GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:32
Tarih:14.12.2025

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, çok değerli bürokratlar, Sayın Bakanlar; bugün 2 Bakanlığın bütçesi üzerine konuşmalar yapıyoruz, görüşmeler yapıyoruz; Bakanları dinledik, konuşmacıları dinledik.

Ben Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanını dinlediğim zaman kendimi Kanada'da zannettim, Avustralya'da zannettim ve dedim ki herhâlde Avrupa Birliğinin kalkınmış ülkelerinden birindeyiz. Her problem bitmiş; çocukların problemleri bitmiş, engellilerin problemleri bitmiş, yaşlıların problemleri bitmiş; yaşlı bakım merkezleri böyle çok dolu değil, yaşlı problemini halletmişiz, zaten kimse de yaşlı bakım merkezi aramıyor, huzurevleri aramıyor; yaşlılar aileleriyle, çocuklarıyla beraber mutlu bir şekilde birlikte yaşıyorlar; engelliler sarf malzemelerini veyahut da diğer kullandıkları malzemeleri, aletleri çok rahat bir şekilde alabiliyorlar; enflasyon oranında bunları güncelliyor Hükûmet, güncellediği zaman da engelli araçlarını, beyaz bastonlarını veya görme engelliler Braille alfabeli bilgisayarlarını çok rahat alabiliyorlar diye düşündüm ve ardından bir baktım ki hiç de öyle olmadığını ben biliyorum zaten. Öyle olmadığını nasıl biliyorum? Burada "Bir engelliler bakanlığı kurulsun." diyerek araştırma önergesi vermiştik, cumhuriyet tarihinde çok partili hayata geçtikten sonra ilk defa bir muhalefet partisinin araştırma önergesi kabul edildi. Nasıl kabul edildi? Muhalefetin başarısıyla kabul edildi, iktidar yenildi ve ardından da ortaklaşa bir önerge vererek bu önergeyle beraber bir araştırma komisyonu kuruldu. Araştırma Komisyonunu ziyaret ettiğim zaman, orada konuşma yaptığımda bana şunu söylediler, ben "Engellilerin problemlerini biliyoruz, bunlar üzerine kafa yormayın, engelli bakanlığını kurun ve bu problemleri de onlar çözsünler, halletsinler." dediğim zaman, orada Sayın Başkan şöyle söyledi bana: "Engellilerin yeni yeni problemlerini öğreniyoruz." Engellilerin problemlerini yeni yeni öğrendiğinize göre, demek ki hâlâ daha bu köprünün altından çok suların geçmesi gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, şimdi, burada aile kurumu bizim en büyük devletimiz, değil mi? En büyük imparatorluğumuz aile. Bu aileyle ilgili de çok değerli ifadeler kullandı Sayın Bakan. Peki, şimdi, Türkiye'de evlilik mi çoğalıyor, yoksa boşanmalar mı çoğalıyor? Eğer evlilik çoğalıyorsa orada sağlıklı bir aile yapısı var demektir, boşanmalar çoğalıyorsa orada ailede bir problem var demektir. Ne problem vardır? Psikolojik problemler vardır. Bu psikolojik problemleri doğuran şeyler nedir? Ekonomidir, hukuktur... Aynı zamanda, Türkiye'de gelir dağılımında adalet, eğitimde fırsat eşitliği demektir. Peki, bu yoksa eğer boşanmalar çoğaldıysa sizin aileden bahsetmeniz mümkün olabilir mi? Olamaz. Kalkmışsınız, diyorsunuz ki... İnsanlara balık tutmayı mı öğreteceksiniz, balık mı vereceksiniz? Balık tutmayı öğreteceksiniz ve sosyal yardımlarla övünüyorsunuz! Bir devlet sosyal yardımlarla övünür, doğrudur ama bundan daha ziyade "Ben daha fazla sosyal devletim, insanları çok rahat bir şekilde üretim sağlayacak hâle getirdim." der, bununla övünmüş olur.

Bir diğer taraftan, çocuk yoksulluğu var Türkiye'de. TÜİK verilerine göre 7 milyon 39 bin çocuk yoksulluk içerisinde; daha da vahimi, 5,4 milyon çocuğumuz gıda yoksulluğu çekiyor yani bu çocuklarımız yeterli protein alamıyorlar, meyveye, sebzeye erişemiyorlar.

Ayrıca, sanal kumar var biliyorsunuz, bununla ilgili olarak Hükûmetin çok acil tedbirler alması gerekiyor, gerek dijital ortamda tedbirler alması gerekiyor gerekse de toplumsal hayatta tedbirler alması gerekiyor. Bu sanal kumarla beraber çocuklarımızı kaybediyoruz yani çocuklar okulda eğitilirler, sokakta eğitilirler, bir de ailede eğitilirler. Eğer ailedeki ve okuldaki eğitimleri sokakta ortadan kaldırılıyorsa, nötralize ediliyorsa orada bir eğitim yok demektir, çocuklarınızı kaybedersiniz. Sanal kumarla beraber evlerimiz yanıyor, siz bahçeyi suluyorsunuz Sayın Bakan. Değerli arkadaşlar, bu sanal kumar baronlarına karşı neden etkin bir mücadele veremiyorsunuz İçişleri Bakanınızla beraber, Adalet Bakanınızla birlikte, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanınızla birlikte?

Şimdi, burada, engelli ve yaşlı vatandaşlarımızla ilgili de söyledim; 1,2 milyon yaşlı vatandaşımız emekli maaşı yetmediği için inşaat köşelerinde, pazar yerlerinde yüzde 90'ı kayıt dışı olmak üzere çalışmak zorunda kalıyor. Huzurevi kapasiteleri yetersiz, bakım ücretleri komik seviyelerde. 9 milyonun yaşadığı bir ülkede eğer 30 bin kişi huzurevlerinde kalabiliyorsa bu çok komik bir rakamdır. Tek elden bir sosyal korumaya ihtiyacımız var; tüm bu sorunların temelinde plansızlık ve çok başlılık yatmaktadır. Türkiye'de sosyal yardım yapan 6 farklı kamu kurumu var; Aile Bakanlığı, vakıflar, Millî Eğitim Bakanlığı, Kredi Yurtlar Kurumu, belediyeler ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları olmak üzere. Bununla ilgili olarak, mutlaka bir çerçeve içerisinde, tek bir çatı altında toplanması lazım.

Ben, buradan, Bakana da bir tavsiyede bulunacağım: Manisa'da otistik çocuklar için, gençler için yapmış olduğumuz ZEKİ diye bir kurum var. Bu kurumu gitsin ziyaret etsin; bu, Türkiye'de tek, bir tane. 4+4+4'ten sonra ortaya çıktı problem ve biz bunu Organize Sanayi Başkanımızla beraber bu şekilde çözmüştük ve bütün organize sanayilerde bunu yapabilirsiniz. Otistik çocukların sayısı oldukça fazla ve burada, organize sanayilerde bunu yaptığınız zaman 10 bine yakın çocuğumuz buralarda çok rahat bir şekilde iş imkânı bulurlar, hem devletten para almaktan kurtulurlar, aynı zamanda da organize sanayilerde meslek sahibi olmuş olurlar.

Bakanlık meselesine gelince, Millî Eğitim Bakanlığına; bakın arkadaşlar, toprağınızı kaybederseniz geri alabilirsiniz, ekonominiz bozulur, düzeltebilirsiniz ama eğitiminiz bozuksa insanlarınızı kaybederseniz bir daha telafi etmeniz mümkün değildir. Eğitim ve Kültür Bakanlığı konusunda, kültürde Adalet ve Kalkınma Partisi sınıfta kalmıştır. Öncelikle Kültür Bakanlığında sınıfta kalmıştır. Neden? Kültür eğitimi doğurur, eğitim kültürü doğurmaz efendim. Kültür, tarih sahnesine çıktığınız andan itibaren biriktirdiğiniz her şeydir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edelim.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Çok teşekkürler efendim.

Burada öğretmenliğe gelince; ücretli öğretmenlik ve ardından da kadrolu öğretmenlik var. Bu ücretli öğretmenliği kaldırın. Bu aynı zamanda öğretmenlerimize karşı da bir saygısızlık. Bunların aynı zamanda maaşları konusunda problemler var. Bunlarla ilgili olarak "eşit işe eşit ücret" ilkesini yerle yeksan ettiniz. Öğretmeni öğretmenle çatıştırmak istiyorsunuz, bununla da yetinmiyorsunuz; bu sayılar 86 bin kişiye ulaştı, bu 86 bin kişiye kadro verin, KPSS üzerinden kadrolar verin. Siz bir defa "Mülakatı kaldıracağız." dediniz, Sayın Cumhurbaşkanı böyle söylemişti seçim öncesi, sonra dedi ki: "Eğer ben bunu söylediysem Millî Eğitim Bakanımla ve İçişleri Bakanımla görüşeceğim, bir ortak yol bulacağız, çıkar yol bulacağız." dedi, bunu söyledi zaten kendisi; ardından çıkar yolu buldular, Millî Eğitim Bakanlığında çıkar yolu buldular. Nasıl buldular? Eğitim akademileri kurdunuz. Bu eğitim akademilerinde de çifte standartlar var; bir kez mülakat yapıyordunuz, şimdi sürekli mülakat yapıyorsunuz, mülakatı sürekli hâle getirdiniz, subjektif değerlendirmeleriniz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edelim.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Nedir? Buradaki derslere baktığımız zaman, subjektif değerlendirmeleri zaman içerisinde görmüş olacağız. Bu, şu şekilde: Proje okullarınız var, bu proje okullarınızda Bakan atıyor müdürü, müdür de öğretmenleri tayin ediyor; diğer devlet okullarında ise bakıyorsunuz, bunlar mülakatla müdür oluyorlar, öğretmenler de mülakatla geliyor. Mülakat doğruysa diğerini de mülakat yapın, eğer Sayın Bakanın ataması doğruysa diğerinde de Bakanın atamasıyla yapın. Bakanın ataması doğru değildir arkadaşlar. O nedenle, bu Millî Eğitim Akademilerini tekrar yeniden gözden geçirin. Uzun yıllar eğitim fakültelerinde okuyan insanlar geliyorlar buralarda tekrar yeniden iki dönem, dört dönem, iki sene eğitim fakültelerinde çalışacaklar veya eğitim görecekler, ardından da bu insanlar öğretmen olacaklar. Bakın, ne kadar gizlerseniz gizleyin bu mülakat doğru değildir, bu mülakatı kaldırmak gerekmektedir çünkü subjektif değerlendirmeler vardır. 95 alan, 96 alan bir çocuğumuz 60 alarak, 70 alarak mülakatlardan eleniyor. Bu 1 kişi değil, 10 kişi değil, 100 kişi değil, binlerce kişi bu. Bu mülakat ne zaman tarih sahnesine çıktıysa o günden beri mülakat problemi var değerli arkadaşlar.

Okullardaki hijyen meselesini arkadaşlarımız söyledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Son cümlem efendim.

MESEM'le ilgili şunu söylemek isterim: Bakın, MESEM olması gereken bir kuruluş arkadaşlar yani çıraklık eğitim merkezleri bunlar, zaman içerisinde isim değiştirerek buralara kadar geldi. Elbette ki bizim ara elemanlara ihtiyacımız var fakat bu ara elemanlarla ilgili Sayın Bakanın söylediği ile burada Latif Bey'in söylediği arasında tenakuz vardı, çelişki vardı. Ne dedi Latif Bey? Dedi ki: "Evet, bunlar gereklidir, doğru bir şey yapıyoruz ama uygulamada problemler var; bu problemleri, gelin, ortaklaşa kaldıralım." Ya, niye ortaklaşa kaldıralım kardeşim? Kaldır sen. Elinde ne var senin? Elinde her türlü imkân var. Yok mu senin elinde? Kanun hükmünde kararname var, kararname var, karar var, çoğunluğun var, gel kaldır kardeşim, uygulamada da bu yanlışlığı gider ama Sayın Bakan, burada bir yanlışlık olmadığını söyledi.

Değerli arkadaşlar, şu çarpıtmayı da doğru bulmuyorum: Ara eleman meselesine gelince; bu 28 Şubat dönemine, geriye döndüğümüz zaman... Bakın, geriye dönmeye gerek yok, dünün güneşiyle bugünün çamaşırlarını kurutamazsınız; dün, dünde kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Efendim, son kez istirham ediyorum.

BAŞKAN - Son kez buyurun.

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Ben, 28 Şubat döneminde 3 defa üniversiteden uzaklaşmış ve Muhsin Yazıcıoğlu'yla beraber o 28 Şubatçılara kafa tutmuş, tehdit edilmiş; ailelerimiz, çocuklarımız bizzat ölümle tehdit edilmişiz, paralarla imtihan edilmişiz. 28 Şubatta 3 kişiyi de ben saygıyla anıyorum; bir yandan Nazlı Ilıcak'ı -son dönemdeki tavırlarına karşıyım- bir yandan Tank Hasan Hasan Celal Güzel'i ve Muhsin Yazıcıoğlu'nu ama birileri 28 Şubata susarken bizler susmuyorduk. O zaman ne oldu? İmam-hatiplere bir haksızlık yapıldı, ara elemanlar yetiştiren endüstri meslek liseleri de bundan nasibini aldı. Şimdi de şöyle yapıyorsunuz: "Her yere imam-hatip yapalım." diyorsunuz. Benim eşim Kur'an kursu öğretmeni, ben Müslüman'ım arkadaşlar ve imam-hatipler gerekliyse açacaksınız ama gerekli değilse onu açarsanız israf etmiş olursunuz. Eğitim fakülteleri, mesleki eğitim liseleri gerekliyse onu açacaksınız. Eğer bir yerde lüzum olmadığı hâlde orada tutup imam-hatip açıyorsanız, fen lisesi açıyorsanız bu israftır arkadaşlar. Eğer gerekliyse de açmıyorsanız burada da ciddi şekilde sizin eğitime ihanet ettiğinizi söyleyebilirim. O nedenle, bizim ara eleman yetiştiren yerlere ihtiyacımız var; bu, MESEM de olabilir; bu, endüstri meslek lisesi de olabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELÇUK ÖZDAĞ (Muğla) - Son cümle olarak şunu söyleyeyim: Endüstri meslek liseleri organize sanayilerde var, 81 yerde var; bunu 181 yapın, 281 yapın, 381 yapın ama FETÖ'den almış olduğunuz okulları "Buraları imam-hatip yapalım." diyerek dün başkalarının yaptığı yanlışa siz de aynı yanlışla cevap vermeyin; imam-hatibi imam-hatip, fen lisesini fen lisesi, endüstri meslek lisesini endüstri meslek lisesi yapın.

Teşekkür ediyorum.