GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 4'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:30
Tarih:12.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Genel Kurul Salonu'nda sadece iki Bakanlığın bütçesini konuşmak için toplanmadık. Bugün burada bir milletin evlatlarına verdiği değeri; tarihine, kültürüne, kimliğine duyduğu saygıyı da konuşacağız çünkü bir ülkeyi ayakta tutan sadece binaları, yolları, köprüleri değildir. Bir ülkeyi ayakta tutan, gençliğin umudu, kültürün derinliği, milletin duruşudur. Gençlerimiz bu ülkenin geleceğidir, kültürümüz ise bu milletin bin yıllık ortak hafızasıdır. Bir ülke gençliğini kaybederse geleceğini kaybeder, bir ülke kültürünü kaybederse kimliğini de kaybeder. İşte, bugün önümüze konan bu bütçeler kâğıt üstünde büyük rakamlarla süslenmiş olsa da aslında büyük bir gerçeği açığa vuruyor. Sonda söyleyeceklerimi başta söylemekte fayda görüyorum: AK PARTİ'si iktidarı ne yazık ki gençliğini anlamıyor, anlamak da istemiyor. Kültürünü korumuyor, dolayısıyla geleceğini inşa edemiyor, kimliğimizi ise bile isteye bozuyor.

Gençlik ve Spor Bakanlığının 2026 bütçesi 300 milyar 302 milyon lira. Evet, büyük bir rakam ama iktidara bir sorum var: Bu para gençlerin hayatında neyi değiştirecek? Gençlerin karşısına bu bütçeyi koyun, size şunu soracaklardır: "Benim için bu bütçede ne var?" Maalesef cevap: "Hiçbir şey yok." Çünkü bütçenin yüzde 77,55'i yani dörtte 3'ten fazlası "cari transferler" adı altında belirsiz yerlere gidiyor yani gençliğe değil başka yapılara, başka adreslere, başka amaçlara hizmet ediyor. Bu kadar dev bir kaynağın nereye harcanacağı konusunda tek bir satır şeffaflık yoksa o kaynak gençlik için ayrılmış bir kaynak değildir. Bu ülkenin gençlerinin hakkı olan parayı görünmez dosyalara, karanlık kalemlere, kapalı aktarma mekanizmalarına yönlendirmek açıkça gençlikle alay etmektir.

Gençlerimiz ne durumda, gelin bir de ona bakalım. NEET oranı yüzde 22,9 yani ne istihdamda ne eğitimde ne mesleki bir eğitimde yer almayan gençlerimizin oranı yüzde 22,9. AK PARTİ'sinin Türkçemize kazandırdığı tabirle söyleyecek olursak 15 ila 24 yaş aralığındaki gençlerimizin işsizlik oranı 22,9 ve bunlar ev genci konumunda. Bir başka ifadeyle, bu gençlerimiz âdeta boşlukta; yönü yok, işi yok, eğitimi yok, umudu yok, geleceği yok. Toplumsal ve ekonomik hayata katılımın dışında kalan bu ev gençleri hem bireysel hem de toplumsal açıdan ciddi bir risk alanı oluşturuyor. Genç işsizliği ise yüzde 20'lerin çok üzerinde seyrediyor. Üniversite mezunları bile iş bulmakta zorlanırken meslek sahibi olan gençlerimiz dahi geçinemiyor. Bu tablo gençlerin yalnızca işsizlikle değil aynı zamanda güvencesizlik ve umutsuzlukla da mücadele ettiğini açıkça söylüyor. Bitmedi, beyin göçünde Avrupa 1'incisiyiz. Bu ülkenin en parlak gençleri, en yetenekli çocukları "Bu ülkede benim için gelecek yok." diyerek başka ülkelere gidiyor. Ülke kaynak harcıyor, emek veriyor, yetiştiriyor; sonra o gençler başka ülkelerin ekonomisini büyütüyor. Bu, bir ülkenin yaşayabileceği en büyük kayıplardan biridir ve bu kayıp sizin yanlış politikalarınızın sonucudur. Bakanlık gençlerin sorununu çözmek yerine gençlerin nefes aldığı alanları daraltmaya odaklanıyor; festivaller yasaklanıyor, konserler iptal ediliyor, etkinlikler engelleniyor. Gençlerin kendini ifade edebileceği her alan baskılanıyor. Gençler bu ülkenin enerjisidir, umududur; gençliğin sesini kısmak geleceğin sesini kısmaktır. KYK bursları ise gençlere umut değil âdeta yük getiriyor. 2013 yılında aynı bursla ayda 93 döner alınabiliyordu, bugün sadece 13 döner alabiliyor gençler. On yıl içinde gençleri 7 kat yoksullaştırmış bir düzen bugün gençlere umut vadedemez ve üstelik üniversite mezunlarının çoğu hayata borçla başlıyor. KYK kredi borçlarını ödemek için yıllarca çabalayan bir gençlikten nasıl bir başarı bekliyorsunuz?

Bağımlılıkla mücadeleye ayrılan bütçe oranı ise utanç verici, bütçenin içinde ara da bul, binde 2. Uyuşturucu kullanımının arttığı bir ülkede, gençlerin psikolojik sorunlarının yükseldiği bir dönemde bu oranın karşılığı şudur: "Gençlerin sağlığı umurumuzda değil." Bir devlet gençlerini koruyamıyorsa ülkenin geleceğini de koruyamaz.

Spor politikalarımız da kâğıt üstünde var ama sahada yok, salonda yok, ringde yok, minderde yok, pistte yok; salon var ama gençler erişemiyor. Yetenek taraması yok, altyapı yok; organizasyon çok ama başarı yok. Bir ülke sporcusunu böyle geliştiremez, böyle yetiştiremez.

Değerli milletvekilleri, konuşmama Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde devam edeceğim ve yine en sonda söyleyeceklerimi en başta ifade etmek istiyorum. Kültürlerini koruyamayan toplumlar sonunda kimliklerini de kaybederler. Kültür bir milletin hafızasıdır, kimliğidir; kültür yoksa vatan da yoktur. İskender Pala'nın ifadesiyle "Kültür dere yatağındaki kum gibidir." Sel gelir, iktidarlar değişir, zaman sertleşir; eğer kum varsa sel akar gider, yoksa yıkım başlar çünkü kültür siyasetüstüdür, devlettir, vicdandır. Nesiller kaybolabilir ancak kültür kaybolursa kimlik yok olur. Kültürünü terk eden toplumlar fark etmeden başkalarının iradesine teslim olurlar. Bu nedenle, kültür yalnızca geçmişimiz değil geleceğimizdir. Kültür varsa millet de vardır ancak kültürü yalnızca müzelerde, kitaplarda ya da geçmişte aramak büyük bir yanılgıdır. Kültür, bugün, evlerimizin içine giren ekranda da sınanmaktadır. "Gündüz kuşağı" adı altında yayınlanan, Türk aile yapısıyla ve toplumsal ahlakla bağdaşmayan programlar, mahremiyeti teşhir eden, aile kavramını itibarsızlaştıran içerikleriyle açık bir kültürel tahribata dönüşmüştür. Yine, mafyayı, şiddeti ve suçu romantize eden diziler gençlerimize rol model değil yanlış bir hayat biçimi sunmaktadır. Bu noktada, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunu eleştirmek zorundayız. RTÜK yalnızca ceza kesen bir kurum değil toplumsal sorumluluğu olan bir denetim mercisidir ancak bugün gelinen noktada denetimin yetersiz kaldığı, kültürel yozlaşmaya karşı etkisiz bir duruş sergilendiği görülmektedir. Unutulmamalıdır ki aile çökerse toplum da çöker.

Bakınız, bu devasa bütçeden Kültür ve Turizm Bakanlığına ayrılan pay yalnızca binde 37. Bir ülkenin kimliği, kültürü, hafızası binde 37'lik bir paya sıkıştırılmış durumda. Bakanlığın 2026 ödeneğinde 2025'e göre yüzde 32'lik bir artış var ama kalemlere bakınca bu artışın kültüre ve turizme değil bürokrasiye gittiğini görüyoruz. Personel giderleri yüzde 38 artıyor, SGK giderleri yüzde 46 artıyor yani çalışan artıyor, gider artıyor fakat kültürel üretimin kalbi olan operasyonel bütçe büyümüyor. Nereye, kime, hangi performans ölçülerine aktarılacağı belirsiz, devasa bir kaynak. Bilen yok, soran var ama cevap veren yok, hesap veren ise hiç yok. Rakamların söylediği açıktır, harcama çok ama sonuç yok. Değerli milletvekilleri, tüm bu tabloların özeti çok basit aslında; amaçsız, dağınık, hesap vermekten uzak, işte sizin bütçe anlayışınız.

Geçtiğimiz günlerde trajikomik bir olay yaşandı, tadilat ve bakım gerekçesiyle Ayasofya'ya vinçle girildi; evet, yanlış duymadınız, Ayasofya'ya vinçle girildi. Ayasofya'ya vinçle girilmesi sadece teknik bir mesele değil AK PARTİ'si iktidarının kültürel varlıklara bakışının ibretlik bir özetidir. Bin yıllık bir eserin içine vinçle girmek tarihe karşı işlenmiş büyük bir suçtur. İddialara göre Ayasofya'nın zemini çatlamış, duvarları zarar görmüş, tarihî doku bozulmuştur ve bütün bunlar olurken Bakanlık ne yapmıştır? Hiçbir şey, sadece sessiz kalmıştır. Bir de Salda Gölü faciası var. Salda Gölü'nün dünyada eşi benzeri yok, Türkiye'nin en özel doğa alanlarından biri olan Salda Gölü'ne iş makinelerinin sokulması doğrudan bir çevre cinayettir. Yapılanlar sonrası beyaz kumların yapısı bozulmuş, ekosistem zarar görmüş; bu nasıl bir yönetim anlayışıdır, bu nasıl bir vizyonsuzluktur? Bakanlık doğal mirası, bir doğa harikasını böyle koruyorsa kültürümüzü nasıl koruyacaktır? Cevap ortadadır, koruyamamıştır ve bu anlayışla asla koruyamaz. Pamukkale Travertenleri'nin beyazdan griye dönmesi ise kültür ve turizm yönetiminin çöküşünün en net göstergesi. Doğal akış bozulmuş, su yönetimi çökmüş, ziyaretçi planlaması yapılamamıştır; sonuçta, doğa mirası, dünya mirası olan bu alan göz göre göre kirletilmiştir. Pamukkale'nin bugünkü hâli bu ülkenin kültür politikası adına da bir utanç vesikasıdır.

Turizm hakkında da aslında birkaç cümle kurmak istiyorum. Turist sayısı artıyor ama gelirler yerinde sayıyor, kişi başı turist harcaması yıllardır aynı noktada; bu, Türkiye'nin ucuz bir tatil ülkesi hâline getirildiğinin en açık göstergesi. Ucuza turist çekmek asla bir başarı ve övünç kaynağı değildir, asıl başarı gelirlerin artmasıyla ilgilidir ama kültür tahrip edilirse, doğa katledilirse, miras yok edilirse turizm gelirini artırmak mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, gençliğini umutsuz bırakan bir iktidarın geleceği yoktur, tarihini tahrip eden bir iktidarın mirası yoktur, kültürünü koruyamayan bir iktidarın kimliği de yoktur. Bu iki Bakanlığın bütçesi de Türkiye'yi büyütmüyor, aksine küçültüyor; gençliğini güçlendirmiyor, boğuyor; kültürünü koruyamıyor, tüketiyor; geleceğini aydınlatmıyor, karartıyor. Tüm bu gerekçelerle biz bu bütçeye ret veriyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)