| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 32 |
| Tarih: | 14.12.2025 |
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanlar, değerli bürokratlar; evet, 2 Bakanı dinledik, Aile Bakanımızla başlayalım.
Sayın Aile Bakanı, siz buradasınız ama ruhen hâlâ Belçika'dasınız, buraya gelememişsiniz. Bunu size saygısızlık etmek için söylemiyorum çünkü konuşmanızı dikkatle dinledim. Bir de burada QR kodla notunuzu getirmişsiniz. Bence en iyi yaptığınız şey bu, boş yere basılmamış, QR koddan bunları gördük. Şimdi, şöyle düşündüm: Aile Bakanlığını ilgilendiren en önemli veriler neler; ben konuşmanızda, üstelik bu kitapta da bunları göremedim. Ben size hatırlatayım: 2003'ten 2024'e yani yirmi yıl içerisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin nüfusu 66 milyondan 86 milyona çıkmış; demek ki her yıl 1 milyon nüfus artırmışız. Peki, evlenme sayısı kaç? 566 bin, hiç değişmemiş yani yirmi yılda evlenme rakamı değişmemiş. Bu ne anlama geliyor, biliyor musunuz? Kaba evlenme hızı yüzde 8,5'tan yüzde 6,5'a düşmüş; sizce neden? Buna ilişkin bir tek veri verdiniz mi, buna ilişkin bir tek analiz yaptınız mı? Başka bir şey: Aynı dönemde, döneminizin başlangıcında yılda 92 bin kişi boşanırken, şimdi yılda 187 bin ; çift boşanıyor; sizce neden? Hiç buna ilişkin bir tek atıf yapma ihtiyacı duydunuz mu? Bu sizce çiftlerin özel sorunu mu, yoksa Bakanlığınızın birinci iştigal konusu sosyoekonomik çok büyük bir problem mi? Bu başka bir şeye dönüşmüş. İlk evlenme yaşı erkeklerde bir yaş, kadınlarda iki yaş artmış. Doğurganlık, canlı doğum döneminizin başında yılda 1 milyon 200 bin çocuk doğuyormuş, şimdi 940 bin çocuk doğuyor.
AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANI MAHİNUR ÖZDEMİR GÖKTAŞ - 939 bindi, 940... Sizdeki bilgi yanlış, verileri düzelteceğim ama.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Dolayısıyla, Sayın Bakan, 260 bin doğurganlık hızımız da azalma var, doğurganlık hızınız 1,48'e düşmüş. Bu ne anlama geliyor? Bu bir bereketsizlik anlamına geliyor, anlatabiliyor muyum? Türkiye'de insanlar evlenmiyorlar, Türkiye'de insanlar daha çok boşanıyorlar, Türkiye'de insanlar daha az çocuk yapıyorlar. Sebebi ne? Bunlar bireysel tercih değil, çünkü insanlar Türkiye'de üniversiteyi kazanıp kazanamayacaklarını, kazanırlarsa yurt bulabilecekler mi, burs bulabilecekler mi bilmiyorlar. Buldular, mezun oldular, iş bulma ihtimalleri var mı? Acaba hangi mülakatta elenecekler? Hadi iş buldular, ev kiralarını ödeyebilecekler mi? Hadi evlendiler, geçinebilecekler mi? Bu temel sorulara cevap vermeden Aile Bakanı olarak burada yaptığınız konuşmaların -gerçekten sizi üzmek için söylemiyorum ama- maalesef bir önemi yok.
Şimdi, bir eski Türkiye türküsü tutturursunuz, ben kendimden örnek vereyim: Üç çocuklu bir ailenin -sadece baba çalışıyor, anne ev kadını- evladıyım. Üçümüz aynı anda üniversite okuduk. Yurt olmasaydı, burs olmasaydı, okuyamazdık. Gittim, TMO'nun sınavına girdim. Kazandığıma göre torpil yoktu, mülakat yoktu, yoksa kazanamazdım. Yalnızca beş yıllık mühendisken 1 evim vardı krediyle alınmış, 1 arabam vardı eski de olsa. Şimdi bu çocuklar kendilerine gelecek göremiyorlar ve siz burada yarım saat bize -gene sizi üzmek için söylemiyorum- Andersen'den Masallar anlatıyorsunuz.
Huzur evlerinden bahsettiniz. Ya bahsedeceksiniz tabii huzur evlerinden; kaç tane açtınız, kaç tane yerleştirdiniz. Şimdi, soru üzerine diyorsunuz ki "Ulustaki o otele gittim." Basında haber olmasaydı, Ulus'ta, otel odasında, o emeklilerin günde 200, 300, 400 lira vererek yani 16 bin liralık emekli maaşlarının yüzde 80'ini otel odasına vererek geceleri de peynir ekmek yiyerek yaşadıklarını biliyor muydunuz? İşte, bütün bunlar Türkiye'nin gerçekleri. Onun için, bunlara hiç değinmediğiniz için size diyorum ki: Belçika'da kalmışsınız.
Tabii, Millî Eğitim Bakanı -arkadaşlarımızın da söylediği gibi- geniş değerlendirmeleri hak ediyor. 18 milyon öğrencimiz var bu memlekette; 15,5 milyonu devlet okullarına gidiyor, 1,5 milyonu özel okullara gidiyor. İlk sorum şudur: Sayın Bakan ya, niye siz evladınızı devlet okuluna göndermiyorsunuz da özel okula gönderiyorsunuz?
SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Tercih meselesi(!)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bize burada devlet okullarını güzelliyorsunuz, niye kendi evladınız olunca özel okula gönderiyorsunuz?
1 milyon da açık öğretimle beraber 18 milyon öğrencimiz var, 75 bin civarında da okulumuz var. Vallahi bir Emrullah Efendi var "Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim." diyor, siz Emrullah Efendi'nin önündesiniz, onu çok açık söylüyorum. Sebebi ne biliyor musunuz? Ya, okullardan hiç bahsetmediniz. Bu okulların -gene arkadaşlarımız söyledi- tuvalet kâğıdı yok kardeşim, kâğıt havlusu yok, sıvı sabunu yok, temiz içme suyu yok. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler "Sebil koyalım." diyorlar o kaba faşizan anlayışınız çerçevesinde, politik anlayışınız çerçevesinde sebil konulmasına izin vermiyorsunuz.
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Başkanım "faşist" dedi.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI YUSUF TEKİN - Sayın Başkan, "faşizan" dediği için uyarmayacak mısınız? Nazım Bey'i uyarmıştınız.
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Başkanım "faşist" dedi uyarır mısınız?
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Evet "faşist" dedim. Sayın Bakan, bunca şeyi söyledim bunun içerisinde bir tek taktığınız bu mu ya? Bakın, bunca şey söyledim, daha da bir sürü şey söyleyeceğim sadece bu söylediğime mi taktınız?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NURETTİN ALAN (İstanbul) - Uyarır mısınız Sayın Başkanım, kürsüde uyarmıştınız. Nazım Bey'i uyarmıştınız, uyarmayacak mısınız?
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Devam edelim, o 18 milyon öğrencinin üçte 1'i açlık, yoksulluk...
BAŞKAN - Sayın Günaydın, bir saniye lütfen.
Şimdi, bakın, faşist söylemi ile faşizan söylemi çok farklıdır, anlamı farklıdır. Böyle bir anlam olsa ben uyarırdım.
EYYÜP KADİR İNAN (İzmir) - Ne alaka ya? Ayrım neymiş, ayrımını bir söyler misiniz?
BAŞKAN - Buyurun Sayın Günaydın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Arkadaşlar, siyaset bilimi, terminoloji, kavramlar bunlar hepimizin öğrenmesi gereken şeyler.
Faşizan sözcüğünü bırakın da kaba politik tavrınızla diyelim o zaman, almadınız o sebilleri. Ya, hangi belediye olursa olsun CHP'li, AKP'li, MHP'li, DEM'li "O okula sebil koyacağım." diyorsa ne diye engelliyorsunuz be kardeşim, bırakın koysunlar da o çocuklar su içsin. Daha önemlisi devlet olarak sen koy, sen koyamıyorsan hiç olmazsa belediyenin koymasına izin ver.
Başka bir şey. Bu 18 milyon çocuğumuzun üçte 1'i açık yoksulluk sınırları içerisinde, her dört çocuktan 1'i aç gidiyor okula, bütün gününü aç geçiriyor ve okuldan aç dönüyor. Arkadaşlar, okulda açlıktan bayılan çocuklar var. Ne bağırıyorsunuz? Okulda açlıktan bayılan çocuklar var. Eğer bu birinin vicdanını kanatmıyorsa, birinin gözünden yaş getirmiyorsa insanlığını kaybetmiş demektir. Bir öğün çocuklarımıza sıcak yemek verelim diyoruz "Paramız yok." diyorsunuz. Peki, kur korumalı mevduata 64 milyar doları gömerken o parayı buluyorsunuz da çocuk açlığını önlemek için o sıcak öğün, bir öğün yemek parasını niye bulamıyorsunuz? Çünkü gözünüz çocuklar da değil.
1 milyon 200 bin öğretmenimizin artan sorunları var. Atanmayan öğretmen sayısı -atanamayan değil- 1 milyona çıkmış, üniversiteler de hâlâ öğretmen üretmeye devam ediyor. Bunu planlamaya yönelik en ufak bir çabamız var mı? On yıl sonra 1,5 milyon öğretmenden bahsedeceğiz, ne gam! Oturduğunuz yerden devam edin, böyle devam etmez. Peki, kalite ne durumda? Bakın, PISA skorları 2003'te ve 2022'de ölçülmüş...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edelim.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Okuma becerilerinde çocuklarımız 35'incilikten 36'ncılığa gerilemiş. Fende 33'üncülükten 34'üncülüğe gerilemişler, matematik okuryazarlığında 33'üncülükten 39'unculuğa gerilemişler. OECD'de en alt sıralardayız, Balkan ülkeleri ve gelişmekte olan ülkelerde orta alt grubundayız. Bu sizi hiç üzmüyor mu? Bundan dolayı en ufak bir endişe duymuyor musunuz?
Bir başka övünme konunuz "Üniversite açtık." Doğru, üniversite açtınız, yirmi beş yılda memleketin üniversite sayısı 73'ten 208'e çıktı. İlk 500'e hangi üniversiteler girmiş, bakalım: ODTÜ, Boğaziçi, Ankara, Bilkent, Koç, Sabancı; bunlardan hangisini siz açtınız? Bunlar yirmi yıl evvel de ilk 500 yüzde değil miydi? İlk 1.000'e girenlere bakalım, 5 üniversite daha sayacağım: Hacettepe, İstanbul, Ankara, Yıldız Teknik, Gazi; hangisini siz açtınız? Niye sizin döneminizde açılan üniversitelerden bir tanesi ilk binde değil. Niye biliyor musunuz? Siz üniversiteleri burada emekliliğini sağlamış olan, üç dönem, dört dönem milletvekilliği yapmış eski AKP'lilerin emekliliklerini geçireceği yer olarak sayıyorsunuz. Bakın, söylediğim her şeyi sözcüklerle ve ifade ederek sayıyorum: Eski milletvekillerinizden Nükhet Hotar'ı 9 Eylül Rektörü, Necdet Budak'ı Ege Rektörü, Cevdet Erdöl'ü Sağlık Bilimleri Rektörü yaptınız. Necdet Ünüvar'ı Ankara'ya, Vural Kavuncu'yu Kütahya Sağlık Bilimlerine, Aşkın Asan'ı Avrasya'ya, Mazhar Bağlı'yı Nevşehir Hacı Bektaş'a, Cem Zorlu'yu Necmettin Erbakan Üniversitesine, Mehmet Naci Bostancı'yı Hacı Bayram Veli Üniversitesine rektör gönderdiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yahu üniversiteler sizin eski milletvekillerinizin emekliliklerini geçirecekleri yer midir? Hiç mi yüzünüz kızarmıyor be kardeşim, hiç mi yüzünüz kızarmıyor!
Ayrıca, AKP'den aday olmuş, seçilememiş, milletvekillerinin eşi, kardeşi, bunları da rektör yapmışsınız. Boğaziçi, Malatya Turgut Özal, Kilis 7 Aralık, Erciyes, Dicle, Eskişehir Osman Gazi, Atatürk, Yalova, Kars, Van, Alaaddin Keykubat, Giresun; bunların tamamında sizin AKP'lilerin siyasallaştırdığı üniversiteler var. Bu üniversitelerden bilim ürer mi?
Başka bir şey daha yaptınız, söyleyeyim size: Doçentlik için mülakatı kaldırdınız devriiktidarınızda. Doçentlikte mülakat yok artık, güzel; yabancı dil sınavı, onu da 55'e indirelim. Bir çocuk eğer iyiyse lisede o 55'in çok daha üzerinde yapancı dil puanı alabilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edelim.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Yabancı dili olmayan insandan öğretim üyesi olur mu? Eğer onları bu üniversitelere doldurursanız, her gün televizyonda tetikçiliğinizi yapan bir yardımcı doçenti üç yıl sonra biz profesör olarak görürsek o üniversitelerden bilim ürer mi be kardeşim? Bunların hepsini iyi görmemiz lazım.
Seçim dönemi geliyor mülakatları kaldırıyorsunuz, "Mülakat kalkacak!" Sonra seçim geçiyor "Mülakat gibi mülakat yapacağız." Ne demekse mülakat gibi mülakat? Bak, ben bir çocuk göstereceğim size. Bu çocuk sizin rüyalarınıza girmeli. Adı Emre Erciş, 2021'de sınava girmiş, 10.821 kişi içerisinde 8'inci olmuş, mülakattan elenmiş; 2022, 13.401 kişi içinde 1'inci olmuş, aynı adam, mülakattan elenmiş; 2023, 14.046 kişi arasında 1'inci olmuş, mülakattan bir kere daha elemişsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Ben soruyorum: Bu çocukların vebalini nasıl ödeyeceksiniz? Bu tablo sizi utandırmıyor mu be kardeşim? Yazık değil mi? (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, gelelim başka bir şeye. Bakın, siz ve ben -Sayın Millî Eğitim Bakanı ve Cumhuriyet Halk Partisinin Grup Başkan Vekili- gelin, biz topluma örnek olalım. Sizin öğretim üyeliğimizde ve benim öğretim üyeliğimde yükselmeye yönelik bütün sınavlarımızı bağımsız bir gözlemci grubu denetlesin. Bakalım aramızda en ziyade müsaadeye mazhar olarak üniversitede yükselen var mı yok mu? Siz var mısınız, ben var mıyım? (CHP sıralarından alkışlar) Varsak ikimizi beraber atsınlar, yoksak hangimiz buna muhatap olduysa onu atsınlar, var mısınız? Gelin, bunu beraber yapalım.
Başka bir şey daha, devriiktidarınızda soruların...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Tamamlıyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - ...çalınmasına tanık olduk ama tabii, iktidarda kaldıkça ustalaştınız, artık kimsenin soru çalma ihtiyacı yok çünkü soruyorlar: "Birader, ne diplomaya ihtiyacın var? Hemen hepsini yapalım sana. Hatta girelim, depremde ölmüş adamın diplomasından adını soyadını silelim, seninkini yazalım. Avukatlık mı lazım? Al sana. Kimya mühendisliği mi lazım? Al sana." Bir sürü insanın sahte diploması var. YÖK burada, Millî Eğitim burada. Ya, bundan dolayı hiç sıkılmıyor musunuz be kardeşim! Bu kadar sahte diplomanın yaratacağı güvensizlik hiç sizi büyük bir kaygıya sürüklemiyor mu?
Ve nihayet, hazır YÖK Başkanı da buradayken bir temel soru sorayım, Hulusi Akar. Hulusi Akar'ın kızı Amerika'da biyoloji okuyor. Sonra Amerika'da biyoloji okuyan çocuk birden bire Hacettepe tıbba geçiş yapıyor, Hacettepe'den mezun oluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Bir cümleyle tamamlıyorum.
BAŞKAN - Peki, tamamlayın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) - Hacettepe tıptan mezun oluyor. YÖK'ün aklı başına 2014'te geliyor, soruşturma açıyor. Soruşturmayı nasıl tamamlıyor, biliyor musun? "Yatay geçişin üzerinden on bir yıl geçmiş olması ve kazanılmış hak doğurması nedeniyle sorun görülmediğinden diploma iptaline gerek yoktur." Yahu, biyolojiden tıbba geçen insanın "On bir yıl sonra diplomasının iptaline gerek yok." diyen YÖK Başkanı, Ekrem İmamoğlu'nun diplomasını otuz beş yıl sonra iptal etmekten hiç utanmadınız mı be kardeşim, utanmadınız mı?
Kuşkusuz karneniz bunlarla sınırlı değil ancak zamanıma bunları sığdırabiliyorum, fazlasını siz çok iyi biliyorsunuz. Şundan emin olun: Vatandaşın, gencin, çocuğun, memleketin hakkını sizde bırakmayacağız. (CHP sıralarından alkışlar)