kim yalan söylüyorsa o yalanları beraberce kurutacağız. İletişim Başkanlığı, sadece iktidar partisine karşı muhalefetten gelen seslerin yalan olanlarını susturmak, kaynağında kurutmakla görevli değil. Peki, iktidarın söylemiş olduğu yalanlarla ilgili niye bir açıklamanız yok sizin, bir açıklamanız yok. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar) O zaman diyoruz ki biz: Burası bir parti devletidir. Burası tek kişinin yönetmiş olduğu bir parti devletine doğru evriliyor. Hani tek parti dönemini kınıyorsunuz ya, takbih ediyorsunuz ya, bu da tek parti dönemi; sözde çoğunluk, çoğulculuk var, sözde partiler var bu ülkede. O zaman partiler de yoktu, kuruldu, kapatıldı, sonra yaşayamadı onlar.

Değerli arkadaşlar, muhalefetsiz demokrasi olmaz, rekabetsiz de demokrasi olmaz; rekabeti yapacağız, rekabet olmazsa olmaz. İki yıl önce seçimleri kazanmak için ne diyordunuz 6'lı masayla ilgili? "PKK var, HDP var, Kandil var, İmralı var bunların arkasında." diyordunuz. Peki, şimdi ne söyleyeceğiz bununla ilgili olarak? Şimdi de acaba diyorum ben, acaba... Söylemeyeceğim geri kalan kısmını. Tabii ki terörsüz Türkiye'den yanayız, onun için de o masada oturuyoruz ve Türkiye'de bir daha insanlar dağa çıkmasın ve de insanlar birbirlerini öldürmesinler, Türkiye bulunduğu yerde kardeşçe gelişsin, büyüsün istiyoruz. Şimdi, tam tersini yapıyorsunuz.

Bir argümanınıza daha değineceğim değerli arkadaşlar. "Biz, seçimi kazandık." diyorsunuz. Doğru, çok seçimler kazandınız. Peki, bu seçimleri kazandınız da Türkiye'yi zengin mi yaptınız?

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Peki, bu seçimleri kazandınız da Türkiye'de işsizliği azalttınız mı? (AK PARTİ sıralarından "Evet." sesi)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Beni dünle kıyaslamayın arkadaşlar. "Evet." diyen arkadaşınız var oradan. Beni dünle kıyaslama, beni Demirel'le kıyaslama, beni Ecevit'le kıyaslama, beni bir öbür tarafta Özal'la kıyaslama; beni İtalya'yla kıyasla, beni Yunanistan'la kıyasla, beni İspanya'yla, Portekiz'le kıyasla. Kişi başına düşen millî gelir nerede, Türkiye'nin imkânları nerede, onların imkânları nerede? Onların madenleri bu kadar çok mu, onların turizm kaynakları bu kadar çok mu, onların insan kaynakları bu kadar çok mu, onların aynı zamanda tarım kaynakları bu kadar çok mu? Değil. Peki, Hollanda niye bizden çok daha fazla, bizim millî gelirimizden daha fazla, 2 ürün ihraç ederek daha fazla millî gelir elde ediyor?

MEHMET DEMİR (Kütahya) - Onlar sömürüyor da ondan dolayı. Biz hangi ülkeyi sömürüyoruz?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Çünkü siz bilimden uzaksınız, çünkü siz teknolojiden uzaksınız, çünkü siz bilgiye önem vermiyorsunuz; siz biata önem veriyorsunuz; liyakate, ehliyete ve ahlaka önem vermiyorsunuz.

MEHMET DEMİR (Kütahya) - Onlar sömürgeci, o nedenle.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Selçuk Başkanım, onlar sömürgeci, sömürgeci. Biz sömürgeci değiliz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Siz kime önem veriyorsunuz? "Benim partilim mi, değil mi?" diye ona önem veriyorsunuz. Gelin, yapmayın bunları.

Değerli arkadaşlar, haksız rekabetle ilgili, seçimle ilgili söyleyeyim, 2019 seçimlerini ve 2024 mahallî idarelerini kaybettiniz. Kaybedebilirsiniz, hiç önemli değil, önemli olan seçimleri kazanmak değildir, önemli olan kaybedebilmeyi de hazmedebilmektir arkadaşlar.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Biz altı yüz yıl boyunca hiç sömürgecilik yapmadık. Onlar sömürgeci Başkanım.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - İnönü'nün çok güzel bir sözü var, hatırlarsanız 1950 seçimlerini kaybettiği zaman ne demişti eşine? "Mevhibe Hanım, en güzel elbiseni giy. Şimdi gidiyoruz, beraberce görevi teslim ediyoruz." Hatta, bazı askerler geldiler, "Görevi teslim etmeyin efendim, yönetime el koyalım." dediler. "Hayır." dedi. "Bu mağlubiyet benim hayatımın en büyük zaferidir." ifadesini kullandı. O nedenle seçimi de kaybedersiniz, ilanihaye iktidar yok arkadaşlar. Önemli olan, arkanızda baki kalan bu kubbede hoş bir seda bırakabilmektir. Bunu bırakırsanız mesele kalmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Haksız rekabetle kazandınız diyeceğim bazı seçimleri de. Nasıl diyeceğim, söyleyeceğim size: Vatandaşı hakikati göremez hâle getirdiniz. Vatandaş ile hakikat arasına ne koydunuz, biliyor musunuz? Ele geçirdiğiniz o yandaş medyayı koydunuz, televizyonları koydunuz, gazeteleri koydunuz, radyoları koydunuz, trollerinizi koydunuz, bunları koydunuz vatandaş tahkikat arasında ve bu seçimleri kazanırken devletin tüm imkânlarını kullandınız. Doğru muydu? Doğru değil mi? Devletin tüm imkânlarını kullanmadınız mı? O bakanlar yaptıkları otellerin parasını bakanlıklara ödettirdiler ve ardından da "Burada bir rekabet var." diyorsunuz. Ne rekabeti? Haksız bir rekabet var burada ve bu rekabetten sonra da "Seçimi kazandık." diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, vatandaşın hakikati öğrenmemesi için her şeyi yapıyorsunuz. Vatandaş diyor ki: "Açım, ben iş arıyorum." Siz diyorsunuz ki: "Hayır, sen toksun." Vatandaş "İşsizim." diyor "Yok, iş var fakat sen iş beğenmiyorsun." diyorsunuz; "Asgari ücret yetmiyor." diyor, siz "Hayır, bu, muhalefetin argümanlarından bir tanesidir." diyorsunuz. Siyaseti doğru olanlar... Bakın, bir daha söylüyorum: Siyaseti doğru olanlar eleştiriden korkmazlar arkadaşlar, burada konuşmaktan korkmazlar, birileri konuşuyor diyerek çekinmezler; çıkarlar, çatır çatır yaptıklarını anlatırlar, zenginliği anlatırlar.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Niye korkalım biz ya?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - "Kişi başına düşen millî gelir 25 bin dolar." derler "İhracatımız 1 trilyon dolara çıktı." derler "İşsizlik yüzde 5'e indi." derler ve "Emekliler, çok rahat para kazanıyorsunuz; memurlar çok iyi paralar kazanıyorsunuz." derler ve ardından...

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Nefes al biraz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - ...siz "Rahat seyahat ediyorsunuz, rahat ev alıyorsunuz, çocuklarınızla mutlusunuz." dersiniz ve biz de susarız o zaman ama bunu diyemezsiniz.

16,5 milyon emekli bugün aç biilaç yaşıyor. 5 bin lirayı veremediniz bunlara 5, 5, 5... (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar) Bir defa verdiniz onu da bir defa ama memurlara gelince seyyanen zammı verdiniz ve biz Parlamentoyu olağanüstü toplantıya çağırdık. Çağırmadık mı? Çağırdık; niye çağırdık? Çağırdık, neredeydiniz? İçeri girdiniz mi? Eğer yaptığınız doğruysa -o memurlara yüzde 25 zam yapmıştınız, emeklilere yüzde 25 zam yapmıştınız- şu kulislerde oturmazdınız. Girerdiniz içeriye "Evet, çoğunluğu sağlıyoruz, konuşuyoruz; doğru zam yaptık, enflasyon da sizi ezdirmeyeceğiz."

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Siz Genel Kurulda bir tane oylamaya girmiyorsunuz, yapılan yoklamaların bir tanesinde bile yoksunuz.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Demirel gibi konuşurdunuz, Ecevit gibi konuşurdunuz, Özal gibi konuşurdunuz. Konuşamadınız. "200 milletvekilini sağlayabilirlerse ancak genel görüşme açılsın." dediniz, ondan bile korktunuz değerli arkadaşlar.

Şimdi sizlere bir şey daha söyleyeceğim değerli arkadaşlarım: İnsanları korkutarak sizlerin yanlışlarının önüne geçmek istiyorsunuz. Şu anda Türkiye'de uyuşturucu davaları en çok açılan davadır; cezaevlerinin üçte 1'i uyuşturucu müptelalarıyla veyahut da uyuşturucu satıcılarıyla dolu.

İkinci davayı söylüyorum, kusura bakmayın, ikinci dava Sayın Cumhurbaşkanına açılan davalardır arkadaşlar.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Hiç öyle değil.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bu doğru değildir.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) -

Yanlış, yanlış; yok öyle bir şey, yok öyle bir şey!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bakın, hakarete karşıyım ama size bir tavsiyede bulunacağım.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) -

Hakkaniyetli konuş ama hakkaniyetli konuş.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Lütfen dinleyin, önce dinleyin, sonra konuşun.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Hakkaniyetli konuş Başkan ya, sana yakışmıyor!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Demirel'in hikâyesini anlatacağım size. Demirel Başbakandır ve Demirel Başbakan olduktan sonra kendisine bir şahıs hakaret etmiştir, Antalya'da bir şahıs hakaret etmiştir.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) -

Sana yakışmıyor, doğruyu konuşmuyorsun ya! Hakkaniyetli konuş Selçuk Başkan ya!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Hakkaniyetli konuşuyorum, dinlersen memnun olacağım.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Bir bardak su iç de rahatla ya!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Sayın Bakan, dinlersen memnun olacağım.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Hakkaniyetli konuşmuyorsun ya!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Dinle, ondan sonra "Selçuk Bey haklı veya haksız." diyeceksiniz.

Bakın, Yaşar Topçu gelir: "Efendim, size çok ağır hakaretler vardır, küfürler vardır, dava açılmıştır vatandaşa. Vatandaşla ilgili mahkemeye çağrıldım, gideceğim." "Git, davadan vazgeçtiğimizi söyle." der. "Ama efendim, hakaretler var." Gider savcıya, başsavcı der ki: "Evet, dava açtık." "Vazgeçtiğimizi söylüyoruz." "Olur mu efendim, hakaretler var!" "Kim bilir vatandaşın ne derdi vardı; ayağına mı bastık, nasırına mı bastık; aç mıydı, çocuklarının bir problemi mi vardı?" (YENİ YOL sıralarından alkışlar)

Bakın, beraber çalıştık kendisiyle ve ben Sayın Erdoğandan şunu beklerim.

İSMAİL ERDEM (İstanbul) - Devlet Başkanına hiç kimse hakaret edemez.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bakın, çok ağır hakaretler vardır, onlara açılır ama en çok açılan dava Cumhurbaşkanına açılan dava ise eğer burada bir problem vardır. Bu problemi de araştırın diyorum, bu problemin arkasında başka şeyler de olabilir.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) -

Ne olabilir? Arkasında başka ne olabilir yani?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bunu da araştırmanızda fayda vardır değerli arkadaşlar, istatistiklere bakabilirsiniz.

Şimdi, bakın, bu hakaretlere karşı hem ülkede demokrasinin; konuşma, tartışma, özgürlük alanının daraltılması ifadesidir hem vatandaşın bu yönetime karşı tepki duyduğunun da ifadesidir arkadaşlar, bunu da değerlendirin lütfen.

İSMAİL ERDEM (İstanbul) -

Tepki koymak hakaret etmek değil; tepki farklı, hakaret farklı.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Toplumu susturarak gerçeklerin üstünü örtemezsiniz. Anayasa toplantı, gösteri ve yürüyüş yapma hakkı tanıyor bizlere, değil mi? Peki, ne diyorsunuz?

İSMAİL ERDEM (İstanbul) -

Yapıyorlar zaten.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Yapılıyor. Yapıldı mı? Örnek vereceğim: Hatırlarsanız, çoklu barolar meselesi gündeme geldi. Anayasa "Avukatlar yürüyecek." der. Nereden yürüyorlar? Türkiye'nin her yerinden yürüyorlar avukatlar. Yürümüyorlar mıydı avukatlar? 81 vilayetten Ankara'ya geldiler. Anayasa orada duruyor, keşke Anayasa'yı da getirseydim buraya, Anayasa burada duruyor. Ardından da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sabık Bakan, şöyle dedi kendisi: "Efendim, Ankara'ya giremezsiniz." Ya, Anayasa duruyor kardeşim, nasıl giremezler? Sonra günlerce problemler yaratıldı. "Efendim, sembolik olarak bir kısmı Anıtkabir'e gidip çelenk koyabilirler, daha sonra da görüşmelerini yapabilirler." dedi. Ya, niye, ne olur, yürüseler ne olurdu avukatlar? Bu barolar hak arıyorlar. Üç tane müessese var yargıda: Biri savunma, bir diğeri yargı, aynı zamanda savcılık makamı, mütalaa makamı, bir diğeri yargılama, bir diğeri de savunma makamı, değil mi? Savunma mekanizmasından korkuyorsunuz siz, ondan sonra diyorsunuz ki: "Türkiye'de demokrasi var, Anayasa var." Sonra çıkmışsınız "Anayasa değiştirelim." diyorsunuz. Vallahi herkesin ağzında bir terane var: "Anayasa'yı değiştirelim, Anayasa'yı değiştirelim." Ya, siz, Allah aşkına, milletin asgari ücretini artırmak istediniz de, enflasyonu aşağı çekmek istediğiniz de, hayat pahalılığını aşağı çekmek istediniz de, kiraları aşağı çekmek istediniz de mevcut Anayasa’nın hangi maddesi engel oldu, hangisi engel oldu, söyler misiniz bana. (CHP sıralarından alkışlar) Hiçbiri engel olmadı ve söylüyorsunuz: "1982 darbe anayasası, darbe..." Değiştirdiniz kardeşim, hemen hemen hepsini değiştirdiniz. Neyi değiştireceksiniz, neyi değiştireceksiniz ki siz Türkiye'de barışı sağlayacaksınız, huzuru sağlayacaksınız, zenginliği, özgürlüğü sağlayacaksınız? Sonra siz bu Anayasa'ya uymuyorsunuz ki! AYM kararları ne diyor: "Uyuyacaksınız. Yürütme, yargı, yasama, idare uyacaksın." Uymuyorsun kardeşim. "AİHM kararlarına uyacaksın." diyor, uyuyor musun? Uymuyorsun. Yeni yapacağımız anayasada uyacağının teminatı var mı? Yok ki, vallahi yok, billahi yok, tallahi yok Türkiye'de, varsa söyleyin bana, uymuyorsunuz siz bu Anayasa'ya; istediğiniz zaman uyuyorsunuz.

Şimdi, gelelim Cumhurbaşkanının uygulamalarına. Şimdi, belediyeler de çifte standart var mı? Cumhurbaşkanının büyük yetkileri var, çok büyük yetkileri var. Siler, artırır, azaltır; her türlü yetkisi var, olmayan bir yetkisi yok Sayın Cumhurbaşkanının, kararname elinde, kanun hükmünde kararname elinde, karar elinde, Danıştaya gidecek kararlar elinde, Parlamento çoğunluğu elinde, hatta onları da uygulamıyor ya, neyse. Şimdi, belediyelere çifte standartlar var. Covid dönemi belediyeler para topluyorlar. "Toplayamazsın." "Niye toplayamam?" "E, toplayamazsın, sen paralel devlet mi kuruyorsun?" Kim bunlar? Çeşitli muhalefet partilerinin belediye başkanları. Peki, AK PARTİ'li Belediye Başkanı toplarsa "Toplayabilirsin, makbuldür, mübarektir, yapabilirsin."

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Hayır efendim.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Yok öyle bir şey, yok, yok!

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Şehitkamil Belediyesi var.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Peki, gelin, araştırma önergesi vereyim, hemen araştırma önergesi vereceğim, bakın, bir önergem hazır duruyor, bekliyor. İkinci önergeyi vereceğim, eğer o dönem içerisinde tüm belediyelere aynı yasağı getirdiyseniz mesele kalmayacak.

İkinci, şimdi, devlet bankalarından kredi çekecek belediyeler değil mi? Vermiyor bankalar. Kime vermiyor? Muhalefet belediyelerine vermiyor, CHP, DEM'e -bu DEM'in de belediye başkanı kalmadı, belki uzlaşıyla muzlaşıyla yeniden olur, kayyum atamaları belki olur- (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar) İYİ PARTİ'nin zaten kaç tane belediyesi var bilmiyorum, YENİ YOL'un kalmadı zaten, DEVA Partisinin belde belediye başkanlarını bile transfer ettiniz. Bakın, siyasi ahlak çok önemlidir arkadaşlar.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Aynen öyle.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bu transferlere "Dur!" deyin. İster CHP olsun... CHP'ye de sesleniyorum: Siz de transfer etmeyin, dursunlar orada, otursunlar orada. Sonra altı ay kala da siz transfer edin, ondan sonra "Gel kardeşim, seni aday yapıyoruz." diyerek değerliyse... Onun için birbirimize karşı siyasi üstünlüğümüzü kaybetmemek adına kalkıp birbirimize burada nameler yapmayalım. Beraberce siyaset ikliminde adaleti oluşturmanın yolunu araştıralım.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Başkanım, sen de daha önce buradaydın; ne oldu, niye gittin?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Benim derdim Adalet ve Kalkınma Partisi değil, CHP'nin iktidar olması meselesi değil, YENİ YOL'un iktidar olması meselesi değil vallahi billahi, bugün varız, yarın yokuz; bu Türkiye baki kalsın, bu Türkiye ebediyete kadar devam etsin istiyorum ama zengin kalsın, Avrupa Birliği bizi gerçekten kıskansın, Almanya bizi gerçekten kıskansın, Hollanda bizi gerçekten kıskansın. Kıskanırlar mı ya! Paranızın ne değeri var Allah aşkına söyler misiniz?

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Pul oldu, pul!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Geçen gün söyledim, daha yeni Romanya'dan geldim, bizim paramızın 10 katı daha değerli ley, ley, Romanya, Romanya! Üç yıl olmuş Avrupa Birliğine gireli. Biz niye olmadık? Herkese rağmen olması gerekiyordu.

Diğer şeylere gelince, yurt dışından belediye başkanları para buluyorlar, krediler buluyorlar. Bu kredileri buldukları zaman da Sayın Cumhurbaşkanının imzalaması lazım. Ya, imzalayın kardeşim. Siz burada CHP'liyi, DEM'liyi, MHP'liyi, İYİ Partiliyi falan cezalandırmıyorsunuz.

İSMAİL ERDEM (İstanbul) - Hangi belediye imzalanmamış? Hangi belediye imzalanmıyor?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Siz o şehrin çocuklarını, o şehrin vatandaşlarını cezalandırıyorsunuz. Bakın, yanlış bu, vallahi İslam'a göre de yanlış, devlet geleneğimize göre de yanlış, insanlığa göre de yanlış. Yapmayın bunları arkadaşlar. Gelin, Avrupalı nasıl yönetiyorsa Almanya'yı, Hollanda'yı, İngiltere'yi o şekilde yönetelim diyorum.

Transferler... İstanbul Sözleşmesi'ni getirdiniz, 2011 yılında ben buradaydım, bütün partilerin oy birliğiyle geçti.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Neredeydiniz Başkanım?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Sonra on sene, on bir sene, on iki sene kaldı. Sonra bir baktınız ki "Bu İstanbul Sözleşmesi kötü, biz Ankara Sözleşmesi'ni inşa edeceğiz." dediniz, geldiniz İstanbul Sözleşmesi'ni bir kararla kaldırdınız, Parlamentoya yok muamelesi yaptınız. Bu Parlamento yapmadı mı?

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - İmzalarken neredeydiniz?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Cumhuriyet tarihinde çok nadirdir, bütün milletvekillerinin oy birliğiyle karar verdiği bir kanun maddesi, doğru bir şeydi bu.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Başkanım, senin imzan var mıydı orada?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ardından ne yaptınız siz? "Biz bunu sildik Parlamentosuz." Neyle? Cumhurbaşkanlığı kararıyla. O zaman da oradan bir tane savcı bu mütalaaya dedi ki "Bu doğru değil." Aa, Türkiye'de demokrasi varmış, bravo! hâkimler bağımsızmış. Hiç de öyle değil, ben de sonunu bekleyin, sonunu görün. Bak, olmayacak, hemen diyecekler ki Cumhurbaşkanı ne derse o olacak dedim. Türkiye'de yargı bağımsız değildir arkadaşlar, yargı objektif değildir, yargı tarafsız değildir. Yargı, bazı davalarda objektifliğini yitirmiştir; yargı objektifliğini, tarafsızlığını yitirmiştir. Örnek Rahip Brunson davası, örnek benim davam, örnek Deniz Yücel davası, örnek Can Atalay davası, örnek Tayfun Kahraman davası, onlarca örnek verebilirim arkadaşlar. Yanlış, yanlış, yanlış; bu yanlışları düzeltmek mecburiyetindesiniz. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

Aynı zamanda, belediyelerde vergiler... Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki "Silkeleyin." Başladınız silkelemeye. Aklınız başınıza yeni mi geldi ya? Daha önce belediyeleri silkelemiş miydiniz? Bütün belediyeler Adalet ve Kalkınma Partiliydi, çok nadir yerlerde CHP'liler vardı, çok nadir yerde MHP'liler vardı; o zamanlar silkelediniz mi?

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Başkanım, belediyeler borcunu veriyordu, SGK borcunu; eskilere bakın, ödemişler mi ödememişler mi?

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - "Metal yorgunluğu" yaptılar, ağlaya ağlaya görevden aldılar.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Gelin, yine bir araştırma önergesi verelim. Verdim ya, bir daha veriyorum, hadi "evet" oyu verin hangi belediyeleri silkelemişsiniz, hangilerini silkelememişsiniz görelim bakalım.

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Bizim belediyeler borcunu veriyordu.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Arkadaşlar, açık ve net söylüyorum: Buradaki araştırma önergelerimize, hayati konuda önemli olanlara "evet" oyu verin, o zaman bizi mahcup edin. 2 tane daha önerge vereceğim şimdi size, 2 oldu; bununla ilgili "evet" oyu verecek misiniz? Hayır. Hatırlarsanız bir milletvekili arkadaşınız gelip gece yarısı bana burada kafa tutup meydan okumuştu, sonra beni konuşturmamıştınız. Ertesi gün sabahleyin erkenden geldim. Eşime dedim ki "Erken gideceğim Meclise." "Ne oldu?" dedi. "Çok erken gideceğim, bir araştırma önergesi yazacağım. Ölür kalırım da 'Korktu.' derler." dedim. "'Ne aldı?' derler." dedim "'Ne zaafı vardı?' derler." dedim. Geldim, arkadaşlarınız beni harıl harıl aradılar değerli arkadaşlarım, harıl harıl aradılar ve dediler ki "Çeker misin bu önergeyi?" "Çekmem." dedim. Bana "'Selçuk Özdağ korktu.' derler." dedim, "'Selçuk Özdağ ne aldı?' derler." dedim. Aynı zamanda şunu söyledim...

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Kim aradı Başkanım, kim aradı? İsmini ver, kim aradı?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Kim mi? Söylerim ismini, çok mahcup olursun bak, çok kötü olursunuz, çok ayıp edersiniz.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Ben niye mahcup olayım? Seni arayan mahcup olsun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bütün Grup Başkan Vekillerinin bir kısmı beni aradılar. Beni lütfen konuşturmayın daha fazla, konuşturmayın daha fazla.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - Birisi burada, aradı mı? Leyla Hanım aradı mı?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Konuşturma, bak, söylerim, ayıp edersiniz, utanırsınız. İsa Mesih Şahin orada. Bana da geldi, dedi ki "Selçuk ağabey, diyorlar ki 'Acaba Selçuk Bey alır geçer mi?'" "Ne var?" dedim "Hani dün bana meydan okuyordunuz, hani mal varlıklarını araştıracaktık benim ve onun; hadi araştıralım mal varlığımızı." dediğim zaman niye yapmadınız? (YENİ YOL, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Hadi, hadi, şimdi araştıralım.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Araştırma önergesine "hayır" dediniz ya, ellerinizi kaldırdınız. Niye "evet" demediniz? Deyin. "Gelin, bu memlekette Temiz Eller operasyonu yapalım." diyorum, siz diyorsunuz ki "Şu hırsız, bu hırsız."

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Niye bağırıyorsunuz ya!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ya, hırsız kimse gelin, hep beraber gereğini yapalım!

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - İlçe başkanı bulamadılar, ilçe başkanı.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bu kısır döngü böyle mi devam edecek?

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - Başkanım, biraz da CHP'ye bir şey söylesene ya! İstanbul'a Akın Gürlek'in temiz eller operasyonundan bahset ya!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Allah aşkına, demokrasi lineer, düz çizgi değil mi? Niye fasit bir daire olarak kabul ediyorsunuz demokrasiyi? Lineer bir düz çizgidir demokrasi, fasit bir daire değildir, bir kez elimizden kaçarsa bir daha gelmez arkadaşlar. O nedenle, gelin, iktidar-muhalefet, hep beraber el ele verelim. Bu memlekette kim hırsızsa, kim yolsuzluk yapıyorsa, kim en büyük teröristse... Bakın, terörist kim biliyor musunuz? Eline silah alanlardan daha büyük teröristleri söylüyorum: Rüşvet alanlar, iltimas yapanlar, irtikâp yapanlar, ihaleye fesat karıştıranlar ve mülakat üzerinden başkalarının kul hakkını yiyenlerdir değerli arkadaşlarım. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar)

EJDER AÇIKKAPI (Elâzığ) - 4 bin sayfa iddianame için de bir şeyler söyle Başkanım!

MEHMET TAHTASIZ (Çorum) - Daha ne desin!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - O nedenle, ben diyorum ki değerli arkadaşlar, size şunu söylüyorum: Kültür ve Turizm Bakanınız buraya geldi bütçesiyle ilgili ama bir yere gelmedi. Nereye gelmedi? Kartal Oteli'nin Araştırma Komisyonuna gelmedi.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Geldiler ya! Geldik Komisyona. Ne demek "Gelmedi?"

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, AK PARTİ'liler burada iki tane önemli komisyon kuruldu. Darbeleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bitti mi?

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Son cümlem, bitireyim efendim.

BAŞKAN - Efendim, süre doldu.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Mikrofonu açmayın efendim.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Ama yirmi beş dakika konuştu, bir dakika verilir ya!

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Hayır Başkanım.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Niye "Hayır Başkanım" cebinden mi veriyorsun?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Ve buraya kimler geldi? Süleyman Demirel geldi, Deniz Baykal geldi, buraya Genelkurmay Başkanları geldi. Darbeleri Araştırma Komisyonunda İdris Şahin buradaydın, beraber çalıştık.

LEYLA ŞAHİN USTA (Ankara) - Sayın Başkanım, gündemimize devam edebilir miyiz?

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Siz mi belirliyorsunuz gündemi?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Onlar gelirken bu Kültür ve Turizm Bakanı buraya gelecekti. Siz söyleyecektiniz "Bakan gideceksin ve hesap vereceksin."

BAŞKAN - Sayın Özdağ, lütfen, tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) - Bu bütçeye ret oyu vereceğiz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)