| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 33 |
| Tarih: | 15.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Değerli milletvekilleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz aldım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Plan ve Bütçe Komisyonunda Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesi görüşülürken birtakım sunumum olmuştu, şu anda Sayın Mehmet Şimşek'in uyguladığı program çalışıyor mu diye değerlendirmelerimiz olmuştu. Orada gösterdiğim grafiklerden bir tanesi buydu değerli arkadaşlar. Bu grafikte iki tane... Aslında dezenflasyon programının mukayesesini yapıyoruz. Bu siyah olan 2001 yılında başlatılan ve uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, kırmızı olan da Sayın Mehmet Şimşek'in göreve başlamasıyla birlikte başlatılan program. Şimdi, bu iki programı mukayese ettiğimizde aslında siyah olan... Burada şu eğri ne? Eğri enflasyonu gösteriyor çünkü dezenflasyon programı, temel amaç enflasyonu düşürmek.
Şimdi, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı yüzde 48'lik bir enflasyonla başlamış, 38'inci ayın sonunda enflasyonu yüzde 8,9'a düşürmüş yani tek haneye düşürmüş. Sayın Mehmet Şimşek'in programında yüzde 38'le başladı, yüzde 38'lik bir enflasyon devralarak başladı fakat 38'inci ayın sonunda, orta vadeli programda kendilerinin tahminlerini baz aldığımızda enflasyon yüzde 21,3'e düşecek değerli arkadaşlar. Dolayısıyla bu programın çok yavaş ilerlediğini gösteren en önemli grafiklerden bir tanesiydi bu. Hatta yavaştan da ziyade, acaba çalışıyor mu, çalışmıyor mu sorusunu da sormamız gereken bir durumla karşı karşıyayız. Bunun karşılığında Sayın Mehmet Şimşek'in bize bir cevabı oldu, orada cevabında da esas itibarıyla "2001 Programı başlamadan önce çok ciddi bir kur atağı oldu, kur şoku oldu, o kur şokuyla birlikte program başladı. Dolayısıyla program dönemi içerisinde tekrar bir kur artışını gerektirecek bir ortam doğmadı." anlamında bir şey söyledi fakat bu argüman bence kendi elini zayıflatıyor çünkü kur şoku, hemen programın öncesinde başlayan kur şoku biz biliyoruz ki on iki ay boyunca gecikmeli olarak enflasyona yansıyor. Yani yüksek bir kur şokuyla program başladı ama o kur şokunun enflasyon üzerindeki etkileriyle de mücadele etti önceki program. Şimdi, öyle bir şey olmadı. Dolayısıyla ben o argümanın Sayın Şimşek'in lehine olduğunu düşünmüyorum.
Bir de "KKM uygulaması vardı. KKM uygulaması olduğundan dolayı kur artışına da müsaade edemedik, öyle bir şey olsa Türkiye hiperenflasyona giderdi." dedi. E, bunları biz söyledik, biz burada çok ikaz ettik. Şu soruyu sormam lazım benim de o zaman: Kur korumalı mevduatı muhalefet mi getirdi? Yani kur korumalı mevduatı sizden önce... İşte, sizin Hükûmetiniz, Erdoğan Hükûmeti döneminde sonuçları... Daha doğrusu ihtiyaç ortaya çıkmış ve onların uyguladığı bir şeydi.
Mehmet Şimşek'in de şu ikilemden kurtulması lazım, açık söylüyorum ben: Yani yerine geldiğinde 2002'yi sahiplen, işine gelmediği zaman senden öncekinin hepsini karala, böyle bir şey yok. Ya, biz bir şeye karar vereceksiniz. Mesela, birazdan muhtemelen bütçe göstergelerini söylerken 2002 yılında işte "Vergilerin şu kadarı faize gidiyordu." dememeniz lazım o zaman. Sizden önceki dönemi çok rahat bir şekilde "O yanlıştı, onlar irrasyoneldi." deyip, onları kötüleyip, onların kötülüğü üzerinden kendi yaptığınız işleri düzeltmeye, aklamaya çalışıyorsanız o zaman bu sözleri söylemeyeceksiniz. Bir de deprem meselesini söyledi ama 99'da deprem vardı arkadaşlar, unutmayalım yani bu programın evet, öncesinde bir deprem oldu ama 2001 programından öncesinde 99 depremi vardı.
Şimdi, biz hepimiz biliyoruz ki değerli arkadaşlar, ben burada defalarca söyledim, bir programın, doğru kapsamlı bir programın 3 tane unsurunun lazım; sağlıklı bir para politikası, maliye politikası ve yapısal reform ayağı. Bu programın 1,5 ayağı var. Para politikası, kısmi itirazlarımız olabilir. Tamam yani vergiler yönüyle tamam ama kamu harcaması ve yapısal boyutu eksik bir programdır bu program.
Şimdi, ne yapıldı? Hükûmet gelir gelmez faiz oranları artırılmaya başlandı, politika faizleri, krediler daraltıldı, maaş ve ücretler baskılandı. Şimdi, bunlar maaş ve ücretin baskılanmasına ilişkin ayrıca yorumum olacak. Diğerleri bir ihtiyaçtı fakat bu programın temel problemi ikinci faza geçemedi. Yani bakın, yaklaşık iki buçuk yıldır çok yüksek bir faiz... Faiz bu sefer tersine çalışmaya başladı. Talebi kısmak için ortaya koyduğumuz faiz veya talebi kısmak için kredi genişlemesini daraltmamız yani kredileri sıkmamız şu anda üretimi vurmaya başladı ve arz yönünde bir enflasyon oluşturdu. Nihayetinde faiz bir maliyettir, bunu görmek lazım. İşte, programın eksikliğinden kaynaklanan bir şey. Program, tam bir program olmadığı için yani enflasyonla mücadele için koyduğumuz faiz, Sayın Erdoğan'ın dediği teorisini haklı çıkarmaya başladı, enflasyonun artık sebebi olmaya başladı. Bu anlamda meseleye biraz bakmamız lazım. Yani o zaman yapılacak şeylerin ne olacağını, birazdan önerilerimi söyleyeceğim.
Tabii, ihracatçı çok zor durumda yani arz yönünde de bir sıkıntı var; hem üretim azalması sıkıntısı hem de az önce ifade ettiğim gibi bir maliyet artışı, enflasyon, maliyet enflasyonu sıkıntısı var. İhracatçımızın çok zor durumda olduğunu biliyoruz. Bakın, arkadaşlar, ihracatın millî gelire oranı, hadi 2021'i falan almayalım, oralarda yüzde 27-28'di ama 2023'te bile yüzde 23 civarındaydı; şu anda yüzde 17,5'a düştü. Orta vadeli programa göre ihracatın millî gelire oranı yüzde 16,4'e düşecek. Bakın, bu program bize diyor ki: "16,4." Üç beş yıl öncesine baktığımızda ihracatın millî gelire oran olarak ne kadar daraldığını görürüz. Bu kadar efsaneler yaratan ihracat en sonunda nereye geldi biliyor musunuz? 2002 yılına geldi arkadaşlar millî gelire oran olarak, bunu da görmek lazım.
Şimdi, IMF, bize tavsiyelerde bulunuyor, diyor ki: "İşte, faizleri yüksek tutmaya devam edin. Kredi hâlâ geniş, biraz daha sıkın. Gelirler politikası yani maaş ve ücret politikasında hedef enflasyona göre verin." Arkadaşlar, hani AK PARTİ'liler diyor ya bu, gerçekten biraz eski Türkiye'nin politikaları. Şundan dolayı Sayın Bakan: Benim elimin ne kadar sıkı olduğunu en iyi siz bilirsiniz, yıllarca sizinle birlikte makroekonomiyi yönettik, bütçeyi yaptık. Şimdi, bizim bunları konuştuğumuz zamanlarda Türkiye'de yurt içi tasarrufların millî gelire oranı -Türkiye İstatistik Kurumu bize o zaman onu söylüyordu- yüzde 15'ti, şu anda Türkiye İstatistik Kurumu bize diyor ki: "Yurt içi tasarrufların millî gelire oranı 30." Ha, bu da tasarruflar arttığı için falan değil, bir gece bir seri düzeltmesi yapıldı; o zaman 15 olan ilk etapta 26-27'ye çıkarıldı, şimdi de 30. Şimdi yüzde 30 olan yurt içi tasarrufun olduğu ortam ile yüzde 15 olan yurt içi tasarrufların olduğu ortamda bizim politikalarımızın farklılaşması lazım. IMF, eski şeyleri söylüyor yani hâlâ maaş ve ücretin neresini kısacaksınız, nasıl hedef enflasyona göre vereceksiniz? Hedef enflasyonu zaten tutmuyor. Enflasyon gerçek hayatı yansıtmıyor. Birazdan onu söyleyeceğim mesela veya şimdi önereyim. Bakın, bununla ilgili çalışmalar var, teknik çalışmalar, Sayın Bakanım, siz bunu çok iyi anlayabileceksiniz. Mesela, 2024 yılı için yapılmış. Manşet enflasyon, Türkiye ortalaması yani Türkiye için enflasyon yüzde 44,9 arkadaşlar. Aynı enflasyonu gelir dilimlerine göre kırmışlar. TÜİK'in rakamları kullanılıyor. Mesela, ilk yüzde 10'luk, geliri en düşük olan yüzde 10'luk kesimin Türkiye genelinde enflasyon 45'ken, 44,85'ken yüzde 65'in üzerinde olduğu gözüküyor. Diğer dilimler de benzer bir şekilde. Dolayısıyla, yani, enflasyon sepeti Türkiye'nin ortalama enflasyon sepetinden farklılaşan bir kesime siz tutup Türkiye'nin ortalama sepetinden maaş ve ücret ayarlaması yapamazsınız. Bunu yaptığınız sürece, işte, sıkıntılar artar. Dolayısıyla, bu yaşam maliyetini ölçen ve bu kesime yönelik, yine Türkiye İstatistik Kurumu, yine aynı fiyatları kullanarak ama sepeti farklılaştırarak bir enflasyon hesap etmek durumundadır. Bu yapılmadığı sürece bu sıkıntılar geçmeyecek.
Dolayısıyla, hedef enflasyona göre hiçbir şekilde maaş ve ücret ayarlaması yapılması vakti değil. Türkiye çok sıkıntıda; insanlar, asgari ücretlidir, memurdur, emeklidir, bunların hepsi çok sıkıntıda. Dolayısıyla, biraz daha rahat bir şey yapılması lazım çünkü zaten biz artık şunu görüyoruz arkadaşlar, bu kesimin talebinden kaynaklanan bir enflasyon yok Türkiye'de, bunu görmek lazım. Talep enflasyonu sınırlı ama zengin kesimin talebinden kaynaklanan bir enflasyon var, onun gelirini aşağı çekmemiz lazım, onun harcamalarının üzerine daha fazla vergi koymamız lazım. Bir de, arz yönü, şu anda arz yönünden kaynaklanan enflasyon daha büyük bir sorun hâline geldi.
Şimdi, cari dengede, Sayın Bakan, siz de diyorsunuz, yapısal dönüşüm var. Bu çok iddialı. O zaman ben şunu söylerim: Arkadaş, cari dengemizde madem bu kadar yapısal dönüşüm var, hatta Ticaret Bakanın ifadesiyle "Cari açık artık sorun olmaktan çıktı."ysa niye o zaman bu kadar yüksek faiz veriyoruz biz yurt dışına? Bunda bu sorunun cevabı maalesef yok.
Şimdi, yapısal olmayan bir programa güven olmaz. Bu programın bir çapası yok bu anlamda. İlk başta buna çapa aslında siz kendinizdiniz. "Mehmet Şimşek doğru iş yapar, Mehmet Şimşek teknisyendir." denildi, piyasa bunu gördü -az önce Lütfullah Bey de benzer şeyi söyledi- ama siz de artık kredibilitenizi kaybediyorsunuz çünkü program yavaş gidiyor, program çalışmıyor, programın ayakları eksik. Dolayısıyla bir çapa olarak artık yapacağınız şey, yapısal reform ajandasını ortaya koymaktır, sözle değil Sayın Bakan. Evet, birkaç tane şeyi siz de söylemeye başladınız ama artık biz -insanlar- bir iş iş görmek istiyoruz. 2001 Programı'nın temeli oydu; gelir gelmez çok ciddi yapısal meselelere, efendim, el atan, onları çözen, onlarla ilgili düzenlemeleri yapan, uygulamalar hayata geçiren bir programdı. Bunları yapamadığınız için yüksek faizle iş buraya kadar gelir. Dediğim gibi, bundan sonra artık yüksek faiz tersine çalışmaya başladı.
İlk yapacağınız şey: Bir defa bürokrasi çok zayıfladı. Ne politika üretecek bürokrat kaldı -ekonomi bürokrasisi için söylüyorum- elbette istisnası olan arkadaşlarımız vardır ama hem de ne ehliyet var, liyakat var, bir de temel motivasyon "vatan, millet"ken şimdi menfaate döndü, bunu net bir şekilde görmek lazım. Hukuk dışı işlemlerin mutlaka kaldırılması lazım. Siz uğraşıyorsunuz ama bir 19 Mart operasyonu yapılıyor, her şey allak bullak oluyor, olmaz böyle şey. Hâlâ ondan sonra gazeteciler tutuklanıyor, işte, siyasetçiler tutuklanıyor, genel başkanlar tutuklanıyor, gençler tutuklanıyor; haksız yere tutuklandıkları bir ortamda ne yaparsanız yapın başarılı olma imkânınız yok.
Şimdi, 5018 sayılı bir reform kanunu yapıldı. Önceki hükûmet döneminde çalışılmıştı, AK PARTİ Hükûmeti ne olduğunu anlamadan kanunu çıkarmak durumunda kaldı fakat ondan sonraki bütün uygulamalarında kanundan, o reformdan geriye döndü. Bunlardan bir tanesi ödenek aktarmalar Sayın Bakan, sizin sorumluluk alanınızdaki bir iş. Hemen bu kanun teklifi niye gelmiyor Türkiye Büyük Millet Meclisine? O kanunun da detaylarına girmeyeceğim; ödenek aktarmaları son derece sınırlandırılmıştı, hem kurum içi hem kurumlar arası. Onlar o kadar esnetildi ki artık bütçe diye bir şey kalmadı, buradan çıkan bütçenin bir kıymeti yok. İstediği şekilde kurumların veya orada Strateji ve Bütçe Başkanlığının bütçenin altını üstüne getirebilecek bir alanı var; bu, kabul edilebilir bir şey değil bununla ilgili hemen reform ihtiyacı var.
İç denetim meselesi; İç Denetim Koordinasyon Kurulu üyelikleri sona erdi Sayın Bakan. Niye bunların ataması yapılmıyor? İki senedir fiilen yoklar ama yaklaşık bir altı aydır da Kurul sona erdi. Ya, iç denetim Türkiye açısından son derece önemliydi. Teftiş kurulları motivasyonu tamamen kaybetti, ondan sonra, Sayıştay zaten devreden çıktı. Bunlarla ilgili biz sizden reform bekliyoruz. Düzenleyici, denetleyici kurumlar artık çalışmıyor. Bunlar tamamen siyaset kurumunun bir menfaat odağı... Bakın, bu kadar iddialı söylüyorum. EPDK'nin -şimdi fırsatım olmayacak ama- lütfen detaylarına baktırın, geçen Enerji Bakanlığı Müsteşarlığında ve Komisyonunda görüştüm, yirmi yılda bu ülkeye atacağı kazık, EPDK'nin yaptığı işler, yanlış işlemlerden dolayı 53,1 milyar dolardır. Siz milletin ümüğünü sıkıyorsunuz üç kuruş için, beş kuruş için, orada 53,1 milyar dolar, net bir şekilde buna cevap verilemedi. Bu teyit edildi, verilen cevapla da teyit edildi; 53,1 milyar dolar fark olarak, sadece elektrik pahalı satılarak ya devletin hazinesinden çıkacak ya da doğrudan milletin faturalarına yansıtılacak. Bunlara müdahale etmek durumundasınız. Buralara müdahale edilmediği sürece yani yaptığınız işlerden gerçekten sonuç alma imkânı yok.
Düzenleyici ve denetleyici kurumlar; bakın, geçtiğimiz bir sene içerisinde 4 tane kurum; KİK, BTK, Rekabet Kurumu ve Kamu Gözetimi ve Denetim Kurulu; buralara kurul üyelikleri için yapılan bütün atamalarda o şartlar aranıyordu; işte, mühendis olmak, şu olmak, bu olmak, hepsi kaldırıldı. Veya kurumlarla ilgisi aranıyordu, deniliyordu ki mesela: Rekabet Kurumunda Devlet Planlama Teşkilatının önerdiği aday olsun. Hepsini kaldırdılar. Yani böyle bir şey olabilir mi? Bu kurumların -tamamen- çalışmaması, keyfî olarak atamaların yapılması şeklinde bir yola gidiliyor.
Trendyol'u ben size söyledim; bakın, sadece yıllık 46 milyar lira kaybetmedik o Trendyol kanunuyla, şu anda yüzde 45'e varan komisyon alıyor Trendyol. Kimlerden? Yerli firmalardan; bir kafeciden, işte yemekçiden. Yüzde 45 para veriyor oraya. Niye? Çünkü tekel oldu. Bunun tekel olmasını engelleyecek kanun da burada, AK PARTİ sıralarından kalkan ellerle o kanun bozuldu. Bunu çözmeniz lazım, bunu çözmezseniz enflasyonu nasıl çözeceksiniz? Şu anda hizmetlerin çok önemli bir kısmı e-ticaret üzerinden geliyor.
Kentsel rantların vergilendirilmesine ilişkin hiçbir şey yapmıyorsunuz, bunların yapılması lazım, Türkiye bunları çalıştı, bürokrasi çalıştı, elinizin altında bunlarla ilgili yapılması gereken işler var, bunları yapmadığınız sürece sonuç almak mümkün değil.
Bakın, iyi işler yapılmadığı gibi mevcut işler bozuluyor arkadaşlar. 4749 sayılı Finansman Kanunu'muz var. Sayın Bakan, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı sizin ortağınız oldu, hazine gibi bir borçlanma yetkisi aldı, böyle bir şey olamaz ya, sistemi bozucu bir şey. Bir özel bütçeli kuruluşa borçlanma yetkisi verildi bu ülkede. Nasıl muhasebeleştireceklerini bile bilmiyorlar, kaydetmesi mümkün değil. Ben sordum, dedim ki: Ya, siz net borçlanma için Bütçe Kanunu'nun 3'üncü maddesinde bir hüküm koyuyorsunuz. Buradaki net borçlanma limitine Kentsel Dönüşüm Başkanının yapacağı borçlanma dâhil mi? Bir bürokrat veya Cevdet Yılmaz cevap veremedi, böyle bir rezalet olabilir mi? Yani reform yapmadığınız gibi, yapılmış işlerin de bozulmasına müsaade ediyorsunuz, pazarlık gücünüz çok yüksek, bunları yapmanız lazım.
Ekonomi yönetimiyle ilgili ciddi sorunlar var. Strateji Bütçe Başkanlığının mevcut durumu yanlıştır; Türkiye tekrar Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı sistemine dönmek durumundadır. Bakın, benim eski kurumum, bütçeyle ilgili fonksiyon yüklenmesi benim hoşuma gider, Strateji ve Bütçe Başkanlığı açısından söylüyorum ama bu yanlıştır. Şu anda makrodan tamamen çıkmış, hiçbir şekilde makro bakışı olmayan, sadece bütçe işlerine yoğunlaşmış, Maliye Bakanının yapması gereken işleri yapan bir eski DPT var; bu, kabul edilebilir bir şey değildir, sorunların temelinde de bu tür şeyler var.
Asgari ücret meselesini kural bazlı yapmak durumundayız. Asgari ücretlinin çok ciddi beklentisi var, vaktim olmadığı için söyleyemeyeceğim ama biz İYİ Parti Grubu olarak "refah paketi" diye bu yılın başlarında bir kanun teklifi sunduk. Orada hem çalışanlar için hem de emekliler için onların refahını artıracak ama Türkiye'de de bütçeyi zora sokmayacak öneriler vardı, önerilerin dikkate alınmasını ben umut etmek istiyorum.
Bir de kamuda tasarrufu yok. "Tasarruf var." diyorsunuz. Mal ve hizmet giderlerinin millî gelire payına bakın, 1,7 olarak gidiyor, hatta 2027 ve 2028'de 1,8'e yükseleceği ifade ediliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERHAN USTA (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
En fazla tasarruf edilmesi gereken yer kamudur. Kamu tasarrufu bakın, şu anda 2025 yılında Sayın Bakan eksi 3,2'dir. Kamunun tasarruf etmesi lazım, tasarruf edeceği yer de tarım bütçesi falan değil, emekliler değil; odaklanılması gereken yer faizdir, odaklanılması gereken devletin harcamalarıdır, odaklanılması gereken yer kamu-özel iş birliği projeleridir diyorum ve hepinizi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)