| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 34 |
| Tarih: | 16.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Değerli Bakanlar, Bakanlıklarımızın değerli bürokratları, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Cezaevlerindeki siyasi tutsakları, seçilmiş belediye başkanlarını, belediye eş başkanlarımızı, ülkelerini çok sevdikleri, büyük bir tutkuyla bağlı oldukları hâlde terk etmek zorunda kalan siyasetçileri, ekranları başında bizleri izleyen sevgili yurttaşlarımızı ve halklarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Çok önemli 2 bakanlığın bütçesini görüşüyoruz, konuşulacak çok sayıda başlık var. Türkiye'nin tarım ve hayvancılıkta âdeta dışa bağımlı hâle getirilmiş olması, Adalet ve Kalkınma Partisinin ülkeyi yönettiği 22'nci yılda yaşadığımız ilk büyük depremde 53.537 canımızı yitirmemiz ve gerekli önlemlerin alınmamış olması, iklim krizi, orman yangınları ve bu orman yangınlarını söndürecek yeterli uçak, helikopter, donanımın olmaması, sel felaketleri, dere yataklarına yapılan yapılan yerleşimler, konutlar, betonlaşma, HES'ler; pek çok konu var ama ben bugün başka bir konuyu konuşmak istiyorum. Yerel demokrasimizin güçlendirilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı.
Sayın milletvekilleri, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı yerel yönetimlerin idari, siyasi ve mali özerkliklerinin gerçekleştirilmesi, korunması, geliştirilmesi ve kamu hizmetlerinin vatandaşlara en yakın yönetim birimince yerine getirilmesini amaçlıyor. Şartın en önemli özelliği yerel ve mali özerklik konularındaki düzenlemelerle yerel yönetimleri daha güçlü hâle getirmek. Türkiye bu şartı imzalamış ama pek çok maddesine çekince koymuştur. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı Avrupa Konseyine ve Avrupa Birliğine üye olan 47 ülkenin tamamı imzalamıştır. Bu 47 ülkenin 34 tanesi farklı düzeylerde sözleşmeye, bu şarta çekinceler koymuşlar ama zaman içerisinde Türkiye de dâhil sözleşmeye imza atan ülkelerin tamamı kendi iç hukuklarını sözleşmeye uyumlu hâle getirmiştir. Esasen Türkiye'de de akademisyenlerin dile getirdiği gibi Türkiye bu sözleşmeye koyduğu çekincelerin tamamını geri çekebilir. Türkiye Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın hangi maddelerine çekince koymuştur diye sorabilirsiniz. Yerel özerklik konusu, madde 4; ilk çekince koyduğu madde bu. İdari özerklik konusu, madde 6; yerel sorumlulukların kullanılması, madde 7; yerel yönetimlerin denetimi, madde 8; mali kaynakların güncellenmesi, çeşitliliği ve esneklik taşıması, madde 9; yerel makamlara danışılması, hibelerin şartlı yapılması, birlik kurma ve birliklere katılma hakkı, uluslararası iş birliği yapma hakkı, madde 10; yargı yoluna başvurma hakkı yani Türkiye sözleşmeyi imzalamış ama neredeyse her maddesine çekince koymuştur. Biz DEM PARTİ olarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, yerel demokrasinin güçlendirilmesi için bu Şart'a konulan çekincelerin geri çekilmesi gerektiğini söylüyoruz.
Bakın, ben siyasi partilerin programlarının Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na uyumlu olup olmadığı konusunda bir araştırma yaptım. Adalet ve Kalkınma Partisinin parti programında 4'üncü bölüm "Kamu Yönetimi, Kalkınma ve Demokratikleşme Programı" başlığını taşıyor. Bu başlık altında partinin yerel yönetim anlayışı da var. AKP'nin "Yerel Yönetim Anlayışı" başlığının Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı teorik olarak uygun olduğu söylenebilir. Programdan birkaç başlık: Mahalli idarelere yerel ihtiyaçlara göre yönetim biçimleri geliştirme yetkisi verilmesi, yerel yönetimlerin görevlerini yerine getirebilmeleri için gerekli harcamaları karşılayacak düzeyde ve çeşitlilikte mali güce kavuşmalarının sağlanması." Hatta AKP'nin Parti Programında şu ifade yer alıyor: "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na uygun olarak anayasal sistemimize yerel yönetim hakkının dâhil edilmesi sağlanacaktır. Yerel yönetimlerin yargı yoluna gidebilme hakkı dâhil ilgili tüm düzenlemeler gerçekleştirilecektir." Bu AKP'nin programında var.
Yine Cumhuriyet Halk Partisinin Parti Programının birinci bölümü "Demokrasi, Yönetim ve Adalet" başlığını taşıyor. Bu başlık altında yerellik ve yerinden yönetim anlayışı düzenleniyor. Hem Adalet ve Kalkınma Partisi hem de Cumhuriyet Halk Partisi yerel yönetime dair programlarını "demokrasi" başlığı altında düzenlemiş durumda. Cumhuriyet Halk Partisinin Parti Programının da aslında önemli bir bölümü Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı referans almış gibi gözüküyor: Yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin yalnızca idari bir reform olarak değil demokrasinin tabandan güçlenmesini sağlayan bir adım olarak görülmesi, hizmetin yurttaşlara yakınlaştırılması, belediyelerin yetkilerinin genişletilmesi, finansal olanaklarının çeşitlendirilmesi, aşırı merkeziyetçi yönetim anlayışının terk edilmesi gibi. Hatta Programda şu ifade de yer alıyor: "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı hayata geçirilecektir. Bu sözleşme çerçevesinde yerellik ilkesi Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği müktesebatıyla uyumlu hâle getirilecektir." Hem Adalet ve Kalkınma Partisinin hem Cumhuriyet Halk Partisinin programında var.
Ben yalnız bu 2 siyasi partinin değil, bütün siyasi partilerin programlarına baktım. Diğer partilerin programlarında da doğrudan veya dolaylı olarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesine dair hükümler var. MHP'nin Parti Programında özel olarak yerel yönetimler yok ancak Yerel Yönetimler Başkanlığı üretken belediyecilik ilkelerini ayrıca düzenlenmiş durumda. İYİ Parti Programında çok sayıda ve karmaşık olan yerel yönetim mevzuatı için doğru bir alternatif önerisi var: Mahalli idareler çerçeve kanunu düzenlenmesini öneriyor. Ayrıca, demokratik, katılımcı, adil, eşit temsile dayanan, birlikte yönetim, şeffaf, hesap verilebilir, çağdaş bir mahallî idareler yönetimi vaat ediyor İYİ Parti. DEVA Partisinin programında da yerel yönetimlerin yerinden yapılandırılması, yerel demokrasi ve katılımın güçlendirilmesi, yerel yönetim standartlarının belirlenmesi, denetim mekanizmasının yeniden düzenlenmesi vaatleri var. Gelecek Partisinin programında da çok ayrıntılı bir yerel yönetim düzenlemesine yer verilmiş; tabuların ve korkuların yıkılması, bu meselenin özgürce tartışılması, yerel yönetim reformu ihtiyacı, Anayasa 127'deki vesayet yetkisinin kaldırılması gibi, bütün siyasi partilerin bu konuda vaatleri var. Evet, Türkiye'de bir yerel yönetim reformu şart. Türkiye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na koyduğu çekinceleri bir an önce geri çekmeli, bütün dünya ülkelerindeki demokrasinin genişletilmesi, büyütülmesi için yerel demokrasiyi güçlendirmeye çalışıyor. Biraz önce söylediğim gibi, AKP de aslında programına yer vermiş durumda ama çok sayıda yasayla AKP'nin bunun aksi yönde hareket ettiğini biliyoruz, getirdikleri torba yasaların neredeyse tamamında yerel yönetimlerin yetkilerini kısıtlayacak hükümler var, seçilmiş belediye başkanlarını, Eş Başkanlarımızı görevden uzaklaştırıyor, yerine kayyum atıyor, meclisleri AKP fiilen lağvediyor, meclis içerisinden vekaleten belediye başkanı seçilirken bile siyasi etik ilkelerini yok sayıyor hatta "tasarruf tedbirleri" adı altında yerel seçimlerden kırk beş gün sonra Cumhurbaşkanlığı tarafından bir kararname yayımlanıyor ve bu kararnameyle yerel yönetimler iş yapamaz hâle getiriliyor. Bu Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin içerisinde belediyelerin hizmet binası yapması, diğer kamu kurumlarıyla birlikte belediyelerin hizmet binası yapması, kiralaması, satın alması, belediyelerin araç alması, kiralaması, belediyelerin günlük gazete alması, belediyelerin kırtasiye malzemesi alması üç yıllığına yasaklanabiliyor bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ve biz bu ülkede yerel yönetimin demokratikleştirilmesinden bahsediyoruz. Biz bunu vesayet rejimi olarak tanımlasak Adalet ve Kalkınma Partisine iltifat etmiş oluruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Sayın Bakanlar, şimdi, son olarak, sürem çok kısıtlı ama şunu söylemek istiyorum: Biz DEM PARTİ belediyeleri olarak çalışmak istiyoruz. Kayyum politikalarınıza rağmen, tasarruf kararnamelerinize rağmen çalışmak istiyoruz, halkımızın sorunlarını çözmek istiyoruz ama Türkiye'deki mevcut idari yapı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Strateji Başkanlığı, hatta Tarım Bakanlığının izni, onayı olmadan neredeyse tek bir işlem yapılmaz hâldeyiz. Bakın, Türkiye ekonomisi bu kadar zor durumda. Belediyelerimiz dünyanın dört bir yanına gidiyor, çok ucuz, neredeyse hibe olarak nitelendirilebilecek krediler buluyor. Bu, raylı sistem yapımı için krediler buluyor, su sorununu çözmek için krediler buluyor, ortak yaşamın düzenlenmesi için her konuda kredi buluyor, Bakanlıklarımızın bunu desteklemesi, onaylanması gerekirken maalesef, böyle duvarlara çarpıp geri dönüyoruz. Diyarbakır'ı raylı sisteme kavuşturmak istiyoruz. Ulusal kalkınma politikalarıyla uyumlu, kentin ihtiyacı açısından uyumlu, her türlü sorunu çözmüş durumdayız fakat İller Bankasında bu projelerimiz bekliyor. Kurtalan'ın su sorununu çözmek için projeler hazırlıyoruz, "Önemli bir bölümü kendi kaynaklarımızla karşılayalım." diyoruz ama bakanlıklarda bu projelerimiz bekliyor. Belediyelerimize en küçük şey yani parke taşı üretmek istiyorlar, tesis kuracaklar. bunun için izin gerekiyor, onay gerekiyor, yer gerekiyor; bu sorunu bile bakanlıklardan çözemiyoruz diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)