GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:34
Tarih:16.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YÜKSEL ARSLAN (Ankara) - Sayın Başkanım, Sayın Bakanım, kıymetli bürokratlar, milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir ülke kendi toprağında kendi insanını doyuramaz hâle gelmişse sorun tarımda değil, yanlış tarım politikalarında ve kötü yönetimden anlaşılıyor. Ortaya çıkan tablo bellidir: Ülkede üretim daralıyor, çiftçi ayakta kalmakta zorlanıyor. Çiftçinin bankalara olan borcu yalnızca son bir yılda yüzde 43 artmış, toplam borç 1 trilyon 130 milyar liraya ulaşmış. Son yirmi yılda çiftçinin geliri 1 lira artarken, borcu 7 lira artmıştır.

Değerli milletvekilleri, önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum, Türk insanı bu gerçekleri bilmelidir. Türkiye'de tarım esaret altındadır. Bu esaret emperyal bir planın parçasıdır. 2005 yılından itibaren adım adım Türk tarımı işgal edilmektedir. Hayvansal ve bitkisel gıda kaynaklarımız adım adım üretimden pazarlamaya ve son tüketime kadar küresel işgalin kontrolüne girmiş durumda. En büyük tuzak AB'ye giriş fasıllarının açılmasıyla 3 Ekim 2005'te başladı. Havai fişek atarak kutladığımız AB'ye katılım protokolünün imzalanması sonrası tarımda ve gıdada işgal planı adım adım yürürken iktidar seyretmekle kalmadı, farklı beklenti ve ipotekleri de destekledi.

Kısaca özetlemek istiyorum: AB'ye gireceğiz umumduyla 17 Aralık 2004'te, özellikle seçilen salonda Papa'nın dev duvar kabartması önünde Sayın Gül ve Sayın Erdoğan katılım müzakerelerinin protokolünü imzaladı. İşte, Türk tarımının idamı bu imzalarla başladı. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) 3 Ekim 2005'te 35 faslın görüşülmesi için masaya oturuldu. Bu 35 fasıl tek tek açılacak, ilgili bakanlıklarca da AB'ye uyum düzenlemeleri yapılacaktı yani Türkiye bazı kanuni düzenlemeler ve yönetmelik değişiklikleriyle AB mevzuatına uyumlu hâle getirilecekti, AB üyesi olmamız ancak bu fasılların kapanmasıyla mümkün olacaktı. 2026 yılına giriyoruz, yirmi bir yıl geçti, işin onur kırıcı tarafı, daha masaya oturulduğunda Kıbrıs Rum Kesimi 6 fasılla ilgili süreci bloke koymuştu yani "Asla bu fasıllar görüşülmeyecek." dedi ama iktidar "Önemli değil." diyerek görüşmeleri sürdürdü. Hayvansal ve bitkisel üretimi, gıda üretimi ve tüketimi tümüyle AB'nin istekleri ve hedefleri doğrultusunda düzenlemeleri kapsayan fasıl. İlginç olan şu: Bu fasıl tarımsal üretimle ilgiliydi fakat tarımla ilgili iki fasıl daha vardı: 11'inci fasıl kırsal kalkınma desteklerini, 13'üncü fasıl balıkçılığı kapsıyordu. Bu fasıllar Kıbrıs Rum Kesimi vetosu yüzünden hiç açılmadı ama 12'nci faslın açılmasını veto etmediler. Sizce neden veto etmemişlerdir? Çünkü 12'nci fasılla Türk tarımının eline ve ayaklarına pranga vuruldu. Hızla çalışmalar başladı, gıda yönetmelikleri başta olmak üzere ilgili kanunlar hızla hayata geçirildi. Eti nereden nasıl ithal edeceğimize, canlı hayvan ithalatında uyulacak kurallara, tohumculukla ilgili sınırlamalara, yumurtadan beyaz ete kadar üretim ve pazarlama standartları ve üretim süreçleri AB'nin pazar payını hızla yükselten taahhütler olarak hayata geçirildi. Bugün Uruguay'dan, Yeni Zelanda'dan, Hollanda'dan Macaristan'dan et ithal edebiliriz fakat Azerbaycan'dan, Kazakistan'dan, Özbekistan'dan ve Moğolistan'dan et ve ürünleri ithal edemezsiniz. Arjantin'den canlı hayvan alımı serbest fakat üçte 1 fiyatına doğal yem yiyen hayvanları Moğolistan'dan ithal edemezsiniz. Neden? Çünkü 12'nci fasılla AB'ye verdiğiniz taahhütler gereği. Çıkarılan kanun ve yönetmelikler eliyle başka ülkelerden et ithalatını kendi kendinize yasakladınız. Tohumu sadece AB'nin sınırlarını belirlediği şartlarda, onun izin verdiği ülkelerden ithal edebilirsiniz. Neden? Çünkü tohum ticaretiyle ilgili çıkardığınız kanun ve yönetmeliklerle kendi kendinizi bağlamış durumdasınız. Fiziksel ve organik olarak bozulan ürünlerin kontrolünü hep gündemde tutuyorsunuz fakat tüm halkımızı kronik hastalıkların pençesine düşüren, kitlesel, öldürücü hastalıkların salgına dönmesine sebep olan, genci, yaşlıyı süründüren kimyasal katkı maddelerine kanun ve yönetmelikle izin verdiniz çünkü 12'nci fasıl gıda güvenliğiyle ilgili bu izinleri vermenizi istedi. Nişasta bazlı şeker, mısır şekeri, tatlandırıcılar, kıvam artırıcılar, lezzet artırıcılar, koruyucular, renklendiriciler her gıdanın içine girdi. Hepsi kimyasal, hiçbirinin besleyici, faydalı bir özelliği yok. Hepsi emperyal gıda çetesinin pazar hâkimiyeti için özellikle yönetmeliklere sokularak izin verilmiş sağlıksız maddeler. Tarımın sorunlarını elbette konuşalım ama öncelikle düştüğümüz emperyal tuzaklardan, kelepçelerden kurtulmak gerekiyor. 57'nci Hükûmet Tarım Bakanı Sayın Hüsnü Yusuf Gökalp "Yerli damızlığı, yerli tohumu geliştireceğiz." dediği için alay ettiniz. "Alper Tunga fasulyesi, Ötüken sığırı." gibi alaycı şeyler söylediniz. Alay edilmesi gereken "Washington portakalı." diyenlerdir, Angus getirenlerdir, Müslüman ülkede kasap tezgâhına domuz eti koyanlardır. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Anadolu coğrafyasının yerli hayvan ırklarını ıslah etmek, geliştirmek yerine AB'nin hormonlu tüp bebek gibi yetiştirdiği ırkların Türkiye pazarlamasının önüne geçilmelidir. Özel şartlarla beslenmesi gereken hayvanları köylünüze dağıttınız. İlacı, vitamini, hormonlu yapısıyla yüksek proteinli yem ihtiyacı olan bu hayvanları beslemek mecburiyetinde kalan çiftçimizi perişan ettiniz. Süt ürünleri üreten tekellere süt üretimini teslim ettiniz. Antalya'dan, Burdur'dan, Isparta'dan topladıkları sütü İzmir'de, Bursa'da işleyip peynir, yoğurt ve ayran olarak yeniden Antalya'ya satmalarını sadece seyrettiniz. Çiftçinin cebine girmesi gereken paranın lojistik maliyeti olarak havaya savrulmasını görmezden geldiniz. Burada tarımın çöküşü ve felç edilişine onlarca değil yüzlerce örnek verebilirim. Ancak şunu söylemeliyim ki Adalet ve Kalkınma Partisi AB'ye ve dünyadaki küresel çetelere verdiği taviz ve taahhütlerle Türk tarımını ve gıda sektörünü esir etmiştir. Anadolu'nun geleneksel gıda üretimi ve insanımızın beslenme alışkanlıkları darmadağın edilmiştir. Koruyucular geleneksel sağlık ürünlerimizi raflarda sağlığımızı tehdit eden ürünlere dönüştürmüştür. 12'nci fasılda söz verilen gıda hazırlama yöntemleri ve zorunlu katkı maddeleriyle en geleneksel ürünümüz yoğurt, market raflarına konulmadan önce yönetmelik gereği içine zorunlu konulan koruyucular, kıvam artırıcılar, lezzet artırıcılarla sağlıksız hâle getiriliyor. İşin en kirli tarafı, yönetmeliklerle kimyasal katkı maddelerini açık isim ve miktar olarak etikete yazma zorunluluğunun olmaması. Etiketlere halkın anlamadığı E kodları yazmak yeterli olabilir mi? Açık açık yazsanız ne olur? Çünkü bunların ne olduğunu vatandaş görür ve almaz.

Kıymetli milletvekilleri, Türk tarımı, plansız üreme, serbest piyasa ekonomisi masalıyla mahkûm edilirken önce esir edilmiş, sonra da yabancıların pazarı hâline gelmiştir. Daha geçen hafta bir zincir marketlerin genel müdürü "Yakında raflara koyacağımız yerli gıda maddesi, tarım ürünü bulamayacağız, ithalata mecbur kalacağız." diye açıklama yaptı. Türk tarımındaki sorunların üç büyük kaynağı var: Plansız tarım, kötü örgütlenme, AB başta olmak üzere verilen uluslararası taahhütler. Tam yirmi üç yıldır iktidar olarak bırakın bu sorunları çözmeyi, sorunları ortaya çıkartan ve daha büyük bir yönetim anlayışı sergilediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz Sayın Arslan.

YÜKSEL ARSLAN (Devamla) - Tarım ve Orman Bakanlığının tarlayı, tohumu, üretimi, imalatı, pazarlamayı ve diğer tüm sorunları alanda tek başına yönetmediği açıktır. Dolayısıyla vakit kaybetmeden halk sağlığı ve gıda güvenliği bakanlığı kurulmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)