| Konu: | |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 31 |
| Tarih: | 13.12.2025 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Enerji Bakanlığı ve EPDK bütçesi üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, daha çok, EPDK'nin yaptığı bir ihale de demeyeceğim, elektrik lisansı dağıttı, bunun üzerinde duracağım. Biz bunu "asrın soygunu" olarak nitelendirmiştik. Bundan önce asrın soygunu Osmangazi'ydi fakat EPDK'yi ve Sayın Başkan Mustafa Yılmaz'ı tebrik etmek lazım, "asrın soygunu" ünvanını Osmangazi Köprüsü'nden aldı ve EPDK'ye taşıdı. Şimdi, Aralık 2022'de başlıyor hikâye. Ben bunu daha önceden de değişik evrelerinde hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de Genel Kurulda Aralık 2022'den itibaren gündeme getiriyorum. Amacımız şu: Birilerinin ayıplarını, birilerinin soygununu, birilerinin hırsızlığını sadece yüzlerine vurmak, milleti bu konuda bilinçlendirmek değil; iş yapılıyor, işin bazı evreleri var, acaba bu işten vazgeçirebilir miyiz? Yani devleti ve milleti bu kazıktan kurtarabilir miyiz diye, hep bu gayret içerisinde bunu daha önceden de defalarca gündeme getirdik. Fakat 2026 yılı bütçesi görüşülürken Plan ve Bütçe Komisyonunda farklı bir şey daha oldu. 2024 yılında Enerji Bakanlığı bir ihale yaptı. Dolayısıyla, bizim EPDK'nin yaptığı işle, ihalesiz olarak verdiği iş ile Enerji Bakanlığının ihaleli olarak yaptığı iş birbirine çok yakın ve aralarında sadece bir yıl olduğu için, aynı iş olduğu için ikisini mukayese etme imkânımız ve ortaya da bir hesap çıkarma imkânımız oldu.
Şimdi, değerli arkadaşlar, buradan çıkan hesapta -sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim- devlete atılan kazığın toplamı yirmi yıl boyunca tam 53,1 milyar dolar; TL falan değil, 53,1 milyar dolar. Hani o çok övündükleri Osmangazi Köprüsü'nün yatırım maliyetini söylüyorum, 1,2 milyar dolar arkadaşlar, neredeyse 50 tane Osmangazi Köprüsü yapacak bir kazık atılıyor devlete ve millete fakat herkes uyuyor, hani bunu iktidar medyasının gündeme getirmemesini çok iyi anlıyorum da muhalefet medyası da gündeme getirmiyor, bilmiyorum kimler bu işten nasıl nemalanıyor, onu da anlamak mümkün değil. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Şimdi, EPDK bize bir yazı gönderdi, cevap gönderdi, cevap burada, cevap aslında söylediğimiz her şeyin tamı tamına doğru olduğunu tasdik eden bir cevap, isteyen herkesle paylaşabiliriz. Şimdi, birazdan bunun detaylarını size söyleyeceğim. Aslında, niyetim farklı bir konuşma tasarlamaktı fakat bu cevap da gelince, söylediklerimizin hepsinin de doğru olduğu ortaya çıkınca en azından "Acaba vazgeçirebilir miyiz?" -çünkü hâlâ dönülebilecek bir alan var- diye bir gayret içerisindeyiz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, malum, enerji sektörü normal şartlarda kârlı bir sektör. Dolayısıyla bir şeye çıktığınız zaman çok fazla talep oluyor. Sayın Bakan burada, örneğin, yeni bir ihale daha yaptılar, güneş ve rüzgâr ihalesi. Şimdi, orada mesela 77 tane GES için 77 tane başvuru oluyor, sadece 8 tane şirkete ihale kalıyor, anlatabildim mi yani 8 kişilik veya 8 iş için 77 müracaat; yine rüzgârda da 75 teklif geliyor, 6 şirkete veriliyor. Dolayısıyla seçme imkânınız var, yarıştırma imkânınız var, çok fazla yani sizin ihtiyacınızın 10 katı, 15 katı, 20 katı, duruma göre teklif gelebildiği bir ortamda firmaları yarıştırmamanın hiçbir şekilde anlaşılır bir yanı olmadığını zaten hepimiz biliyoruz. Şimdi, tabii, firmaları yarıştırıyorsunuz, elektriği ucuza alıyorsunuz; yine, firmaları yarıştırıyorsunuz, devlete katkı payı alıyorsunuz; firmaları yarıştırıyorsunuz, işi hızlı bitiriyorsunuz; bunun gibi firmaları yarıştırmanın bir sürü size olumlu katkıları var.
Şimdi, ilk önce, Enerji Bakanlığının 2024 yılında yaptığı ihalenin biraz detaylarını anlatırsak meselenin, bu 53 milyar doların nasıl oluştuğunu, bu kazığın nasıl oluştuğunu belki anlamak daha fazla mümkün olabilir. Şimdi, Enerji Bakanlığı 2 bin megavatlık rüzgâr ve güneş santrali için bir ihale düzenliyor. Bir: Arkadaşlar, ihalede firmaları elektrik fiyatı üzerinden yarıştırıyor; 3,25 dolar ve 3,50 dolardan elektriği alma şeklinde bir sonuç ortaya çıkıyor. İki: Yetmiyor, devlete ödenecek katkı bedeli... Devlet bir de para alıyor üzerine, "Bana da katkı bedeli vereceksin." diyor, bunda da yarıştırıyor. Bakın, doğru yapılan işi de takdir etmek lazım arkadaşlar. Dikkat ederseniz, Enerji Bakanlığının yaptığı ihalenin ne kadar iyi, kaliteli, düzgün bir ihale olduğunu anlatmaya çalışıyorum size. Şimdi, üç: Yatırımların hızla tamamlanmasını sağlamak için süre sınırı da koyuyor çünkü "Benim ihtiyacım var, ben dışa bağımlılığı azaltmak istiyorum. Kardeşim, işi hızlı bitir." diyor; bu da güzel. Ondan sonra "Yüzde 50 ile 71 arasında yerli malı kullanacaksın." diyor, bunu da zorunluluk olarak getiriyor fakat "Yerli malı kullanınca para filan da vermem." diyor. Mesela, diğeri, yerli malı kullandığı zaman üstüne bir de para veriyor, EPDK, Mustafa Yılmaz. "Yirmi yıl boyunca elektriği bu fiyattan alırım." diye de garanti veriyor; tamam mı, olay bu.
Şimdi, EPDK'nin 2022-23 uygulamasına bakalım. Kısa ve basit anlaşılsın diye şöyle demek lazım: Elektrik meselesinde asıl kârlı olan kısım üretim. Şimdi, burada şu var: Depolama artı üretim yani EPDK'nin yaptığında hem depolama hem üretim işi yapılması; diğerinden bir farkı bu, bunu görmek gerekiyor. Şimdi, arkadaşlar, ilk önce yolsuzluğun taşları tek tek döşeniyor. AK PARTİ Grubu bunu iyi dinlesin; şimdi, suç size atılıyor, şu gelen cevapta diyor ki: "Benim bir suçum yok." Bu kanunu çıkaran AK PARTİ ve MHP milletvekilleri suçlu demeye getiriyor. "Meclis çıkardı kanunu, ben ne yapayım arkadaş?" diyor; böyle bir şey olabilir mi? Sanki biz yapıyoruz kanun teklifini. Herkes biliyor ki, bu kanun teklifi kurumlardan geliyor. Kurumlardan gelen kanun teklifinin noktasına, virgülüne bulaştırmıyorlar kimseyi, "Değiştirmeyeceksiniz bunu." diyorlar. Ama bir şey ortaya çıktığında "Efendim kanun böyle, benim yapacak bir şeyim yok." diyor. Şimdi, Temmuz 2022'de bütün itirazlara rağmen bu kanun burada çıkarılıyor. Kasım 2022'de kanunla verilen yetkiler çerçevesinde yönetmelik çıkarılıyor. Ondan sonra, yönetmelikle özellikle yapılan şey şu: Teminat ve sermaye yeterlilikleri mümkün olduğu kadar esnetiliyor; ta, bir buçuk iki yıl sonraya atılıyor, düşük tutuluyor. Niye? Şantajların önünü açmak için arkadaşlar. Şimdi, birazdan onun detaylarını söyleyeceğim. Yani çantacılara kapı sonuna kadar açılıyor. Çünkü bir sermaye verme durumu yok, hemen bir tane kâğıdı verdiğin anda neredeyse -tamam mı- lisans kapıyorsun, anlatabildim mi? Şimdi, EPDK'nin depolama lisansı için müracaat ediliyor, o diyor ki: "Aynı miktarda üretim lisansı veririm fakat fiyat üzerinden ben sizi yarıştırmayacağım." E, ne yapacaksın? "Daha doğrusu, hiçbir şey üzerinden yarıştırmayacağım ben sizi." diyor. "Erken gelen oturur, kim önce müracaat ederse o lisansı kapar." diyor arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Erken kim müracaat ederse o lisansı kapar. Efendim, zaten etrafa haber veriliyor, haber alması gerekenler haber alıyor, daha yönetmelik çıkmadan Temmuz 2022'de EPDK uzmanlarını bile şaşırtacak bir şey oluyor; ne oluyor? Depolama için müracaatlar başlıyor. İnsanlar diyor ki: "Ya, bu depolama bu kadar kârlı bir iş değil ama acaba niye bu müracaatlar oluyor?" Çünkü iş arkadan geleceği için, erken gelene, erken müracaat edene lisans verileceğini daha sonra açıklayacağı için. Ondan sonra bir kısım müracaatlar, o birinci çemberin müracaatları orada alınıyor.
Şimdi "Katkı bedeli almayacağım." diyor. Mesela YEKA'da Enerji Bakanlığı yaptığında bir de üstüne katkı bedeli almıştı. "Katkı bedeli de almayacağım. Hatta sermaye ve teminatları kısa sürede istemeyeceğim, onu olabildiğince uzatacağım." diyor. Ondan sonra diyor ki: "Elektrik fiyatı için de YEKDEM'e girme zorunluluğu yok." Bunun detayını birazdan söyleyeceğim, bu YEKDEM'in ne olduğunu.
"YEKDEM'e girme zorunluluğu yok." dediği şu: YEKDEM'e girme hakkı olacak EPDK'nin yaptığında ama zorunluluğu yok. Şimdi, zorunluluk olduğu zaman bütün çıkardığınız şeyi YEKDEM fiyatı üzerinde devlete vermek durumundasınız yani bir kıyak daha yapıyor bak EPDK'nin yaptığı işte ama YEKDEM'e girme hakkı olup zorunlu olmayınca ne oluyor? Piyasa fiyatı YEKDEM fiyatının üzerinde oluşursa piyasaya satıyor, altında oluşursa, fiyat düşük olursa YEKDEM zaten ona bir alım garantisi veriyor. Görebiliyor musunuz? Ballı kaymak yani iki türlü şey; zaten YEKDEM garanti, ondan sonra da Enerjinin aldığı şekilde YEKDEM üzerinden alıyor, daha doğrusu YEKDEM zorunluluğu var ama EPDK'nin yaptığında YEKDEM zorunluluğu yok ama YEKDEM'e girme hakkı var. Dolayısıyla, istediği zaman piyasaya satacak, istediği zaman devlete satacak.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bu şekilde tam 33.519 megavat lisans dağıtıldı, ön lisans dağıtıldı, çok büyük bir rakam; 33.519 megavat, bunun hesabının mutlak surette sorulması lazım, böyle bir şey olamaz. "12 bin megavat" diye başladı aslında iş fakat çok kârlı olduğu anlaşılınca, çok böyle kaymak bir iş olduğu anlaşılınca hızlarını alamadılar, 33 bin megavat...
Tabii burada şu soruyu da sormak lazım: 33.519 megavatı dağıtırken bunun bağlantı kapasitesini nereden, nasıl buldun; o da ayrı bir hikâye, oraya şimdi girmeyeceğim, iş çok uzayacak, tamam mı? Yani, bir anda bu kadar bağlantı... Çünkü burada sorun bağlantı kapasitesidir. TEİAŞ bugüne kadar açıklamadığı o bağlantı kapasitesini bir anda açıklıyor.
Şimdi, EPDK'nin uygulaması sonucunda ne oldu? Bir, gerçek yatırımcı faydalanamadı değerli arkadaşlar, çantacılara gün doğdu. Birinci şey o. 100 bin dolardı başlangıçta 1 megavatın el değiştirme bedeli, Enerji Bakanlığının yaptığı o güzel ihaleden sonra öbürünün çok daha kârlı olduğu ortaya çıkınca 1 megavatın 100 bin dolarlık piyasa fiyatı 200 bin dolara çıktı. Anlatabiliyor muyum? Yani orada biraz daha prim yaptı. Elektrik fiyatı çok yüksek, 5,85 sentten alıyor, devlete katkı payı ödemiyor hatta yerli malzeme kullanırsa devlet ona ödeme yapıyor EPDK'nin yaptığı işte. Piyasada daha yüksek elektrik fiyatı oluşursa da o fiyattan satma şansı var.
Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda bu şeyi ortaya koyduk, Komisyon da baskı yaptı, bugüne kadar bize hiç cevap vermeyen EPDK... Aslında toplantıda da cevap vermedi. Biz orada hemen cevap istedik çünkü benim sabah yaptığım konuşmaya Sayın Bakanın veya EPDK'nin akşama kadar cevap verme imkânı vardı, o imkânı kullanmadılar ama sonradan bize yazılı bir cevap gönderdiler. Sürem azaldığı için şimdi bunları kısa kısa geçeceğim. Yani gönderdiği cevabın tamamen bizim söylediğimiz her şeyi desteklediğini bir defa başlangıçla söylemek isterim. Mesela, cevapta bize uzun uzun depolamanın önemini anlatıyor. Yani kardeşim, o zaman ben de sorarım: Depolama işi madem bu kadar önemliyse -bu depolamadan kaynaklı- bu verdiğiniz lisansların bir an evvel hayata geçirilmesi için niye gerekli tedbirleri almıyorsunuz? Hiç de bir tedbir almıyor depolama o kadar önemliyse, mesela onu yapmıyor. Sonra, depolamada Ulusal Enerji Stratejisi var Bakanlığın, 2035... Depolama için diyor ki: "2035 yılında depolama kapasitesi hedefimiz 9.300 megavat." Ya, şimdiden 33.519 megavat dağıtıyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Yani 2035 hedefi şimdiden 4 katında, o hedefe ulaşıyorsun. Demek ki aynı zamanda ihtiyaç olmayan bir iş yapılıyor. Bunları söylüyoruz, buna ilişkin cevapta yani cevap olarak gönderdiği metinde hiçbir açıklama yok. Biz "Asgari sermaye ve teminat istenmedi." diyoruz, o da bize "İsteniyor." diyor. Ne zaman isteniyor kardeşim? Evet, elbette en sonunda yatırım yapılacağı zaman istenecek ama diğerlerinin hepsinde hemen istediğin şeyi, normal prosedürde hemen istediği şeyi niye burada geçici maddelerle, ta bir buçuk yıla kadar uzatıyorsunuz? Sorduğumuz soru bu, buna da cevap yok. Biz de diyoruz ki: "Firmalar yarıştırılmadı, ihale yapılmadı, müracaat sırasına göre ön lisans verildi." Cevaba bak ya, cevap diyor ki: "Rekabet vardır ancak yarışma olmadığı için bu rekabet fiyatta değil, süreçlerde yaşanmaktadır." Allah Allah! Ya, böyle bir şey olabilir mi? "Rekabet var ama yarışma olmadığı için fiyatta rekabet yok, süreçlerde rekabet vardır." diyor. "Süreç" dediği nedir? Burada nasıl bir kamu menfaati var? Onların zaten hiçbirini anlamak mümkün değil.
Şimdi, kanun "Yarıştırma gerektirmiyor." diyor. Beş-altı sayfa bunu yazmış, az önceki söylediğim mesela, "Ben ne yapayım arkadaş? Kanun böyle çıkmış." diyor. Yani kanundan sanki hiç bizim EPDK'nin haberi yok, kanunu burada biz milletvekilleri olarak oturduk kendimiz yaptık sanki. "Miş gibi" -tamam mı- burayı suçlayan bir tavır içerisinde bunu yazmış, bu zaten son derece yanlış. Hani, anlarsın, kanun böyle yirmi yıl önce çıkmış bir kanun olur "Ben bu kanuna göre iş yapıyorum, bana ne diyorsun." dersin. Ya, kanunu çıkartıyorsun, arkasından hemen dağıtmaya başlıyorsun ve kanunu sen göndermişsin buraya, bu çok net bir defa.
YEKDEM meselesini söyledim. Yani bu YEKDEM işi çok önemli. Şimdi, Enerji Bakanlığı yaptığı ihalede "Ürettiğin elektriği ben 3,25 sentten alırım." diyor. Ve 3,25 sent, fiyat hiç değişmiyor ama burada hem 5,85 sentten YEKDEM'e satma imkânı var hem de eğer piyasa fiyatı 5,85 sentin üzerinde olursa piyasaya satma imkânı var, bu fırsatı da kendisi de veriyor fakat cevapta yani sanki "YEKDEM'e girme hakkı bulunmaktadır." diye bir şey gönderiyor yani cevap yok, orada da bir cevap yok. Ondan sonra, yine bu YEKDEM meselesi... Müracaat sırasını aynı şekilde söylüyoruz. Sonra, şimdi burada, tabii şöyle bir şey var: Daha öncesinde bunları ben bir kez daha söylemiştim, burada belgesi filan da var. Burada sıralama önemli olduğu için hiçbir şekilde burada şeffaf da olunmadı. Kim ne zaman müracaat etti? Kimin evrakı var, kimin evrakı yok? Mesela, bakın, burada elimde bir mail var. Bu maille, ta o zaman maille... Şimdi görevde olmayabilir muhtemelen, "Deniz Daştan" isimli Daire Başkanı "Sakın ola ki kimseye kimin ne zaman müracaat ettiğine ilişkin bilgi filan vermeyesiniz." diye uzmanlara mail atıyor; böyle gizlenerek yapılmış bir iş.
Şimdi, dolayısıyla, ben burada aslında netice olarak Sayın Cumhurbaşkanına da seslenmek istiyorum...
Ha, bir de depolama... "Depolama maliyetli bir iş." deniliyor. Arkadaşlar, depolama işi -tamam, burada bir ekstra depolama var ama- kendi başına ticari bir iş. Aslında hem depo hem de üretim olduğu zaman şöyle bir avantajı da var: Mesela, sisteme uyum olmadığı zaman, bir dengesizlik yarattığı zaman ceza yeme durumu oluyor ama depolama imkânınız varsa çekiyorsunuz elektriği depoya, o dengeleme sorunu kalktıktan sonra elektriği veriyorsunuz. Mesela, Enerji Bakanlığındaki firmanın, onun yaptığı ihaledeki firmanın ceza yeme ihtimali varken buradaki firmanın aslında ceza yeme ihtimali de yok, böyle de bir kolaylık sağlıyor. Hani bunu bir yük olarak görüyorlar da, yük değil avantaj. Veya depolama imkânınız olduğunda şunu yapıyorsunuz: Mesela elektriğin pik zamanları var, fiyatın çok yükseldiği zamanlar var, dışarıya satma imkânınız da var, çekiyorsun elektriği depoya -çünkü YEKDEM'e verme zorunluluğun yok, hakkın var, zorunluluğun yok- ondan sonra fiyatın en yüksek olduğu zaman salıyorsun piyasaya fiyatı. Dolayısıyla depolama bir dezavantaj değil, tam tersine bir avantaj.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERHAN USTA (Devamla) - Sayın Başkanım, süre vermeyeceksiniz biliyorum da çok kısa olarak buradan Sayın Cumhurbaşkanına da sesleniyorum: Hâlâ imkân vardır. Değerli arkadaşlar, hâlâ alınmış ön lisanslar iptal edilebilir. Yatırıma başlayanlar olmadı ama 13 tanesi, çok azı lisansa döndü, onlarla da tekrar fiyat müzakeresi yapılabilir. Lütfen bu yanlıştan dönülsün.
BAŞKAN - Peki, teşekkür ederiz.
ERHAN USTA (Devamla) - 53 milyar dolar milleti ve devleti karartacak bir rakamdır diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)