GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:33
Tarih:15.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Sayın Başkan, sayın vekiller, ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımız ve cezaevlerindeki arkadaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz Sayın Bakanlar, Bakan Yardımcıları ve değerli bürokratlar.

2026 bütçesini konuşuyoruz fakat aynı yaklaşım, aynı zihniyetle hazırlanan bir bütçe daha karşımızda, yanlış politik tercihler konusunda ısrarlı ve istikrarlı bir bütçe daha var karşımızda. İktidar yanlış politik tercihlerde bulunma konusunda ısrarlı olunca biz de eleştirilerimizde ısrarlı oluyoruz doğal olarak.

Sayın vekiller, bu konuşmamda üç şehir efsanesi üzerinde durmak istiyorum; birincisi "Emekçiyi ve emekliyi enflasyona ezdirmiyoruz." ikincisi "Doğru şekilde büyüyoruz." üçüncüsü "Vergide adaleti sağlıyoruz." Tek tek bakalım kısaca. Her yıl bütçe tartışmaları asgari ücretin sözde ortaklaşılarak, özde ise tek taraflı saptandığı günlere denk geliyor. Bakın, 2025 yılında asgari ücret 22.104 lira olarak belirlendi ve bu ücret yıl boyunca sabit kaldı, oysa fiyatlar her ay arttı. Her ayın TÜFE değişimine göre belirlenen fiyat artışı uygulandığında, yılın tümünde asgari ücretlinin 49.302 lira kayba uğradığı sonucuna varıyoruz. Enflasyona ezdirdiniz yani emekçiyi, emekliyi, ücretli çalışanı. Ayrıca, toplumun en yoksul kesiminde yer alan asgari ücretlilerin harcamaları ağırlıkla barınma ve gıdayı ayırılıyor, bunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, asgari ücretlinin enflasyonu genel orandan çok daha yüksek yaşadığını da biliyoruz. Bu durum 2026'da da devam edecek, 2025'in kaybı telafi edilmiş olmayacak, buna yeni kayıplar eklenecek. Günümüzde ücretli çalışanların ve emeklilerin alım gücü tarihî seviyelerde çökmüş durumdadır. Çalışan nüfusun dörtte 3'ü açlık riski altında yaşamaya mecbur bırakılmıştır. Ayrıca, emeklilerin önemli bir kısmı 16.881 lira gelirle yaşamaya mahkûm edilmişlerdir. TÜRK-İŞ verileri açlık sınırının 30 bin liraya, yoksulluk sınırının 97 bin liraya ulaştığını göstermektedir. Maalesef, asgari ücret artık ortalama ücret olmuştur ve bu iktidar, asgari ücretliyi, işçiyi, emekçiyi, emekliyi yani milyonlarca insanı enflasyona ezdirmeye devam etmektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, 20 milyon yurttaş sosyal yardımlarla yaşamını sürdürmektedir. Bu tabloyu siz yarattınız Sayın Bakan.

Sayın vekiller, gelelim büyümeye. İki açıdan ele alalım: Birincisi, sektörel düzeyde büyüme ve yaşanan sorunlar; ikincisi ise büyümenin sonunda ortaya çıkan eşitsizlikler. Rakamlarla Türkiye ekonomisi 2025 yılının üçüncü çeyreğinde yıllık yüzde 3,7 oranında büyümüş, sadece üçüncü çeyrek büyümesi de yüzde 1,1 olmuş. Bakalım: Tarım sektörü üçüncü çeyrekte geçen yıla göre yüzde 12,7 gibi rekor bir oranda küçülmüş. Hani, hep yakınılıyor ya ve dünyada gıda maddelerinin fiyatı gerilerken Türkiye'de niye rekor artışlar yaşanıyor diye; işte, yanıtı bu ölçüde ve önceki dönemin bu oranlarında gizli. Dramatik bir gerileme, 2018'den sonraki en kötü yıl, çok vahim bir tablo bu; tarım sektöründen bahsediyoruz. Tarım yıllardır âdeta can çekişiyor, geriliyor. Tarımda küçülmenin çok ciddi sonuçları var, gıda enflasyonu kronik hâle geliyor. "Gıda fiyatlarındaki artış, enflasyondaki düşüşü duraklatıyor." diyor. Kim diyor? Merkez Bankası raporu diyor. Varlık içinde yokluk çekiyoruz.

Ekonominin lokomotifi olması gereken sanayide de pay anlamında belirgin bir kayıp var. Gayrisafi yurt içi hasıladaki payı bu yılın ilk üç çeyreği itibarıyla yüzde 20,4 inmiş vaziyette ama bu iki sektörden yani sanayi ve tarımdan çok çok daha hızlı büyüyen bir sektör var: Hizmetler sektörü. Hizmetler sektörü, bu yılın ilk üç çeyreği toplamında yüzde 73,5'a yükselmiş vaziyette.

Sayın Bakan, şimdi, hep konuştuğunuz "büyüme" kavramını tartışmamız lazım. Sadece rakamlar ve nicelikler değil, gerçekler ve nitelikler de önemli.

Gelelim eşitsizliklere; büyümeden ya da millî gelirden pay alanlar itibarıyla iş gücü gelirlerinin payı yüzde 35'e gerilemiş, buna karşın, her şeye rağmen, işletme kârları yüzde 46,7'ye yükselmiş, son durum bu. Emekçi yoksulluğu ve gelir dağılımı adaletsizliği resmî verilerle dahi gizlenememektedir. Türkiye'de enflasyon başta olmak üzere işsizlik, güvencesiz istihdam, ucuz emek, gelir dağılımı ve vergi adaletsizliği gibi ekonomik sorunlar her geçen gün daha da büyümektedir. Son yıllarda ülkede servet ve gelir dağılımı iyiden iyiye bozulurken emekçiler en temel ihtiyaçlarını dahi borçlanarak karşılamak zorunda kalmaktadır. TÜİK istatistiklerine göre, nüfusun sadece yüzde 39'u borçlu durumda değil, geri kalanı borçlu. Bireysel borçluluk ekonomik bir yaşam biçimine dönüştürülmüş, 42,4 milyon yurttaş kredi kartı borcu altına sokulmuş, toplam kart sayısı 460 milyona yaklaşmış, yurttaşların yüzde 52'si gelirinin en az yarısını borç ödemeye ayırmak zorunda kalmış, borçlandırma rejimi sistematik bir devlet politikası hâline gelmiş. Durum bu, bu tabloyu siz yarattınız Sayın Bakan. AKP iktidarının "Ekonomi büyüyor." söylemlerinin gölgesinde gelir dağılımı adaletsizliği ve servet eşitsizliği giderek artmış, yapısal bir sorun hâline gelmiş, kronik bir sorun hâline gelmiş. Borçlular daha fazla borçlu, varlık sahipleri daha zengin hâle gelmiş. TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması'na göre bu durum. En zengin yüzde 20'lik kesim 2024 verilerine göre toplam gelirin yüzde 48'ini alırken en yoksul yüzde 20'lik kesim ise toplam gelirin sadece yüzde 6'sını elde etmektedir; durum bu. Yine, en zengin yüzde 1'lik kesim Türkiye'deki toplam servetin yüzde 42'sine sahipken en zengin yüzde 5'lik kesim toplam servetin yüzde 59,2'sini kontrol etmektedir; bu tabloyu siz yarattınız Sayın Bakan. Türkiye, Avrupa ülkeleri içinde gelir eşitsizliğinin ve adaletsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumundadır, insanlar çalıştıkları hâlde yoksulluk girdabından çıkamamaktadırlar; durum bu kadar vahim bir hâl almıştır. Türkiye'de en zengin yüzde 20'lik grup en yoksul yüzde 20'lik grubun yaklaşık 9 katı fazla gelir elde etmektedir. Nüfusun en varlıklı ve en düşük gelirli yüzde 10'luk dilimleri arasındaki fark 12,3 kata çıkmıştır; bu tabloyu siz yarattınız Sayın Bakan. Sayın vekiller, bakın, eşitsizlik sadece gelir farkıyla da sınırlı değildir aynı zamanda bölgesel farklılıklar da çok büyüktür. TÜİK'in bölgesel gelir verileri derin bir uçurum olduğunu göstermektedir. İstanbul'da kişi başına düşen gelir Ağrı'dakinin 7,2 katıdır. Kürt nüfusun yoğun olduğu 11 bölge ilinde, Kürt coğrafyasındaki yoksulluk oranı Türkiye ortalamasının 2 katından fazladır. Sonuç olarak, AK PARTİ'nin izlediği politikalar neticesinde, Türkiye'deki gelir uçurumu giderek derinleşmiş ve bu durum, beraberinde toplumsal adaletsizliğin derinleşmesine yol açmıştır. Sayın vekiller, o sebeple bir kez daha söylüyoruz: Kamu kaynaklarının, yoksullara, emekçilere, halklara, kadınlara, çocuklara, engellilere daha etkin bir şekilde yönlendirilmesi gerekiyor. Servet vergilerini artırarak eşitsizliği azaltacak politikaların benimsenmesi gerekiyor. Bölgesel gelir eşitsizliğinin azaltılması için bölgesel farklılıkların giderilmesine yönelik yatırımların artırılması ve bütün bunlar için de kapsamlı sosyal politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.

Vergi adaletsizliğine de iki üç cümle söylemek istiyorum. Vergi adaletsizliği bu eşitsizlikleri büyütmektedir. Vergi sistemi adaleti sağlamamaktadır. Emekçi ve işçiler, toplumun dar gelirlileri ve ücretli çalışanları vergi yükünü sırtlamışlardır. Vergi dilimleri adaletsizdir. Vergi adaletsizliğinde Avrupa Birliği ülkeleri arasında ve OECD ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyoruz. Dolaylı vergi cehennemini yaşatıyorsunuz milyonlarca insana ve doğrudan vergi cennetini de bir avuç varlıklıya.

Şimdi, sayın vekiller, 2026 bütçesi yurttaşın refahını artıracak hiçbir somut hedef içermemektedir. Bu kadar adaletsizlik ve eşitsizlik neye yol açmaktadır? Bunu her gün hepimiz yaşıyoruz. Şimdi, makroekonomik istikrar tesis edilmiyor, yapısal reformlar yapılmıyor, teknoloji geliştirme ve inovasyon kapasitesi yükseltilmiyor. Eğitim sistemi dünyayla yarışır hâle getirilmiyor. Kadınların ve gençlerin potansiyelini açığa çıkartmalarının önü açılmıyor. Evrensel hukuk ve demokrasi ilkeleri işletilmiyor. Bütün bunlar yapılmıyor, ekonomide adalet yok, ekonomide demokrasi yok, siyasette demokrasi ve hukukun üstünlüğü yok. Bunlar vazgeçilmez çıpalar olmalıdır Sayın Bakan. Eğer bunlar vazgeçilmez çıpalar olmazsa, zihniyetinizdeki dönüşümü gerçekleştirmezseniz bu girdaptan hayırlı bir şekilde çıkış yoktur. Bunu bir kez daha söyleyelim. 2026 bütçesinin özellikleri esas olarak bunlardır.

Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)