GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:35
Tarih:17.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bugün barıştan söz edeceğim, barışı anlatacağım. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bu sözcüğü çok sık duyacaksınız konuşmamda. Aslında yıllardır barışı istiyoruz, barışı konuşuyoruz, barışı savunuyoruz. Şimdi tam da somut olarak gündemimizde bu kavram ve bu olgu. Aslında barış çok da makbul bir kelime değil, bir kavram değil bu topraklarda. Barışseverlik genellikle naiflikle eş değer tutulur; barışseverleri, barış savunucularını naif, hatta gafil bulanlar çoktur. Bu anlayışta olanlar iki savaş arasındaki hazırlık döneminden öte bir barışın mümkün olmadığını söylerler. "Barış" dediğiniz şey onlara göre yeni bir savaşa hazırlık, bundan ötesi değil. Barış savunucuları ise en kırılgan, en zayıf ateşkeste bile barışı inşa etmenin imkânını ararlar; barış fikri asla azla yetinme anlamına gelmez ama azla yetinmese bile azın da değerini bilir; en kıt şartlarda da barış kültürünü ve imkânını geliştirmenin yoluna bakar; "İnsan insanın kurdudur." tezine karşı "İnsan insanın yurdudur." düsturuna biat eder; barışı mübarek bilir.

Sisifos'u biliriz, Yunan mitolojisinde şu, yokuş yukarı kaya yuvarlama cezasına çarptırılmış bir kahraman, daha doğrusu bir antikahraman. Bu kader onu yüzyıllardan beri beyhude gayretin, boş uğraşın simgesi kılmış. Olsun, Sisifos mübarek bir kahramandır. Gökten taş da yağsa o yine o kayayı yuvarlıyor, yılmıyor "Gidemesem de hac yolunda ölürüm." diyen karınca misali. Hedefe varamasa da taş sonunda hep geri yuvarlansa da o yolu gitmek değerli bir tecrübedir, bir azimdir, bir inattır, bir inançtır.

Evet, barış zahmetlidir, uğraşmak gerekir. Bir sürü düşünürden alıntı yapabilirim ama çatışmanın ya da savaşın teorisyeni olarak bilinen filozoflardan Hobbes "Barışı elde etme umudu olduğu sürece onun tesisi için her şey yapılmalıdır." der. Peki, barış nasıl inşa edilir? Pek çok yolu, yöntemi, farklı metotları vardır. Öncelikle şunu söyleyeyim: Barış bir anlaşmadan ibaret değildir; barış bir durum, bir son durak değildir; barış bir etik, politik tercih ve kapasitedir. Bu açıdan bakıldığında, toplumun kendini yeniden kurmasının en etkili yöntemi ve en önemli sonucudur. Barışı inşa etmenin yolu toplumsal müzakere ve demokratik siyasetten geçer.

Şimdi yaşadığımız sürecin önemli köşe taşlarından 27 Şubat deklarasyonunu burada altını çizeceğim bazı hususlarla tekrar hatırlatmak isterim. Sayın Öcalan şunu söylüyor: "Eğer konuşarak tek bir kişinin bile hayatını kurtarabiliyorsak bunu yapmak en büyük görevdir." (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) 27 Şubat barış ve demokratik toplum deklarasyonun ruhunu burada görmek, burada aramak gerekir. Sayın Bahçeli'nin 22 Ekim 2024 tarihindeki tarihî konuşmasına verilmiş tarihî bir karşılıktır bu açıklama. Dünyada bugüne kadar yaşanan tecrübelerin, örneklerin klasik şemasını ters yüz etmiştir. "Silah konuşmanın önünde engelse o zaman bu engeli kaldırmakla başlayalım, konuşarak çözüme gidelim." demektir bu, "Diyalogla çözümü yaratalım." demektir. Demokratik siyasete ve topluma güçlü bir çağrıdır söz konusu olan burada yani sürecin toplum merkezli bir zemine taşındığını gösteren stratejik bir tercih ve aynı zamanda dönüştürücü bir hamle.

Esasen siyaset de... Yine, bir filozofa atıfla söyleyeyim, benim siyaset fikrimi biçimlendiren en önemli düşünürlerden birisi Hannah Arendt, der ki: "Siyaset, insanların eşit olarak bir arada konuşabilme sanatıdır." Gelin konuşalım, itirazlarımızı, eleştirilerimizi, kaygılarımızı hatta kırgınlık ve kızgınlıklarımızı dile getirelim ama kin ve nefretle değil medeni bir şekilde. Demokratik siyasetin en önemli meselesi ve mesuliyeti budur zaten. Ne? Nefretin denetim altına alınması, bu da bir filozofun sözü. Nefret, siyaset değildir değerli arkadaşlar; siyaseti ortadan kaldırmaya dönük ağır bir saldırıdır. Nefret, insaniliği de yok eder; bu da her türlü kötülüğe giden yolu alabildiğine açar.

Evet, toplumda da bu sürecin bir tehdit olarak algılandığını söyleyeyim. Nefret ve kin dilini bunun üzerine inşa etmeye çalışanlar var. Soğuk savaş döneminde ABD'nin Rusya ve Sovyetler Birliği'yle imzaladığı Nükleer Silahsızlanma Anlaşması da tepkiyle karşılanmıştı o zamanlar. Bir barış anlaşmasına toplumun neden karşı geldiğini Başkana anlatmaya çalışan bir senatör şöyle diyor: "Muhtemelen memleket barışı da sanki savaş kadar büyük bir tehditmiş gibi yaşayacak." Yani, aslında, çatışma, nefret, kin ve savaş zihinlere yerleştirildiğinde kolayca dönüştürülemiyor, bunu dünyadaki pek çok tecrübeden biliyoruz ama bizim bunu dönüştürme sorumluluğumuz var. Şimdi içinde bulunduğumuz dönem tam da bu sorumluluğun hayati bir hâl aldığı zaman dilimidir. Büyük bir imkân, büyük bir şans var karşımızda. Dünya değişiyor, Orta Doğu dönüşüyor, buna seyirci kalma lüksümüz ve şansımız yok. Dünyada ve bölgede yaşanan değişim basit bir düzenleme değil, siyasal mimarinin kökten değişmesidir. Bugüne kadar hep Orta Doğu'da yaşanan gelişmelerin Türkiye'ye etkisini konuştuk, şimdi Türkiye'den Orta Doğu'ya yayılacak etkileri konuşma zamanı. Gelin, hep birlikte Orta Doğu'yu barış ve demokrasi yoluyla dönüştürmenin öncüsü olalım ve hep birlikte modelini oluşturalım. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Büyük barışı ancak böyle kurabiliriz. Başta Suriye olmak üzere, bölgenin tümünü kapsayacak demokratik, eşitlikçi, özgür bir düzenin yolunu bizler hep birlikte kuralım.

Barış sadece bir çatışmasızlık değil, tıpkı bir ağacın sadece gövdesiyle hayatta duramayacağı gibi barış da tek başına şiddetsizlikle var olamaz. Barışın kökleri olmalı yani hakların tanınması; dalları olmalı, eşitliğin sağlanması; yaprakları olmalı, devletin ve toplumun demokratik dönüşümü; aksi hâlde, o ağaç ilk fırtınada devrilir. Eğer barış kalıcı değilse zaten barış durumundan söz edemeyiz, bunun için de barış hukukuna ihtiyacımız var. Şimdi, barış hukukunu kurmanın zamanıdır. Aslında geciktik bile, on üç-on dört ayı bulan bu süreçte barış hukukun sütunlarını çoktan dikmiş olmamız gerekiyordu.

3 boyutu olduğunu söyleyeceğim barış hukukunun: Biri, evet, çatışmasızlığı kalıcı hâle getirmek ve bunu sağlayacak hukuksal düzenlemeleri yapmak; barış hukukunun birinci boyutu bu. Çatışmayı ancak böyle kalıcı olarak sonlandırabiliriz ama çatışmayı bitirmek barışı sağlamaya yetmez. Barış hukukunun ikinci unsuru, çatışmayı doğuran sorunları çözmeye yönelik yöntemler geliştirmek ve düzenlemeler yapmaktır. Evet, çatışmanın bir sebebi, bir kaynağı vardır, burada da adı "Kürt sorunu"dur. Bu sorunu çözecek yolları açalım, temelleri atalım, bunun hukukunu oluşturalım. Barış hukukunun üçüncü boyutu, barışı bütünsel hâle getirecek çalışmalar, düzenlemeler, tedbirlerdir. Bunların da temelinde demokratikleşme ve demokratik toplumun inşası yer alır.

Bunların hepsi birbirine bağlıdır değerli arkadaşlar, birini diğerinden koparamayız. Evet, bitişik olabilir ama her adım diğerine mutlaka kapıyı açmalıdır. Bu Meclis tarihî bir görevle karşı karşıyadır. Barışın hukukunu kurarak yeni yüzyılı demokrasi, özgürlük, eşitlik üzerine inşa etme imkânına sahiptir. İlk Meclis gibi, 1920'deki Meclis gibi bu yolu açabilecek imkânlar mevcuttur; yeter ki irade gösterelim, konuşalım, tartışalım ama kavga etmeyelim; söz söyleyelim ama hakaret etmeyelim. Barışı isteyelim, çatışmanın sadece acı getirdiğini görelim. Biz, acılar haber olmasın diye barış bir hukuk olmalıdır diyoruz.

Barış toplumun içinde zaten var, bunu çok çeşitli tecrübelerle yaşayabiliriz. Akil insanlarda görev yaparken 2013-2015'te bunu çok somut, çok açık görmüştüm. Asıl, barışın toplum içindeki bu güçlü köklerinin büyümesini önleyecek siyasal tutumlardan vazgeçelim. Kimsenin her yapılana tartışmasız destek ve onay vermesini beklediğimizden değil, dönüşmenin yolunun bir arada, eşit ve özgür yaşamanın yolunun barıştan geçtiğini bildiğimiz için söylüyoruz bunu.

Bölünme korkusu yıllardır, nesillerdir taşınan bir büyük yük ama bu yükten kurtulalım. Barış bizi ayırmaz, birleştirir; yine deklarasyona bakın, evet, entegrasyon, bütünleşmeden söz ediliyor. Biz de diyoruz ki: Bütünleşmenin, eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşamanın garantisi barış savunuculuğudur, barış yoludur. Barış büyük masalarda değil, insanın insana yeniden dokunabildiği yerde başlar. Bu sürecin rotası barışsa, pusulası da demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet olmalıdır. Bunu ancak hep birlikte yapabiliriz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sancar, teşekkür ediyorum.

MİTHAT SANCAR (Devamla) - Sayın Başkan, bir şiir okuyacağım, öyle bitireceğim, bir dakika daha söz verirseniz.

BAŞKAN - Peki, buyurun bakalım.

MİTHAT SANCAR (Devamla) - Evet, Cemal Süreya'nın çok sevdiğim şiirinin bir bölümünü burada aktaracağım ve bununla bitireceğim.

"Biz yeni bir hayatın acemileriyiz

Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor

Aşkımız, şiirimiz yeniden biçimleniyor

Son kötü günleri yaşıyoruz belki

İlk güzel günleri de yaşarız belki

Kekre bir şey var bu havada

Geçmişle gelecek arasında

Acıyla sevinç arasında

Öfkeyle bağış arasında"

Gelin, biz sevinci ve güzelliği, bir arada yaşamanın, renklerimizle, kimliklerimizle, inançlarımızla eşit olmanın yolunu seçelim. Hepinizi bu inanç, umut ve beklentiyle selamlıyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)