| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 32 |
| Tarih: | 14.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, kıymetli milletvekilleri, kıymetli bürokratlar; aile, devlet ile toplum arasında en küçük ama en güçlü bağı olan kurumdur. Toplumun devamlılığı, sağlıklı bireylerin yetişmesi ve sosyal huzurun sağlanabilmesinin teminatıdır aile. Bu yüzden Sayın Bakan, bence kabinenin en önemli Bakanlığının başındasınız, sorumluluğunuz büyük. Ailenin de temelini kadın oluşturur dolayısıyla milletlerin de devletlerin de yapı taşıdır kadın yani sizin Bakanlığınızın ana merkezi de kadın olmalıdır.
Tarihimize baktığımızda, cinsiyetçi bir zihniyeti olmayan Türklerde kadın hiçbir zaman erkeğin yanında ikinci plan da olmamıştır, hep yan yana, hep omuz omuza olmuştur. Türklerde cinsiyetin öncelikli bir kavram olmadığının en basit ispatı da dilimizdir aslında. Bugün dahi modern sayılan batılı Avrupa dillerinin hemen hepsinde kadın ve erkek takıları arasında fark vardır. Rusça, Fransızca ve Almancada cansız varlıkları dahi maskülen, feminen takılar konulmuştur. Türkçede eril, dişil hiçbir çekim yoktur ya da İngilizcedeki gibi eril, dişil zamir ayrımı da yoktur. Yine Türklerde kadına verilen önem de dilimize yansımıştır. Örneğin, Türkçede erkekler, eşlerine "hanım" diye hitap etmektedir, ne demektir "hanım"; "han-ım" yani "kraliçem" demektir. Dünya dillerinde karısına "kraliçem" diye hitap eden başka bir millet var mıdır acaba? Bir başka örnek, kutsal saydığımız vatanımıza "anavatan" deniz, İngilizcede bu kelimenin karşılığı "baba toprağı"dır mesela. Özetle, Türk kültüründe, Türk tarihinde kadın, saygı duyulması gereken bir varlık iken Batı dünyasında kadının konumu ve kadına bakış açısı tam tersiymiş aslında. Mesela, Platon'un Devlet kitabında, kadınların hiçbir zaman erkekler kadar güçlü olamayacağı vurgulanmış ve cinsiyet eşitliği reddedilmiştir. Ortaçağ Avrupası kadını, şeytanın erkekleri günahı çekmek için kullandığı bir araç olarak görmekteydi hatta öyle ki Avrupa'da "cadı" diye bir tabir gelişli kadın için o dönemlerde. Neredeyse üç asır süren ve çoğunluğu kadın olmak üzere birçok insanın ölümüne sebep olan cadı avcılığına da çeşitli kaynaklarda rastlanmaktadır. Bugün, Avrupa'da ve Amerika'da kutlanan Cadılar Bayramı'nın da temeli budur aslında. Millî Mücadelede, Anadolu kadınının emeğinin ve cesaretinin eşi benzeri de yoktur, İstiklal Savaşı'mızda kadınlarımızın vatan sevgisiyle kazanılmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınına, Avrupa'daki birçok ülkeden önce medeni haklarını ve seçme seçilme haklarını vermiştir. Bu gelenekten gelen Türk toplumunda kadın, günümüzde, maalesef hayatın her alanında eşitsizlikle mücadele eden bir konumdadır. Baktığımızda kadın, eğitimde büyük mesafe almıştır ama istihdam da geridedir, aileyi ayakta tutmaktadır ama ekonomik güvenceden yoksundur, toplumsal yükün önemli bir kısmının taşımaktadır ama karar mekanizmalarında yeterince yer alamamaktadır. Çalışma hayatına katılmak istediklerinde bakım yüküyle karşı karşıya kalmıştır kadınlar, şiddetle mücadele kavramı vardır kadınların hayatında artık ve bu mücadelede çoğu zaman yalnız bırakılmışlardır. Yoksullukla mücadelede de yine en kırılgan grup hâline gelmiştir Türk kadını.
Sayın Bakan, Bakanlığınızın altında kadınlar için birçok hizmetler olduğunu görüyoruz, bunları tek tek saymak istemiyorum. Ama merak ettiğim bir şey var: Böyle bir kültüre ve geleneğe sahip olan Türk milletinde ne oldu da kadın bu kadar irtifa kaybetti diye hiç Bakanlık olarak bir çalışma yapmayı düşündünüz mü ya da düşünüyor musunuz? Merak ediyorum. Durum gerçekten facia Sayın Bakan, kadına şiddetle ilgili hatta kadın cinayetleriyle ilgili neredeyse haber olmayan tek bir gün bile yok ülkemizde. Bu nasıl bir vahşettir, bu ne büyük bir karanlık içinde olduğumuzun ispatıdır maalesef. Kadını ikinci sınıf vatandaş yapıp sadece üreme objesi olarak görenler dünyada yok olmaya mahkûmdur çünkü erkeği yetiştiren de var eden de kadındır. Kadın haklarının yok olduğu, hiçe sayıldığı yerde erkeğin de eksik olduğu, aile kavramının sarsıldığı tartışmasız bir gerçektir. Bu yüzden -Sayın Bakan- kadın başlığına çok önem vermeniz gerekmektedir. Uygulamada olan politikalarınızın pratik hayatta faydasının olup olmadığını sıkı takip etmeniz kaçınılmazdır. Bunun için dinamik bir yapınız olmalıdır. Burada Bakanlığınızın bütçesinin büyüklüğü ya da küçüklüğünden ziyade uygulanan politikaların etkisi kesinlikle çok önemlidir ki bütçenizin de kanaatimizce bu politikalar için yetersiz olmasıdır.
İkinci önemli konu -Sayın Bakan- geleceğimiz, göz bebeğimiz çocuklarımızdır. Dünyada tek resmî çocuk bayramı olan; milletin, devletin geleceğini açık bir tavsiyeler manzumesi olarak Gençliğe Hitabe adı altında ülkesinin çocuklarına emanet eden bir ülkenin çocuklarının geldiği durum da çok acıdır. Hemen hemen hepimiz anneyiz, babayız, evlat sahibiyiz; geçen bütçe zamanı da böyle acı bir olay yaşanmıştı, yine iki gün önce bir yangında 3 çocuk vefat etti. Hikâye yine aynı hikâye; ortada derin yoksulluk, suça karışmış bir baba, çaresiz anne ve âdeta ölüme terk edilmiş minik evlatlar. Bunların hesabını Cenab-ı Hak hepimize soracak ama en çok size soracak Sayın Bakan, sizin de içinde olduğunuz Hükûmete soracak çünkü bu ülkede olan her şeyin sorumluluğu bu ülkeyi yöneten sizlerde. Geçen sene yaşanan bu olayın tekrarı olmaması gerekirdi. Sayın Bakan, böyle olaylar tekrar tekrar kesinlikle yaşanmamalı.
Yine, çocuk bakımevleri, engelli çocuk bakımevleri... Sayın Bakan, ben görmeye dayanamadığım için gidemiyordum oralara. Bu mekânların hepsi bizim evlerimizden daha güzel, daha temiz, daha çekici olmalı. Orada 20 çocuktan bir kişi sorumlu olmamalı, hemen hemen her çocuk için bir sorumlu olmalı; Türkiye'de bunun için yeterli insan kaynağı olduğunu düşünüyorum. Evlat edinmek ya da koruyucu aile olmak özendirilmeli, teşvik edilmeli. O çocuklar başta Allah'ın hepimize emanetidir. Ben kendi çocuğum için ne kadar endişe duyuyorsam, sorumluluk duyuyorsam en az o kadar onlar için de aynı şeyi hissetmeliyim; onlar bizim geleceğimiz. Buralarla ilgili denetim çok çok sıkı olmalı, yapılması gerekenler hemen yapılmalı, yapılanların etkisi çok sıkı takip edilmelidir.
Yaşlılarımız da yine çok sahipsiz, emeklilerin durumu ortada. Yaşlılar ve çocukların beraber de vakit geçirebileceği, sıcak aile ortamını hissedecekleri bir ekosistem kurulmalı mesela. Evet, Türkiye sosyal bir devlet ama bu üç başlığa baktığımızda maalesef, uygulamada çok zayıf bir sosyal devlet. İstediğiniz kadar proje üretin, birim açın, bütçe ayırın; işe yaramıyorsa anlamsızdır. Bu konular özellikli konular, buradaki problemler için de çözümler için de dinamik bir yapılanma şarttır.
Tüm bunların yanında Bakanlığınız şehit ailelerimizden ve gazilerimizden de sorumludur. Bugün burada bütçe görüşmesi yapabilmemizin, evlerimizde rahat rahat oturabilmemizin, çoluk çocuk bu topraklarda nefes alabilmemizin bedelini ödeyen şehitlerimizin ve gazilerimizin hakkı ödenmez, onlar için ne yapsak az. Onlara ayrılan bütçenin hesabı öyle yapılmalı ki onlar muhtaç değil, muktedir olmalıdır, her zaman gönülleri de hayatlarını daha rahat olmalıdır. Ne şehitliğin kademesi, sınıflandırılması olmalı ne de gaziliğin. Bu vatan için gözünü budaktan esirgemeyenlerindir zaten bu vatan. Biz kimin malını kime veremiyoruz Sayın Bakan? Onlar hep alacaklı, biz hep borçluyuz onlara. Bu vesileyle, ben bu vatan için canını feda eden şehitlerimizi ve vefat eden gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle anarken yaşayan gazilerimizin önünde de saygıyla eğiliyorum.
Şunu da unutmamak gerekir diye düşünüyorum: Terörsüz Türkiye güzellemesiyle sahneye koyulan, Türkiye'yi teröristlere teslim etme projesinde muhatap alınan terörist başı ve terör örgütü Türkiye'de kadınların ve çocukların yaşadığı çoğu karanlığın müsebbibi aslında. Bunları muhatap alanlar "PKK silah bıraktı, yaktı, daha da bırakacak." türküleri söylerken PKK terör örgütünün yalnızca silahlı değil, kadınların ve çocukların hayatlarını çalarak varlığını sürdüren bir yapı olduğunu da unutmamalı. "Özgürlük" diyerek kandırılan kadınlar gerçekte özgür bireyler değil, örgütün hiyerarşisinde emir alan, susturulan ve araçsallaştırılan kurbanlardır. Evlilik yasaklanır, annelik yok sayılır, kadın bedeni ve geleceği üzerinde söz sahibi olamaz. Bu, özgürlük değil, modern köleliktir. Daha da acısı reşit olmayan çocuklar, özellikle kız çocukları ailelerinden koparılıp dağa sürüklenmektedir. Bu sadece bir terör faaliyeti değil, uluslararası hukuka göre açık bir savaş suçu, insanlığa karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Kadını ve çocuğu istismar eden, aileyi dağıtan, masumiyeti silaha dönüştüren hiçbir yapı özgürlükten, eşitlikten, haktan söz edemez. Kadın hakları terörle savunulmaz, çocuk hakları silahla korunmaz. Terörü romantize edenler acaba bu hakların hesabını nasıl verecekler?
Sayın Bakan, siz de çok iyi biliyorsunuz, Türkiye tarihinin başka bir kritik eşiğinde. Toplam doğurganlık hızı ilk kez yenilenme eşiği olan 2,1'in altına düşmüş, 2023 itibarıyla 1,5 seviyelerine gerilemiştir. Bu ne demektir? Bu nüfusun yaşlanması, çalışan sayısının azalması, sosyal güvenlik sisteminin zorlanması, üretim gücünün düşmesi demektir. Bu tablo sadece bugünün değil, yirmi-otuz yıl sonrasının Türkiye'sini doğrudan ilgilendiren stratejik bir meseledir. Bu konunun ciddiyetinin farkındalığıyla biz İYİ Parti olarak geçen sene Türkiye'deki nüfus artış hızının detaylı incelenmesi için araştırma komisyonu kurulsun diye önerge verdik ama her zamanki gibi Cumhur İttifakı'nın oylarıyla reddedildi. Daha sonra siz bu yılı Aile Yılı ilan ettiniz ve çocuk sahibi olmak isteyenler için de desteklerinizi açıkladınız. Öyle ya da böyle bizim de istediklerimizi gerçekleştirdiniz, teşekkür ediyoruz ama Sayın Bakan, böyle destek açıklamak bu problemin çözümü için yeterli değil. Neden? Çünkü bu desteklerin sonucu değiştiren etkileri olmuyor ve bu sebeple kapsamlı araştırma komisyonunun kurulması bizce hâlâ gereklidir. Bu ülkede gençler çocuk istemiyor değil, çocuk bakamayacaklarını düşünüyor. Bugün gençler evlenemiyor çünkü konut pahalı, kiralar uçmuş. Evlenenler çocuk sahibi olmayı tercih etmiyor çünkü geliri yetmiyor, gelecek güvensiz. Kadınlar çalışmak zorunda ama çocuk sahibi olduğunda işinden kopuyor; kreş yok, bakım desteği yok, annelik âdeta bir cezaya dönüşüyor.
İşte, tam da bu noktada İYİ Parti olarak biz diyoruz ki: "Kadına anne ol." demeyeceksin, aileye güven vereceksin. Doğum desteği verilirken de ekonomik kalkınma desteği verir gibi bölgesel, hatta belki şehir şehir detaylı çalışmalar yapılmalı, destekler bölgeye göre belirlenmeli ve senelik sıkı takip yapılmalı. Ayrıca, her bölgenin destekleri farklı olmalı belki. Özellikle Türkiye'nin batısında çekirdek aile hayatının yaygın olduğu bölgelerde, kadınların daha çok çalışma hayatına dâhil olduğu yerlerde mesela sadece maddi değil farklı teşvikler de verilmeli. İlk çocukta doğum sonrası geçici ama anlamlı bir gelir desteği, ikinci çocukta daha uzun süreli destek, üçüncü çocukta ise kreş, bakım ve sosyal güvenlik destekleriyle sürdürülebilir bir sistem oluşturulmalı. Ama en önemli tarafı şu: Bu model, kadını iş hayatından koparmayan, ailenin omuzuna yeni yük bindirmeyen, bütçesi hesaplanmış bir yaklaşım olmalı yani bu, bir nüfus baskısı değil, gelir ve güven politikası olmalı aslında.
Bakın, tekrar söylüyorum, sadece doğum teşviki vererek bu sorun çözülmez; kreş yoksa çözülmez, güvencesiz iş varsa çözülmez, konut sorunu çözülmeden çözülmez. Gençlere gelecek umudu verilmeden doğum oranı artmaz. Kadını sadece "anne" olarak tanımlayan ama anneliği desteklemeyen hiçbir politika samimi değildir. Çocuk sahibi olmayı teşvik edip çocuğun bakımını aileye yıkan bir sistem sürdürülemez. Bizim savunduğumuz şey çok nettir: Aileyi ayakta tutan şey, nutuklar değil, ekonomik güvenliktir. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey popülizm değil, baskı değil, akılcı ve insana dokunan sosyal politikalardır.
Bu Meclis, sizin Bakanlığınız ve tüm yürütme Türkiye'nin nüfus krizini görmezden gelemez. Bu konu ertelenemez, ötelenemez. Bugün atılamayan her adım, yarın daha çok, daha ağır bedeller olarak karşımıza çıkacaktır. Bu mesele kesinlikle siyasetin üstünde bir meseledir, bu mesele Türkiye'nin meselesidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)