GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:31
Tarih:13.12.2025

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Evet, gittiyseniz orada muhakkak Devlet Hastanesini de ziyaret etmişsinizdir; bütün bu söylediklerinizin yanında o Devlet Hastanesi size sağlık hizmetlerindeki sıfır noktasını gösterir. Dolayısıyla, sizden önceki bakan Muş'ta hastane yapımını tamamlayacağını söyledi, bakanlığı bitti ama hastane bitmedi; umarım sizin bakanlığınız bitmeden Muş'taki hastane tamamlanır ve bir eğitim ve araştırma hastanesi olur. Neden bunu söylüyorum? Çünkü Muş'ta ciddi vakalar ya Erzurum yolunda ambulans içinde ölüyor ya da Elâzığ yolunda ölüyor dolayısıyla Muş'un acilen bir eğitim ve araştırma hastanesine ve doktorlara ihtiyacı var; umarım bunu bir an önce tamamlarsınız.

Tabii, Muş'a kadar gitmişken Ağrı'ya da uğramanızı özellikle rica ediyorum çünkü orada da aynı sıkıntılar, aynı sorunlar yaşanıyor.

SAĞLIK BAKANI KEMAL MEMİŞOĞLU - Ağrı'ya da gittim.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Bakın, bu söylediklerim çok ciddi eleştirilerdir çünkü bize burada inanılmaz bir sağlık hizmeti güzellemesi yaptınız ama gerçek öyle değil. Gerçek Muş'tadır, Ağrı'dadır yani yapamadığınız hizmettedir dolayısıyla o hizmetler yeterli düzeye gelmediği sürece buradakilerin, bu anlattıklarınızın bir anlamı yoktur.

Sağlık hizmetlerinde neden böyle bir adaletsizlik var, neden böyle bir tablo karşımıza çıkıyor? Çünkü sağlık hizmetleri her geçen gün ticarileşti, piyasanın aklına teslim edildi dolayısıyla bu denli ticarileşmiş bir akılla yeterli, ulaşılabilir kamusal sağlık hizmeti üretmek mümkün değil. Ne kadar proje üretseniz de ne kadar aslında sağlık yatırımı yapsanız da dönüp dolaşıp o piyasanın içine sıkışıyorsa o akıl, oradan olsa olsa sadece ve sadece ilaç sektörü kazanır, inşaat yapan müteahhitler kazanır dolayısıyla bir de özel hastaneler kazanır. Kaldı ki özel hastane deneyimini yenidoğan çocuk çetesinden biliyorsunuz dolayısıyla oralarda sağlık hizmeti üretilmez, sadece ve sadece sağlık ürünü üretilir ve hastalar da hasta değil, müşteri olarak kabul edilir. Dolayısıyla burada bir zihinsel değişikliğe ihtiyaç duyuyoruz. Buna ulaşmak mümkün mü, bu değişime? Evet, mümkün Sayın Bakan. Özellikle bu ülkede Türk Tabipleri Birliği var, onların çalışmalarıyla daha barışık bir hizmet üretme çabanız olursa, illerin tabip odaları var, sağlık emekçilerinin sendikaları var SES gibi, bu sendikalarla ortak çalışmalar, ortak projeler, ortak hizmet aklını üretebilirsiniz inanın bu sorunları çözmeniz mümkün olur, yoksa sürekli olarak böyle bir döngünün içinde kalacaksınız. Hangi bakan gelirse gelsin, yapmış olduğu hizmetleri ne kadar anlatırsa anlatsın, sonuçta halkın, toplumun sağlık hakkı karşılanmamış olacak.

Şimdi, bir rakamdan bahsedeceğim Sayın Bakan. Dikkat ediyor musunuz? Önemli bir rakamdan bahsedeceğim size: Bütçe içinde sağlık harcamalarının artış seyri var, dikkatinizi çekmiştir: Orta vadeli programa göre önümüzdeki dört yılda sağlık harcamaları 2 katına çıkacak; 1,4 trilyondan 2,4 trilyonun üzerine çıkacak. Neden? Bu sağlık harcamalarının büyük bir kısmında kalp, 2'nci sırada da kanser vakaları geliyor. Şimdi, bunun en önemli müsebbibi kim biliyor musunuz, bu kanser vakalarının? Yanınızda oturuyor, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı çünkü bu denli doğayı kirleten bir toplumda çaresiz kanser vakaları artar; bu bilimsel bir data, size espri olsun, mizah olsun diye söylemedim. Dolayısıyla Türkiye'de kanser vakalarının bu denli yükselmesinin en önemli nedenlerinden biri kirli havadır, kirli sudur, kimyasal ürünlerdir dolayısıyla gıdalara kadar bulaşmış kimyasal ürünlerdir. Halk sağlığı meselesi buralardan başlar. Önleyici tedbir, önleyici sağlık, klişe sağlık hizmetlerinin çok ötesinde artık dünyada dolayısıyla enerjiye bakarak, yatırımlara bakarak, bunlara bakarak yol alınabilir. Bakın, Hatay'dan örnek vereyim: Depremden sonra, Hatay öyle bir yerle bir edildi ki depremle beraber fakat sonrasında ortaya çıkan asbestin yaratacağı tahribat onlarca yıl sürecek, buna dair bir tedbir, bir önlem yok; bir cümle laf bile etmediniz.

Bir şey daha söyleyeyim, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına geçeceğim. Cezaevlerinin sağlık hizmeti sorununu çözmeniz lazım. Bu iş Adalet Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının uhdesine bırakılamaz. Cezaevlerine sağlık hizmeti götürmelisiniz, cezaevlerindeki hastaların sağlık hizmetine ulaşımını sağlamalısınız ve o ulaşım sonucu hastanelerde cezaevinden gelenlere sağlık hizmeti vermelisiniz. Doktorlar gelenlere mapus gözüyle bakmamalı, hasta gözüyle bakmalı, onlar da oraya o hizmeti almaya geliyorlar fakat maalesef ciddi bir ayrımcılık var. Bu ayırımcılıkla muhakkak mücadele etmelisiniz, bunu önlemelisiniz çünkü siz de bir hekimsiniz, yemininiz var, etik değerlere bağlı kalacağınıza dair sözleriniz var. O zaman bunun gereğini, özellikle cezaevlerinden gelen hasta mapuslar konusunda hayata geçirmelisiniz.

Sayın Bayraktar, enerjiye gelince, evet, size de bir seyahat planı hazırladım. Ağrı Dağı'nı görmüşsünüzdür, muhteşem bir dağ. Ağrı Dağı'nı sağınıza aldınız mı önünüze Iğdır gelecek ama kışın gittiyseniz Iğdır'ı göremeyeceksiniz. Evet, o denli ciddi bir hava kirliliği var ki o güzel Iğdır Ovası'nı, o güzel kenti göremeyeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - İnsanlar orada kanser soluyor. Oradan dönüşte Varto'ya uğrayın. Varto'da da kanser soluyorlar. 5 kilometre öteden geçiyor doğal gaz, Varto'ya gelmiyor. Gelmediği için orada da insanlar hava kirliliğinden dolayı kanser soluyor. Oradan Hakkâri'ye geçin, o güzelim coğrafyayı -ki endemik bitkilerin memleketidir Hakkâri- orayı bir kömür havzasına çeviriyorsunuz. Şimdi, bu doğayı katleden anlayış aslında büyük bir yıkımı gerçekleştiriyor.

Sayın Bakan, sizin anlattığınız rehabilitasyon ekolojik olarak mümkün değil; ancak doğa kendini rehabilite eder. Sizin yaptığınıza desek desek ancak "rekreasyon" diyebiliriz. Dolayısıyla "Ben keseyim ağacı, çıkartayım madeni, üzerine sonra tekrar ağaç dikeyim." dediğiniz şey doğanın bu yıkımını ortadan kaldırmaz. Ekolojik yıkım bütün boyutlarıyla devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Teşekkür ederim.

Özellikle bölgedeki bu yıkım ciddi boyutlardadır.

Gabar övünülecek bir şey değildir, varil övünülecek bir şey değildir. Enerji meselesinde dünya başka bir yere geldi, biz hâlâ petrolle, kömürle övünüyoruz. Bu kabul edilebilir bir şey değil. O petrolü çıkartmakla elde edilecek faydadan çok daha yüksek bir sosyal maliyet yaratılıyor, çok daha yüksek bir ekolojik maliyet yaratılıyor. Kaldı ki kamu hizmeti yapılırken bunların muhasebesi yapılır yani sosyal maliyetine, ekolojik maliyetine bakılır. Bu maliyetlere bakmadan, sadece kâr hesabıyla bu yapılabilir mi? Yapılamaz ama maalesef bu yıkım, bu ekolojik yıkım devam ediyor. Tabii, bütün bunların yanında bölgesel eşitsizlikleri de körükleyen bir anlayış bu. Oysa bölgenin önceliği bu tür yatırımlar değil, oradan göçü engelleyecek, orada gerçek anlamda doğayla barışık istihdam olanağı yaratacak yatırımlar olmalıdır.

Son bir şeyi söyleyip tamamlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son dakikayı veriyorum.

Buyurun.

SEZAİ TEMELLİ (Muş) - Şimdi, bildiğiniz gibi, bu ekoloji meselelerini konuşurken aslında özellikle yeşil dönüşüm meselesi çok dile getiriliyor fakat bu yeşil dönüşüm meselesinin hemen peşinden RES'ler, GES'ler, HES'ler konuşuluyor. Bu yatırımlar, bugünkü ekolojik anlayışla dünyada bir yeşil dönüşümün aracı da değiller artık. Özellikle HES'lerin, özellikle RES'lerin doğa üzerinde yaratmış oldukları maliyetlerden dolayı bunlara yeşil dönüşüm adını vermek artık çok daha anlamlı değil.

Teşekkür ederim.