| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 34 |
| Tarih: | 16.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AKIN (İzmir) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ekranları başında bizleri izleyen sevgili halklarımız ve aynı zamanda, daha önceki Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın şahsında cezaevindeki bütün yoldaşlarımızı sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Sözlerime başlamadan, Manisa Şehzadeler Belediye Başkanımız Gülşah'ın ailesine ve CHP camiasına başsağlığı diliyorum. Gülşah'ı üç gün önce yoğun bakımdayken ziyaret etmiştim. Gülşah aynı zamanda, Manisa'nın bir kadın başkanıydı, kanserle ilgili bir mücadele yapıyordu ama sadece kanserle ilgili değil, aynı zamanda, kötülüğe karşı da bir mücadele etme başarısı göstermiş onurlu bir başkanımızdı. Ben tekrar onu saygıyla anıyorum. (DEM PARTİ, CHP ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)
Evet, sevgili arkadaşlar, ben hem Tarım Bakanlığının sunumunu hem de daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sunumunu dinlemiştim. Gördüğümüz kadarıyla bugünkü konuşmalarda da benzer bir durum olduğunu görüyorum. Özellikle, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı konusunda bugünkü yapılan konuşmalarla bir kez daha tanıklık ettik ki aslında karşı karşıya olduğumuz sorun ciddi bir şekilde bir sistem sorunu; aynı zamanda, yönetim sorunuyla karşı karşıyayız.
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Sayın Bakan hâlâ gelmedi Sayın Başkan, kime konuşuyoruz?
İBRAHİM AKIN (Devamla) - Nedenini uzun uzun bir konuşma içerisinde anlatacağım ama Türkiye'de açık bir durumla karşı karşıyayız, konut meselesi dünyadan çok farklı şekilde yönetilen bir durumla karşı karşıyayız ve gerçekten buradaki sunumlardan ve konuşmalardan anladığım şudur; burası bir inşaat şirketinin tanıtım ofisi gibi alkışlanacak bir yer değil. Türkiye Cumhuriyeti devleti sadece çok fazla inşaat yaptığı için övünülecek bir devlet olmamalı, aynı zamanda çevrenin bütün bölümleriyle ve aynı zamanda iklimle ve çevreyle ilgili bölümlerle ilgili sözümüz olmalı. Maalesef, konuşmacıların böyle bir sözü çok fazla olmadı. Şunu söylemek istiyorum: Evet, bu ülkede özellikle inşaat meselesi tam anlamıyla bir yatırım aracı, bir meta ve aynı zamanda bu ihtiyacı karşılamak üzere rant hâline gelmiş bir durumdur; biz bunu kabul etmiyoruz, biz inşaat sektörünün kendi içinde farklı yaşatılması gerektiğini düşünüyoruz. Araştırmalarda Google'a girdiğinizde, yapay zekâya girdiğinizde karşılaştığınız cevap şu: "Türkiye, güvencesiz kiracılık ve erişilemeyen ev sahipliğiyle karşı karşıyadır." diye bir tanımlama yapılıyor. Şunu söylemek isteriz: Biz, konut meselesinin gerçek anlamda bir sosyal konut projesi olmaksızın başarılı olamayacağını düşünüyoruz. O nedenle, daha fazla konut yapmak değil aynı zamanda bu konutlara gerçek anlamda ihtiyacı olan herkesin erişebilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu olmadığı sürece en fazla konutu yapsanız bile karşılığı olmayan, daha fazla zenginlere rant sağlayan bir durumla karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Adres, dün görüştüğümüz gibi Ulus'taki yaşadığımız emeklilerin durumunun somut olarak göstergesi, bunu ifade ediyor.
Şimdi, bir araştırmaya göre şöyle bir durum var... Neden bunu söylüyorum? Türkiye'de 2002 yılında, AKP iktidara geldiğinde yüzde 73,1 civarında ev sahibi olan yurttaşımız varken bugün bu yüzde 55'e inmiştir Sayın Başkan. Dolayısıyla, şunu göstermek istiyorum: Bu, ciddi bir şekilde konut edinme meselesinde yoksullaşmanın adresi hâline gelmiştir, bunun çözülmesi gerekiyor. Artık bu kadar birbiriyle çelişkili bakanlığın olması bizim açımızdan doğru değil Sayın Bakan, kişilerden bağımsız olarak söylüyorum. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İklim Bakanlığının ve aynı zamanda Çevre Bakanlığının birlikte olması doğru değil. Biri daha çok inşaat sektörü ve şehircilikle uğraşıyor ama diğeri de tam anlamıyla bununla karşı karşıya kalan bir sorunla uğraşıyor. O nedenle, bizim önerimiz şudur: Biz bu 2 bakanlığın ayrılmasını istiyoruz, bu ülkede bu kadar ağır bir şekilde iklim ve çevre sorunu varken aynı şekilde 2 bakanlığın birlikte olması doğru değil. O nedenle, Çevre ve İklim Bakanlığının ayrı, Şehircilik Bakanlığının ayrı olmasını öneriyoruz.
Peki, rezerv alanıyla ilgili bir konu arkadaşlar tarafından söylendi. Bu ülkede rezerv alanı konusu tartışılırken söylediğimiz şey gerçekleşiyor. Bazı vekillerimiz destekliyorlar, destekleyebilirler ama bizim araştırmalarımıza göre 77 ilde 640 milyon metrekare olan rezerv alanı olarak alınmış, işgal edilmiştir. Bu, tam bir mülksüzleştirmedir ve bu alanın yüzde 68'i, inanın, herhangi bir risk alanı falan değildir, depremle alakası da yoktur, tamamen mülksüzleştirme politikası çerçevesinde yürütülmüş bir şeydir; bunu kabul etmek mümkün değil, savunmanın da mümkün olmadığını söylüyorum. Keza 7554 sayılı, çevrenin tamamen katledilmesine dönük yasa çıktıktan sonra ortaya çıkan tablo şu arkadaşlar: 2002 yılında 1.186 ruhsatlı yer varken maden ve enerji konusunda, bugün bu sayı 383 bine ulaşmıştır. Bu korkunç bir durumdur ve son beş ayda çok yaygın bir şekilde ruhsat verilmektedir ve bununla ilgili önlem konusunda Çevre Bakanlığımız maalesef, ÇED meselesinde neredeyse onay merkezi hâline gelmiştir. Bunu kabul etmek mümkün değildir. O nedenle Çevre Bakanlığımızın deminki bahsettiğim gerekçelerle bu ülkenin -Türkiye'nin- ve dünyanın geleceğindeki iklim sorunu bu kadar acil olmuşken ve kendileri de Türkiye'de COP31'in ev sahipliğine soyunmuşken bu meselelere daha fazla dikkat etmesi ve çözüm üretmesi gerektiğini düşünüyoruz. Keza, hava kirliliği o kadar artmıştır ki...
Biraz önce depremle ilgili ne kadar başarılı olduklarını söylediler ama ben Hatay'a gittiğimde gördüğüm durum şuydu: Bu inşaatlar yapılırken 99 tane beton şirketi kurulmuştu arkadaşlar ve AKP milletvekili de bunun ne kadar zararlı olduğunu tespit ettiklerini ve düzelteceklerini söyledi bana. Dolayısıyla bir konuyu çok başarılı anlatırken başka bir konunun verdiği zararı ihmal etmek doğru değildir. Buna itiraz ediyoruz.
Yine, tarım meselesiyle ilgili, özellikle COP31'e ev sahipliği yapan bir ülke açısından bakıldığında, Tarım Bakanımızın özellikle sanayi tipi tarımsal üretimin önüne geçmesi gerekiyor. İki konu var fosil yakıtlarla ve sera gazı meselesiyle ilgili: Bir, enerji yüzde 71 civarında sera gazı üretiminde önemlidir. İkincisi de yüzde 13 civarında özellikle sanayi tipi üretim meselesinin etkisi vardır. Bu iki faktörün önüne geçemeden ülkemizdeki ve dünyadaki sera gazı artışını engellememiz mümkün değildir ve inanın, ne kadar zengin olursanız olun, ne kadar inşaat yaparsanız yapın, eğer böyle devam ederse hem dünya açısından hem Türkiye açısından yaşam söz konusu değildir, 2030'lar bile çok risklidir. Bakın, yüzde 70 civarında kuraklık olacağını -Meteoroloji de buradadır- Meteoroloji söylemektedir; susuzluk, kuraklık çok fazla devam etmektedir. Buradayız derken hem Enerji Bakanımızın hem Millî Eğitim Bakanımızın susuzluk meselesini yerel yönetimlere bağlayarak anlatması kadar cehalet hâlinde olan bir durum olamaz, bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu kadar iklim bozulmasının olduğu bir yerde ve bunun yarattığı sonuçları görmeyen bir şekilde sadece polemik yapmak için söylenen sözler bile bilinç altında konuya ne kadar gerçek dışı yaklaştığınızın göstergesidir, zira burada yarattığı sorunlar söz konusudur.
Keza, yine Tarım Bakanlığıyla ilgili bir konuya değinerek geçmek istiyorum. Korkunç şekilde bir zehirlenme olayıyla karşı karşıyayız. Ülkemizin dört bir tarafından zehirlenme vakaları bize gelmekte, bu tesadüfi olan bir durum değildir, dolayısıyla üretim politikalarımızdaki konuları ele almakta fayda var.
İhracatla ilgili konuları söylediniz. İhracatla ilgili konuda bir vekilimiz destekledi ama açın bakın, Google'a sorun, Türkiye'deki mevcut ihracatımızın en fazla riskli olan ülkelerin başında geldiğini söylüyor Avrupa Birliği. Dolayısıyla ihracatımızın aynı zamanda sağlıksız bir ihracat olduğunu gösteren bir durum bu.
İklim meselesiyle ilgili bir konuya değineceğim. Biz COP30 için Brezilya'ya gittik arkadaşlar, Belem'e gittik ve orada özellikle Brezilya Hükûmeti gerçek anlamda hem muhalefetiyle hem bütün dinamikleriyle iş birliği içerisinde bir taraftan resmî COP'u yaparken diğer taraftan da alternatif COP'un desteklenmesini sağladı. Şunu özlemle söylemekte fayda var: Keşke bizim ülkemizde de -umarım biz iktidara geldiğimizde olur- Çevre Bakanı gelip alternatif zirvede herkesin içerisinde ne kadar sağlıklı koşullarda yaşadığımızı ve yaşamadığımızı anlatan bir yüzleşme meselesini yapmıştır. Umarım önümüzdeki dönemlerde bizim Çevre Bakanımızla
böyle bir durumla karşı karşıya kalırız diye söylemek istiyorum.
Sözlerime son verirken şunu özellikle istiyorum: COP31 Türkiye'de olacak, Antalya bunun merkezi, her ne kadar eş başkanlık çerçevesinde, iki ülke arasında anlaşılmış olsa da bizim ülkemiz bunun ev sahipliğini yapacak. Bu ülkelerdeki ev sahipliğinin alternatif zirvenin kriterleri içerisinde bir koşulu var arkadaşlar, o ülkede demokratik kriterler nerededir, ne kadardır diye. Biz dedik ki: "Elbette bizim ülkemizde de demokratik sorunlar var ama biz, bu ülkemizde alternatif zirvenin örgütlenmesine adayız ve bunu yapmak için uğraşacağız." Çevre Bakanımızla bunu görüştüm ve biz önümüzdeki dönemde bu görüşmeyi yapmak istiyoruz ve herkesle bu çalışmayı yapmak istiyoruz çünkü bu mesele bir siyasi mesele değil, bütün canlı hayatın geleceğiyle ilgili bir meseledir. COP31'in alternatifini de merkezini de her türlü çalışmasını da yapma konusunda DEM PARTİ olarak biz elimizden geleni yapacağız. Oraya giden tek milletvekiliydim ama görüşmelerimiz sonrası çok iyi ilişkiler kurarak geldiğimizi söylemek isterim. Hem bizim için hem ülkemiz için hayırlı olsun diyorum.
Teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)