| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 34 |
| Tarih: | 16.12.2025 |
YENİ YOL GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (İzmir) - Sayın Başkan, Sayın Bakanlar, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, 2026 yılı merkezî yönetim bütçesinde Tarım ve Orman Bakanlığına 541 milyar TL kaynak tesis edilmiş durumdadır. Bu 541 milyar TL'nin 168 milyar TL'si tarımsal destek programlarına ayrılmıştır. Oysa Tarım Kanunu'na göre tarımsal desteklerin gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'inden az olamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu kanun hükmüne göre tarımsal desteklerin en az 770 milyar TL olması gerekmektedir. Gelin görün ki bu rakam bile başlı başına Bakanlık bütçesini aşmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bir başka husus ise 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek yeni düzenleme uyarınca vergi ve prim borcu bulunan üreticilerin düşük faizli kredilerden yararlandırılamayacağı hususudur. Zirai don, kuraklık ve tarihî düzeyde mazot, gübre, yem, enerji enflasyonunun yaşandığı bir dönemde finansal erişimin daralması, üretim motivasyonunu zayıflatacak ve çok sayıda çiftçimizi sistem dışına itme riski doğuracaktır.
Değerli arkadaşlar, 2025 yılında tarımsal üretimde âdeta bir felaket yaşanmıştır. Meyvede toplam üretim yüzde 30,4 azalmıştır; kirazda yüzde 70, kayısıda yüzde 74, vişnede yüzde 68, elmada yüzde 48, şeftalide yüzde 46, üzümde ise yüzde 25 kayıp yaşanmıştır. Turunçgillerde düşüş yüzde 12 iken özellikle limonda yüzde 35 gibi sert bir daralma görülmektedir. Sert kabuklularda Antep fıstığı yüzde 61, fındık ve ceviz yüzde 38, badem yüzde 37 düşüş göstermiştir. Tahıllarda üretim 39 milyon tondan 34 milyon tona gerileyerek yüzde 12 düşmüştür. Buğday 20,8 milyon tondan 17,9 milyon tona inmiş ve yıllar sonra ilk kez 18 milyon tonun altını görmüştür. Arpa yüzde 26'lık kayıpla 8 milyon tondan 6 milyon tona düşmüştür. Arpa ve buğdaydaki 3 milyon tonu aşan daralma, yem ve un sanayisinden hayvancılık maliyetlerine, tüketici fiyatlarına ve ithalat baskısına kadar zincirleme etki yaratmaktadır. Bakliyat üretimine geldiğimizde, kırmızı mercimek yüzde 43, yeşil mercimek yüzde 58, nohut yüzde 29, kuru fasulye yüzde 11 düşmüştür. Yağlı tohumlarda toplam üretim yüzde 16 gerilemiş; soyada yüzde 17, ayçiçeği yağında yüzde 18 kayıp yaşanmıştır. Lifli ürünlerde şeker pancarı yüzde 4, pamuk yüzde 14 düşüş göstermiştir.
Değerli arkadaşlar, tüm bu verilere rağmen, Allah'a şükür ki tarım sektörümüz eksi yüzde 12,7 büyümüştür, evet, eksi 12,7 büyümüştür. Hâl böyle iken gıda enflasyonunda derecelere oynamamıza şaşırmamak gerekmektedir. Türkiye, OECD ülkeleri arasında gıda enflasyonunda açık ara 1'inci sıradadır. Eylül 2025 itibarıyla gıda enflasyonu yüzde 36,1 iken OECD ortalaması yaklaşık yüzde 5 düzeyindedir. Bu tablo ortadayken gıda enflasyonunu "küresel bir sorun" diyerek açıklamak hatalı tarım politikalarını gizlemeye çalışmaktır. Aynı şekilde, sorunu aracı ve komisyonculara indirgemek de sorumluluğu üzerinden atma çabasıdır.
Değerli arkadaşlar, azalan yağışlar ve yer altı sularındaki hızlı çekilme tarımsal sulamayı her yıl daha da zorlaştırmaktadır. Önlem alınmazsa Türkiye, Akdeniz kuşağında kuraklıktan en çok etkilenen ülkelerden biri olacaktır. Bu sebeple ivedilikle basınçlı sulamanın yaygınlaştırılması, arıtılmış atık su ve yağmur suyu kullanımının artırılması ve kuraklığa dayanıklı çeşitlerin ekimi mutlaka teşvik edilmelidir.
Üretim demografisi de alarm vermektedir. ÇKS'ye göre çiftçi yaş ortalaması 53'tür, bu sayı meslek örgütlerine göre 59'dur. 18-32 yaş arası genç üretici oranı yalnızca yüzde 5 seviyesindedir. Finansman tarafından da dayanıklılık azalmaktadır. 2019'da çiftçilerin borçsuz üretim yapabilme oranı yüzde 55 iken 2024'te yüzde 28'e gerilemiştir. Bankalara olan toplam kredi borcu 1 trilyon 81 milyar TL'ye yükselmiş, 5.325 tarla satışa çıkarılmış, yaklaşık 500 traktör haczedilmiştir, 10 bine yakın arazi icralık olmuştur. TMO'nun vade sürelerini uzatması nakit akışını bozmuş, satışların vadeliye dönmesi sermayeyi eritmiş ve kırılganlığı artırmıştır. Kırsal hanelerin yüzde 71'i tarım dışı gelirlerle ayakta durmakta, emeklilik geliri payı yüzde 44'e kadar yükselmiştir. Netice itibarıyla tarım, ana gelir kaynağı olmaktan çıkmış, tamamlayıcı gelire gerilemiştir.
Değerli arkadaşlar, bir başka husus ise tarımsal veri şeffaflığıdır. Şeffaflık, tarım alanında da devletin diğer alanlarında olduğu gibi giderek zayıflamaktadır. Tarımsal üretim değeri ve ara tüketim gibi temel göstergelerin 2021'den beri yayımlanmaması, hesap verilebilirliği ve bilgiye erişimi ortadan kaldırmaktadır. Hasıla üzerinden yapılan karşılaştırmalar çiftçinin gerçek gelirini yansıtmamaktadır. Sağlam veri olmadan sağlam politika üretmek de mümkün değildir.
Hayvancılığa geldiğimizde, 2025 yılında hayvancılıkta ağır bir şap salgınıyla yüzleşmekteyiz. Şap salgınından büyükbaş popülasyonumuzun yaklaşık yüzde 30'u etkilenmiştir. Bu salgın sektörde en az 4,1 milyar dolarlık ekonomik kayıp yaratmış ve hayvansal üretimde yapısal zafiyetleri görünür kılmıştır. Her seferinde olduğu gibi, üretimdeki bu boşluk ithalatla telafi edilmeye çalışılmış, 2024'te 373 bin baş sığır ithal edilirken 2025'in ilk sekiz ayında 505 bin başa ulaşılmıştır. Son on yılda 10 milyonun üzerinde büyükbaş hayvan ithalatı ve 12 milyar doların üzerinde döviz çıkışı söz konusudur. Buna rağmen dana kıyma 650 TL, kuşbaşı ise 780 TL bandına yükselmiştir. İthalat, fiyatı düşürmemiş, yalnızca üreticiye zarar vermekle kalmıştır.
Süt sektöründe de alarm zilleri çalmaktadır. Ülkemizdeki 1,1 milyon işletmenin yüzde 67'si 10 baştan az hayvana sahip küçük aile işletmeleridir. Sığır varlığı yüzde 7, çiğ süt üretimi yüzde 4, kişi başına üretim yüzde 6 gerilemiştir. Ülkemizde inek başına süt verimi 3.100 kilogram iken AB ortalaması 7.300 kilogramdır. Ulusal Süt Konseyinin 19,60 TL referans fiyatı 21 TL'yi aşan maliyeti karşılamamaktadır. Sürdürülebilirlik için çiğ süt fiyatının da en az 25 TL olması gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, üzülerek söylüyorum ki orman yangınlarında da 2025 yılı kötü bir rekor dönemi olarak kayda geçmiştir. 6.800 yangının yaklaşık 2.800'ü ormanda, 4 bini kırsalda çıkmış, 80 bin hektar alan kül olmuştur. Geçen yıl aynı dönemde 28 bin hektar kayıp söz konusu iken 2025'te kayıp 3 katına çıkmıştır. En vahim gösterge, yangınların nedeninde bilinmeyen oranının yüzde 50 seviyesinde bulunmasıdır, Avrupa ortalaması yüzde 10 düzeyindedir. Bu durum yangın yönetimindeki acziyete işaret etmektedir.
Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; ülkemiz tarımı son sürat uçuruma doğru sürüklenmekte, bu durumun tersine çevrilmesi için hiçbir rasyonel politika izlenmemektedir. Şahsım adına ben bu sorunların kaynağına inmek ve çiftçilerimizin yaralarına derman olabilmek için geçtiğimiz iki buçuk yıl içerisinde Tarım ve Orman Bakanlığına tam 105 soru önergesi verdim. Bu 105 soru önergesinin yalnızca 3 tanesi süresi içerisinde yanıtlanırken 59 soru önergemiz süresi geçtikten sonra yanıtlandı ve 43 soru önergemize hiç cevap verilmedi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA BİLİCİ (Devamla) - Teşekkürler. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)