GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu:
Yasama Yılı:4
Birleşim:31
Tarih:13.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA PERİHAN KOCA (Mersin) - Teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımızı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Ayrıca "Bu memleket bizim." diyerek, "Toprağımızı vermiyoruz." diyerek işgale ve kıyıma karşı memleketine sahip çıkan direnişçi halkımızı buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK İPEK (Amasya) - Kim işgal etmiş, kim işgal etmiş ya? Hayır, kim işgal etmiş? Ya, işgali kimin yaptığını söylesenize.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Dinler misin.

PERİHAN KOCA (Devamla) - Sayın Bakan, "işgal" ve "kıyım" kavramlarını özel olarak kullandım çünkü sizin enerji politikalarınız dolayısıyla bu memleketin dört bir yanı bugün sanki düşman işgalindeymiş gibi, bugün sanki düşman işgalindeymiş gibi delik deşik edilmiş bir maden sahasına dönüştürülmüş durumda.

HALUK İPEK (Amasya) - Allah Allah, "işgal" ne ya? Olur mu canım! Bak, çok tehlikeli laflar bunlar: "İşgal!"

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Anlarsın, dinle, anlarsın.

PERİHAN KOCA (Devamla) - Güzelim memleketimizin her bir köşesi yerli yabancı maden tekellerinize sizin sayenizde parsel parsel peşkeş çekilmiş durumda.

HALUK İPEK (Amasya) - "İşgal" lafı çok yanlış, kendine gel!

PERİHAN KOCA (Devamla) - Ve siz, Sayın Bakan, bu işgali ve kıyımı rahat rahat yapasınız diye bu Meclise, sermayenin adresine teslim yasalar yaptırıyorsunuz ne yazık ki. Sömürge madenciliğiyle geminizi rahat rahat yürütebilmek için "önümüze gelene bin tekme" hukukuyla enerji politikalarınızı icra etmeye çalışıyorsunuz ama gelin görün ki zehir saçan, ölüm saçan ekokırım projeleriniz, icraatlarınız yetmezmiş gibi şimdi bir de yerlilik ve millîlik masalları eşliğinde yeni bir gündemimiz daha var, nur topu gibi bir gündemimiz daha var: Nadir toprak elementleri. Malumunuz, dünya ölçeğinde bugün herkes nadir metallerin efendisi olmak için nadir metaller savaşımındaki yerini almaya başladı. Alevlenen bu hegemonya savaşımıyla beraber ileri teknolojiden dijitale, savaş sanayisine kadar önem arz eden bu elementler ABD, Çin, Rusya kavgasının başgündemlerinden biri hâlini almaya başladı çünkü değerli arkadaşlar, bakın, dünya genelindeki NTE üretiminin yüzde 70'ini ve rafinasyon sürecinin yüzde 90'ını bugün tek başına Çin kontrol ediyor. Çin'in bu alandaki tekel konumu başta ABD olmak üzere tüm dünyayı kendisine bağımlı hâle getiriyor. ABD ve Trump bu bağımlılığı kırmak, Ukrayna'nın madenlerine el koymak, Grönland'ı kendine bağlamak için var gücüyle savaşıyor. İşin içine şimdi bir de Eskişehir'deki 694 milyon ton rezervi olduğu ifade edilen Türkiye girince Türkiye'ye de göz dikilmiş durumda ve ne yazık ki Trump'tan meşruiyet alma karşılığında memleketimiz bugün ABD'nin jeopolitik aparatına dönüştürülmek ve emperyalistlere peşkeş çekilmek isteniyor. Mesele sadece buradan, "Bu elementleri Türkiye mi kullanacak yoksa ABD mi kullanacak?" üzerinden tartışılıyor ama yaklaşan ekolojik felaketi ne yazık ki hiç kimse konuşmuyor. Oysa, ekolojik felaket çanları bugün NTE'nin olduğu yıkım bölgelerinde kendini gösteriyor değerli arkadaşlar. Bakın, çünkü burada esas mesele bu elementlerin çıkarılma meselesi; bu elementlerin çıkarılması için çok yoğun kimyasallar kullanılıyor, içindeki cevherlerin işlenmesi için birçok kimyasal yöntemle yine ayrıştırılması gerekiyor. Örneğin, bir kilogram vanadyum üretebilmek için 8,5 ton kayaç ayrıştırmak gerekiyor, bir kilogram seryum için 16 ton, bir kilogram lütesyum için 1.200 ton kayaç arıtmak gerekiyor; bu kadar devasa bir rakamdan ve çıkarma gerçekliğinden söz ediyoruz.

Öte yandan değerli arkadaşlar, bakın, bu nadir toprak elementlerinin çıkarıldığı bölgelere dair Pitron'un "Nadir Metaller Savaşı" diye bir kitabı var, o kitapta gerçekten çok önemli bilimsel veriler ve tanıklıklara yer veriliyor. Örneğin, NTE yıkımının merkez üssü olan bölgelerinden bir tanesinde, Çin'in Baotou kentinde, bugün artık "kara çamur gölü" olarak ifade edilen bu kentte bir işçi şöyle anlatıyor, diyor ki: "Maden cevherleri arıtıldıktan sonra kimyasallar direkt toprağa dökülüyor ve artık burada, bu toprakta bir bitki bile bitmiyor." Yine, orada bir uzman "Nadir toprak elementlerinin her 1 tonunun arıtılması için 30 bin metreküp su kullanılması gerekiyor ve bu zehirli atıklar suya, havaya, atmosfere, toprağa karışıyor." diyor. Yine, kitaptan çarpıcı bir örnek vermek istiyorum: On yıllık bir zaman aralığı içerisinde Baotou'ya 2010'da gidiyor. Baotou kentine 2010'da gittiği zaman o bölgenin kanser bölgesi olduğunu görüyor ve aynı bölgeye on yıl sonra, 2020'de gittiği zaman artık tüm köylerin kanser köyü olduğunu ve yerleşim yerlerinin kalmadığını görüyor.

O yüzden bu bir yokoluş gerçeğidir ve ekokırım projelerine bizim rızamız yoktur, halkın rızası yoktur diyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)