GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:32
Tarih:14.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Sayın Başkan, Sayın Bakanlar, değerli milletvekilleri, aziz milletimiz; bugün Aile ve Millî Eğitim Bakanlığının bütçesini konuşuyoruz.

Ne yazık ki ülkemizde Adalet Bakanlığı zulmü; Millî Eğitim Bakanlığı cehaleti, işsizliği; Aile Bakanlığı da aileyi tahrip eden bir kurum olarak milletimizin nezdinde yer alıyor. Belki "Bu süre içerisinde yirmi üç yıllık AK PARTİ iktidarının bu millete verdiği en büyük zarar iki alanda nerede?" derseniz aile ve eğitimde yaşandı. Elbette Sayın Bakanın geçmişten kalan bir taraftan bürokrasi, bir taraftan akademisyen, şimdi de siyasi kimliğiyle bu konuları bugüne kadarkiler içerisinde çok daha iyi yapmasını beklerdik. Nitekim, öncekilerden iyi olması durumun iyi olduğu anlamına gelmez. Bugün Millî Eğitimden bahsederken öğretmenlik mesleği tarihin en itibarsız döneminde. Net olarak kaç öğretmen açığı var Bakanlık açıklamalı. Ücretli öğretmenler neden kadroya alınmıyor, açıklanmalı. Ücretli sosyolog, psikolog ve ücretli öğretmeni asgari ücretin altında bir maaşla çalıştırmak özürlü çocuğu istismar etmekten farksızdır. Sivilde bir insanı asgari ücretin altında maaşla çalıştırsa canına okunur ama kamu çalıştırınca kimse sesini çıkaramıyor.

Bugün Millî Eğitim Bakanlığı personeli arasında adaletsiz, bürokrasi zammı geçseydi il müdürleri yararlanacaktı. Hâlen Millî Eğitimin şube müdürü, 15 bin öğretmeni yöneten il müdür yardımcısı düz öğretmenden, başöğretmenden daha az maaş alıyor. Siz şube müdürünü öğretmene ezdirirseniz okul müdüründen daha az maaş alırsa orada sistemi yönetemezsiniz. Başöğretmen 85 bin, 87 bin maaş alırken şube müdürü ondan daha az -ne yazık ki- maaş alıyor. Burada disiplinden de, otoriteden de söz etmek hiçbir şekilde mümkün değil. 28 Şubat döneminin en önemli problemi eğitim kesintisiz sekiz yıldı, şimdi on iki yıla çıktı. Böylece sanatkâr yetişmiyor, kaynakçı profesörden fazla maaş alıyor. Ne söyledilerse tersini yaptılar. MESEM'deki iş güvenliği sorunu had safhada ne yazık ki. Sınavlara hâlen yarış atı yetiştiriliyor, hâlen gençlerimiz geleceğinden ümitsiz, hâlen binlerce lise mezunu sıfır çekiyor.

Bir taraftan da Sayın Bakanım mülakat mağdurlarını dinliyorsunuz. Yerinizde olsam -haddim değil ama- davet eder, bir grubu çağırır, ikna eder, anlatır, gönderirim, eğer çözüm yoksa da... Ne yazık ki Bakanlığın demir kapısının önünde duruyor, muhatap bulamıyorlar. Asgari ücretin altında özel okullarda çalışan öğretmenler yazın işsiz, hastane raporu aldığı gün işsiz, normal zamanda da asgari ücretin altında maaş alıyor. Okulların bütçesi sadece temizlik ve kırtasiye için gönderiliyor, oysa donatı bütçesi, tadilat bütçesi verilmediği için okul müdürleri farklı alanlara sevk ediliyor.

Gelelim Millî Eğitime. Sayın Bakan, YÖK'ün kendisi bu işleri çözmez; Sayın Cumhurbaşkanı değil, bunların hepsini çözecek olan, formül üretecek olan sizsiniz. Akademisyenler yoksulluk sınırının altında maaş alıyor, yerinde kadro acilen getirilmelidir. Bütün kurumlarda çalışan unvanı aldığın da kadro sorunu yaşamıyorsa akademide de yaşamamalıdır. Hâlen doçent oluncaya kadar bir üniversitede çalışan personel yirmi yıl süreyle geçici işçi statüsünde çalışıyor. Her gün yeniden iş başvurusunda bulunuyor, bu da insanlarda depresyona neden oluyor. Kişilik bozukluğu, şahsiyetsiz insanlar çıkması bu sistem tarafından planlanmıştı, aynen devam ediyor. Artık akademisyenler de bu ülkenin evladıdır, onlara da tayin hakkı verilmelidir. Bir üniversitede zamanında kadro şişmiş, tayin hakkı vermediğin için duruyor, yenisini alamıyorsun ve karı koca akademisyen otuz yıl, kırk yıl evli olduğu hâlde ayrı şehirlerde yaşıyor. Aramızda Filiz Hocam meslekte rektörlük yaptı, pek çok akademisyen de aramızda bu sorunları biliyor. Bugün, esas yapılması gereken şey ülkedeki fazla üniversiteleri, verimsiz üniversiteleri kapatmak, bazı bölümleri külliyen kapatmak. Meslek yüksekokulu... 10 bin nüfusu olan yerde, Allah aşkına, meslek okulu mu olur? Hiç olmazsa sınır getirin "En az 100 bin nüfusu olan ilçede en az bin öğrenciyle meslek okulu açılır." deyin. 50 öğrenciyle sırf o ilçede üç beş yandaş partili esnaf para kazansın diye okul açmak bu ülkenin geleceğine ihanettir. Bu yanlışlara sizden önce başlandı ama siz hangisini düzelttiniz? Ne yazık ki ortada bir şey yok. Bugün üniversiteler umut tacirliğinden öte geçmiyor. Bir insanın kasiyer olması için, kurye olması için ya da tezgâhtar olması için üniversite diplomasına ihtiyaç yok; bir an önce hayata atılsın, yirmi yıl geç başlıyor üniversite mezunları. Öte yandan, vakıf üniversitelerine, yurt dışı üniversitelere artık neşter vurmak zorundayız; bunların hepsi sizin sorumluluğunuzda. Baskı yapıp denklik şu bu, işte, bugünkü yaşadığımız sorunları ne yazık ki görüyorsunuz.

Bugünlerde bir de üniversitede akreditasyon belası çıktı. Akademisyen işi gücü bıraktı, günlerce ona uğrayacak. Ne için? Birkaç tane danışman şirket para kazanacak, akreditasyon süreci ve akademik teşvik ayrı bir rezalet. Sırf at yarışı gibi 3 puan alayım diye sempozyum düzenleniyor. TİKA bir dünya bütçe harcıyor, sırf üç beş akademisyen sene sonunda puan alsın diye. Bunların hepsi bu milletin alın terinden çıkıyor; vebaldir, sorumluluktur, bunların hepsi Bakanlığın boynunadır.

Eğitim Bakanlığı böyleyken Aile Bakanlığı da ne yazık ki iç açıcı bir durumda değil. Evet, Sayın Bakan birazdan kaç kişiye sosyal yardım yaptıklarını anlatacak. Bu, şu demek: "Biz bu ülkede yirmi beş yılda fakir sayısını şu kadar artırdık." Mesele, sorunları çözmek. Gündüz kuşağı programlarına, Türk dizilerine, aile yapısını tahrip eden ahlaksız yayınlara müdahale etmediğiniz sürece yaptığınız işin bir anlamı yok. RTÜK denen o kurumun tek derdi muhalif yayınları susturmak, muhalif olmadığınız sürece her işi yapabilirsiniz. (YENİ YOL ve CHP sıralarından alkışlar) Bugün alkol, uyuşturucu, bağımlılık, sanal bahis, kumar, bunların hepsiyle AK PARTİ iktidarının tek bir derdi var, o da vergi alıp alamamak, pay alıp alamamak. Eğer bunlardan vergisini alıyorsa bunların hepsi kutsal bir şeymiş gibi müdahale serbest bırakılıyor.

Bakın, bugüne kadar "İstanbul Sözleşmesi garabeti var." dediniz, on yıl boyunca bu milleti aldattınız "Biz çözemiyoruz, sözleşme var." dediniz, aha aynı durum ortada. Aile Yılı... Kaç aileyi barıştırdınız? "Aile Yılı" dedikten sonra hangi olumlu neticeler ortaya çıktı? Bir şey yok. Bu ülkede eğer doğum oranı düşmüşse, boşanma sayısı tarihin en yüksek seviyesinde ise elbette Aile Bakanı bunları düşünmek zorundadır.

Ben şunu özellikle ifade etmek isterim ki Millî Eğitim Bakanlığında da eş durumu tayinleri hâlen duruyor. Aile Yılı'nda öyle sembolik törenlerle, göstermelik işlerle yapılmaz; icraatlarınız ortaya çıkmalı. Evet, şunu arz edeyim ki bu bahsettiğimiz işlerin büyük çoğunluğu bütçe gerektirmeyen, sadece samimiyet, bununla beraber kararlı duruş isteyen işler.

Şu üniversitelere "Bizim adamlarımız gelecek, rektörümüz istediğini yapacak." zannediyorsunuz oysa sizin rektörünüz de istediği adamı alamıyor. Zaten çoğunlukla şahsiyetsiz adamları -bazıları için söylüyorum- seçip getiriyorsunuz ki "Kontrol edeceğimiz adamlar olsun." diye. O da sizden korktuğu kadar aşağıdan da korkuyor. Bir üniversitede çalışan bir elemanın sözleşmesinin uzatılması bölüm başkanının, dekanın, fakülte yönetim kurulunun, rektörün, üniversite yönetim kurulunun dört aşamasının her birinin ayrı ayrı onayına bağlı; yeni bir eleman alınacağı zaman sizin rektörünüz istediği adamı alamıyor, çalıştığı bölüm başkanı neyse istediği onu alıyor; taş koyarsa taş koyuyor. Onun için de bu YÖK sistemini değiştirmediğiniz sürece bu ülkede hiçbir şeyi çözemezsiniz. Bu ülkede valisinden bakanına kadar devletin bütün kademelerini eğiten üniversite hocaları hiçbirinden daha az maaş almamalı. Akademiyi bu kadar mağdur ederek geleceğe dinamit sokuyorsunuz. İşte, bugün suç oranları had safhada ise eğitimin neticesi olarak ortada. Belki Millî Eğitimde milyonlarca insan var diyeceksiniz, eğitim... Onun için de bu konuları istikrarlı, kararlı, samimi duruşla çözersiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)