GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:34
Tarih:16.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Saygıdeğer Bakanlar, kıymetli bürokrat arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğu Karadeniz'in eşsiz ve dik yamaçlarında, alın teriyle var olmaya çalışan, ülkemizin çay üretiminin yaklaşık yüzde 85'ini karşılayan memleketim Rize başta olmak üzere Artvin, Trabzon ve Giresun'daki çay üreticisi hemşehrilerimin duygularına birazcık tercüman olmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye dünya yaş çay üretiminde ilk beş ülke arasındadır. Yıllık yaş çay rekoltemiz ortalama 1 milyon 400 bin ton civarındadır ve bu üretim yaklaşık 1 milyon insanın geçimini doğrudan ilgilendirmektedir. Bakınız, bugün 16 Aralık 2025, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden ilan ediyorum ki ülkemizde çay için artık tehlike çanları çalmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki çay bahçelerinin Gürcistan'daki çay bahçeleriyle aynı kaderi paylaşmaması yani terk edilmiş, sahipsiz çaylıklara dönüşmemesi için acil ve kararlı önlemler alınması bir zarurettir.

TAHSİN OCAKLI (Rize) - İktidarı değiştirmek lazım yani.

HASAN KARAL (Devamla) - Efendim?

TAHSİN OCAKLI (Rize) - İktidarı değiştirmek lazım.

HASAN KARAL (Devamla) - Çay Doğu Karadeniz Bölgesi için bir tarım ürünü olmaktan öte neredeyse tek geçim kaynağıdır. İçim sızlayarak ifade ediyorum ki çay üretimi bölge insanı için yavaş yavaş bir geçim aracı olmaktan çıkıp ağır bir angaryaya dönüşmeye başlamıştır. Eskiden doğrudan bir ekmek teknesi olarak görülen çay bahçelerine bugün köyden kente ve büyükşehirlere göçün de etkisiyle, bir an önce toplayıp bitireyim anlayışıyla bakılmaktadır. Bu yaklaşım, kaçınılmaz olarak çayda kaliteyi düşürmekte, Türk çayının dünya pazarlarında markalaşmasının önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır. Oysa çay tarımındaki belirsizliklerin giderilmesi ve üreticilerimizin binbir emekle ortaya koyduğu ürünün heba olmaması için Tarım Bakanlığı tarafından uzun süredir teknik ve yasal çalışmalar yürütüldüğü bilinmektedir. Bugüne kadar birçok tarım bakanı bölgeye gelmiş ve çeşitli sözler vermiş olmalarına rağmen, üzülerek ifade etmek gerekir ki bu çalışmalar somut ve kalıcı bir sonuca ulaştırılamamış, bölge insanının gündeminden yıllardır düşmeyen Çay Kanunu beklentisi de maalesef karşılık bulamamıştır. Gelinen bu noktada tüm bu süreçler insanımızı yıllarca oyalamaktan öteye geçememiş ve koskoca bir fiyaskoya dönüşmüştür.

Buna karşın, çay tarihinde ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarının, bilim insanlarının ve bürokratların katkılarıyla, dönemin Rize siyasetçileri olarak bizim de bizzat destek verdiğimiz Çay Kanunu'na ilişkin en ciddi, en kapsamlı, en bilimsel çalışma dönemin Tarım Bakanı Sayın Faruk Çelik zamanında yapılmıştır. 2017 yılında sonuçlandırılan bu Çay Kanunu taslağına göre kalitenin sağlanması ve fiyat istikrarı için kuru çayın borsa dışında alım satımı yasaklanacak, yaş çay üretilen Rize, Artvin ve Trabzon dışındaki illerde çay paketleme tesislerinin kurulması engellenecek, pazara sevk edilen kuru çay üzerindeki denetimler güçlendirilecek, son dönemde sektörü olumsuz etkileyen boyalı çay gibi hileli uygulamaların önüne geçilmesi daha kolay hâle gelecekti. Organik çay üretimi yaygınlaştırılarak Doğu Karadeniz Bölgesi bir organik havza hâline getirilecek Karadeniz'imiz, derelerimiz ve toprağımız kimyasal gübrelerden arındırılıp büyük bir çevre devrimi gerçekleştirilecekti. Yine, çay kaçakçılığına yönelik yaptırımlar ağırlaştırılacak, kalite ve standarda dayalı sınıflandırma sistemi getirilecek, çayın piyasadaki hareketini izlemek için etkin bir kayıt ve takip sistemi kurulacaktı. Taslağın bölge insanını doğrudan ilgilendiren en önemli maddesi ise yaş çayda referans fiyatın belirlenmesi ve bu fiyatın altında alım yapılmasının kesin olarak engellenmeseydi yani devletin açıkladığı taban fiyatın altında hiçbir özel sektör kuruluşu yaş çay alımı gerçekleştiremeyecekti. Bir yılı aşkın süren teknik ve bilimsel çalışmaların ardından Tarım Bakanlığı ve ilgili tüm kuruluşların onayını alan bu taslak, Cumhurbaşkanlığı makamına sunulmuş, oradan tam Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınacakken içimizdeki 2 İrlandalının organik tarıma geçiş konusunda Sayın Cumhurbaşkanını yanıltmaya dönük ortaya attıkları birtakım tezviratlar ve "Rekolte düşer." gibi asılsız iddialar sonucu süreç akamete uğramış ve bu kadar emek verilen çalışma ne yazık ki rafa kaldırılmıştır.

Şimdi, buradan ilgili, yetkili herkese açık bir çağrı yapıyorum: Güneşte, yağmurda, çamurda binbir zahmetle yeşil altını üreten, alın teriyle ayakta duran, emektar çay üreticisi analarımızın, bacılarımızın, babalarımızın, kardeşlerimizin emeğinin fırsatçılara peşkeş çekilmemesi için gelin, AK PARTİ iktidarında yine AK PARTİ'li bir bakan tarafından hazırlanmış bu tasarıyı kanunlaştıralım. Biz de arkadaşlarımızla birlikte bu tasarının her bir maddesine bütün gücümüzle destek verelim ve el birliğiyle Meclisten geçirelim. Bu noktada şunun da altını çizmek isterim: Eğer bu çay kanunu iradesi bugün ortaya kararlılıkla konulamayacaksa o zaman üreticiyi koruyacak alternatif ve etkili bir yol gecikmeden devreye alınmalıdır. Bu çerçevede, elimizdeki en güçlü araç bellidir. Vatandaşın elindeki çayın tazeliğini yitirmeden satabilmesi, alım sürecindeki belirsizliklerin ve yaşanan kargaşanın ortadan kaldırılabilmesi için ÇAYKUR'un piyasayı kontrol ve düzenleme kabiliyetinin mutlaka güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu da ancak kapasite artırımıyla mümkün olacaktır. Nitekim 2003 yılında 6 bin ton civarında olan ÇAYKUR'un günlük yaş çay işleme kapasitesi bugün yaklaşık 9.200 ton seviyesine ulaşmıştır. Bu artış elbette önemlidir ancak yeterli değildir. Vatandaşın hukukunu gözeten, sektör için hayati öneme sahip -özel sektör işletmelerini tenzih ederek söylüyorum ki- ÇAYKUR üreticinin emeğini fırsatçılara ezdirmemek adına kapasitesini artırmalı ve bölge insanına kampanya süresi boyunca "Ürününüzün tamamını kotasız alabilirim." güvencesini verebilmelidir. Kapasite artırımına giderken yeni tesisler inşa etmekten ziyade bölgede uzun yıllar çay sektörüne hizmet etmiş ancak çeşitli nedenlerle faaliyetlerini durdurmuş, bugün atıl durumda bulunan özel sektör fabrikalarının kiralanarak yeniden üretime kazandırılması son derece önemlidir. Bilinmelidir ki ÇAYKUR'un mevcut mevzuatı bu tür uygulamalara imkân tanımaktadır. Bu adımla hem ÇAYKUR'un günlük işleme kapasitesi artacak hem de uzun süredir atıl durumdaki millî sermaye ürünü fabrikalar yeniden ekonomiye kazandırılacaktır. Öte yandan bu süreçte ÇAYKUR'un kendi bünyesindeki zamanla yaşlanmış ve yıpranmış fabrikalarının da rehabilite edilerek daha verimli hâle getirilmesi de kapasite artırımına yönelik önemli bir katkı olacaktır.

Değerli milletvekilleri, çay sektörünün en önemli sorunlarından biri yaş çayın toplama maliyetidir. Gübre ve diğer girdilerle birlikte işçi yevmiyelerindeki hızlı artış üreticiyi her geçen yıl daha fazla zorlamaktadır. Yakın geçmişe kadar Gürcistan'dan gelen mevsimlik işçiler hasada önemli katkı sunarken, bugün bu iş gücüne erişim büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Bu değişimin arkasındaki temel neden ise ekonomiktir. Bir dönem Gürcistan Larisi karşısında daha değerli olan Türk Lirası bugün 3 milyon nüfuslu küçük bir ülkenin para birimi karşısında yaklaşık 16 kat değer kaybetmiş durumdadır. Bu tablo Gürcü işçileri mevcut şartlarda çalıştırmayı fiilen mümkün olmaktan çıkarmış, çay hasadında iş gücü sorununu daha da derinleştirmiştir. Tüm bu gelişmelerin doğal sonucu olarak, bahçeler yaşlanmakta, üretici yaşlanmakta, gençlerimiz çay tarımında bir gelecek görememekte ve sorunlar her yıl biraz daha derinleşmektedir. Bu tablo değişmezse çay tarımında süreklilikten söz etmek ne yazık ki giderek zorlaşacaktır. Bu arada şunun da altını çizmekte fayda var: Son yıllarda ÇAYKUR'a işçi alımları sürecinde yapılan açıklamalarda kullanılan söylemlerin siyasal ton üslubundaki lüzumsuzluk ÇAYKUR'un kurumsal kimliğine kanaatimce zarar vermektedir. Bu nedenle, personel alımlarının Bakanlıkça çıkarılacak açık bir yönetmelikle liyakat ve şeffaflık esasına bağlanarak bir an önce gündemden çıkarılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bugün aynı zamanda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün de bütçesini görüşürken, kurumun Rize merkezde yapması gereken ancak yıllardır ihmal ettiği bir yatırıma da kısaca değinmek istiyorum. Rize şehir merkezinde 2011'de yaşanan sel felaketi şehrin içinden geçen derelerin yataklarının daraltılmasının ve üzerlerinin kapatılarak âdeta birer kapalı kanala dönüştürülmesinin ne denli ağır sonuçlar doğurabileceğini açıkça göstermiştir. Gelinen noktada, Değirmendere, Kale, Hamam Deresi, Çamlıbel, Paşakuyu ve Müftü derelerinin ıslah çalışmalarının yeni bir afet yaşanmadan tamamlanması artık bir zorunluluktur.

Bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (YENİ YOL sıralarından alkışlar)