| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 31 |
| Tarih: | 13.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA RIDVAN UZ (Çanakkale) - Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve yüce Türk Milletini saygıyla selamlıyorum.
Kıymetli milletvekilleri, bugün burada suyun üstünde tutmayı beceremediğimiz gemi sayısı meselesini değil, devlet aklıyla yürütülmesi gereken kapasite, insan kaynağı ve strateji meselesini konuşmak istiyorum. Karadeniz'de keşif yapılalı beş yılı aştı. Bu süre içinde Türkiye sondaj filosunu büyüttü, 4 gemiden sonra 2 yeni gemi daha alındı, sayı 6'ya çıkıyor. Ben gemi alınmasına ilkesel olarak karşı değilim, karşı olduğumuz şey şudur: İnsan kaynağını Türkleştirmeden, kritik görevlerde yerli uzman oranını arttırmadan, yetiştirdiğin mühendisi elinde tutamadan filoyu büyütmek meseleyi büyütmez, problemi büyütür Sayın Bakan. Bakın, gemilerin isimleri çok güçlü; Kanuni, Yavuz, Fatih, Abdülhamid ama ben soruyorum: Bu gemilerde kaç tane Fatih, kaç tane Yavuz var? Bu gemilerde niye Türk evladı yok? (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Kuyu kontrolünde, DP operasyonlarında, tesis dengesi (BoP) ve "subsea" sistemlerinde, sondaj süpervizörlügünde, başmühendislikte kaç tane yetişmiş Türk uzman var Sayın Bakan? Ve daha önemlisi, yetiştirdiğiniz uzmanlar neden kurumlarda kalamıyor?
Değerli milletvekilleri, bütçe disiplinini konuştuğumuz, halkın geçim derdiyle boğuştuğu bir dönemdeyiz. İşte, tam da bu yüzden soruyorum: Türkleşme gerçekleşmeden 5'inci ve 6'ncı gemiyi almak bu millete nasıl izah edilecek? Çünkü maliyet sadece satın alma bedeli değildir. Bu şartlarda bize başka hangi bedeller ödetiyorsunuz, onu söyleyeyim:
1) Yabancı personele bağımlılık riskini artırıyorsunuz.
2) Rotasyonla gelen ekip kurumsal hafıza kaybı oluyor.
3) Mühendisi yetiştirip kaybediyorsan yatırımın heba olmasına sebep veriyorsun anlamına gelir.
Şimdi iktidar ne diyecek biliyoruz: "Yeni gemileri aldık çünkü yurt dışına açılıyoruz; Pakistan'a, Somali'ye, her yerdeyiz." Peki, ben buradan soruyorum: Yurt dışına açılmak önce içeride ayakta durmayı gerektirmez mi? Eğer kendi geminde kendi insanın yoksa dışarıya açılmak, sadece bayrak göstermek olur, kalıcı güç olmaz. "Pakistan" diyorsunuz, "Somali" diyorsunuz; iyi de hangi anlaşmayla, hangi takvimle, hangi finansmanla, hangi hukuki zeminde hangi operasyonla bu planlamayı yaptınız? Daha önemlisi, hangi Türk insan kaynağıyla? Bu ülkede sondaj gücü sadece çelikten ibaret değildir. Sondaj gücü aynı zamanda mühendislik kültürüdür, emniyet disiplinidir, eğitimdir, sertifikasyondur ve aynı zamanda tecrübedir.
Ben buradan açık ve bir denetim talebiyle konuşmak istiyorum.
1) Türkleşme takvimi yapmalıyız; 2026 sonuna kadar her tür kritik görev için Türk oranı hedefiniz nedir?
2) Kuyu kontrolü, DP ve "subsea", MPD'de gibi alanlarda kaç sertifikalı Türk uzmanınız var, kaçı hedefliyorsunuz?
3) Elde tutma planı olarak ücret, kariyer basamakları, rotasyon, sosyal haklar; sahadaki koşulları düzenlemeyi düşünüyor musunuz? Yetiştirdiğiniz insanı kaçırmayacaksınız; yetiştir gönder değil, yetiştir tut dönemi başlatmak zorundasınız.
4) Şeffaf maliyet ve performans hesabı yapmalısınız. Bu 2 yeni geminin toplam sahip olma maliyeti nedir? Yabancı personel gideri nedir? Bu kapasite artışı hangi üretim hedefiyle ölçülmektedir?
Ve son olarak şunu söyleyeyim: Bu millet büyük projeye karşı değil, bu millet büyük projelerin plansızlığa ve gösterişe kurban edilmesine karşı. Gemiye isim vermek kolay, zor olan, o gemilerde kendi insanını büyütmektir. O yüzden çağrım nettir: Türkleşme slogan değil, takvimdir, bütçedir, hedef ve hesap verilebilirliktir. Yurt dışına açılıyorsanız önce içeride insan kaynağını ayağa kaldıracaksınız; aksi hâlde, 6 gemi değil, 6 kat risk almış olursunuz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)