| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 4'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 30 |
| Tarih: | 12.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.
Değerli milletvekilleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesini konuşuyoruz, bütçe 70 milyar lira. Peki, bu, genel bütçenin ne kadarı? Binde 4'ü. Bu, bu ülkenin sanatçılarına çok şey anlatıyor. Peki, Bakanlık bu kadar önemsizmiş gibi binde 4'lük pay ayırdığı bütçe önerisinde ne diyor? "Biz altın yıl yaşıyoruz, rekor seyirci talebine ulaştık; tiyatroda, balede altın çağı yaşıyoruz." diyerek kültür sanat alanının iktidarın ideolojik baskı aygıtı hâline getirildiğini perdelemeye çalışıyor ama KÜLTÜR SANAT-SEN, Devlet Tiyatrosu Sanatçıları Derneği, Susma Platformu ve çeşitli sanatçılar tüm alana sirayet eden korku ve otosansür ikliminden söz ediyor. Valilik yasakları, festival iptalleri, RTÜK cezaları, ricayla gelen telefonlarla iptal edilen oyunlar, Sayıştay raporlarına yansıyan sayısız usulsüzlükler. Peki, bunların odaklandığı en temel kurum hangisi? Devlet Tiyatroları. Peki, Devlet Tiyatrolarının başında kim var? Sansürü pervasızca savunan, cinsiyetçi, yandaşlıkta sınır tanımayan bir genel müdür; Tamer Karadağlı. Daha önce sanatçı kadrosu için hem Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisine başvurmuş hem Devlet Tiyatroları sınavında başarısız olmuş bir kişi ve şimdi Devlet Tiyatrolarının başında, âdeta intikam alıyor. Hürriyeti tehdit, görevi kötüye kullanma nedeniyle hakkında sayısız suç duyurusu var ve aynı zamanda bu soruşturmalar tabii ki Tamer Karadağlı'nın o sınırsız yandaşlığında çözümsüz olarak kalıyorlar. Bakın, bu dönemde olan bitenlerden birkaç örnek vereyim: Demin söz ettiğimiz Hacettepe Üniversitesi, intikam dedik ya, Eylül 2025'te Hacettepe Üniversitesi Konservatuvarında 12 öğretim görevlisinin görevine son verildi. Neden? Devlet Tiyatroları yönetiminin şikâyetiyle. Üstüne, bir de Tiyatrolar Günü'nde biletlere yüzde 371'lik zam yaparak zaten ayrıcalık hâline getirmeyi, halk ile sanatın arasına mesafe koymayı amaçladıklarını gösterdiler.
Bir başka örnek: Kürtçe tiyatro yapan Nupelda Tiyatro Topluluğunun Van Devlet Tiyatrosu sahnesine ilişkin başvuruları reddediliyor. Batman'dan İstanbul'a kadar Şano Ar'ın Kürtçe oyunu defalarca kamu güvenliği nedeniyle engelleniyor. Bir başka örnek: 2024 sonundan itibaren Diyarbakır ve Elâzığ'da sahnelenen "Karının Kocası" oyununu hatırlayın. Selefi cihatçı grupların hedef göstermesi üzerine yıllardır aynı adla oynanan oyunun ismi aceleyle değiştiriliyor. Biz diyoruz ki bu sadece bir isim değişikliği değil ideolojik rejimin, sansür rejiminin göstergesi. Sahnelerde Kürtçe, Ermenice, Arapça, Süryanice, Roman dilleri; kadınlar, işçiler, LGBTİ+'ların hikâyesi görünmüyorsa orada baskı vardır, orada tekçilik vardır ve bu baskıcı ortam kültür emekçilerinin çalışma koşullarıyla birleşince tablo çok daha ağırlaşıyor. Güvencesiz sözleşmeler, mobbing iddiaları, geçim sıkıntısı, kadrolaşma, usulsüz harcamalar gibi korkunç boyutlara ulaşmış bir manzara ve bu manzarayı çok yakın tarihte Devlet Tiyatrosu sanatçısı Veda Yurtsever'in kamuoyuna açık mektubunda bütün çıplaklığıyla zaten gördük.
DEM PARTİ olarak, muhalefet şerhimizde belirttiğimiz gibi, bu bütçe ana dilde tiyatroyu, bağımsız sahneleri, özgür sinemayı desteklemiyor, kültür kurumlarını sanatçıların ve yerel toplulukların katılımına açmıyor. Bizim perspektifimiz nettir; kültür, iktidarın propaganda aygıtı değil halkların kendi seslerini, dillerini, acılarını, hayallerini özgürce ifade ettikleri bir alandır. Bu nedenle bütçesine "ret" oyu vereceğimizi ifade ediyor, sözlerimi sanatçıların direnişine duyduğum saygıyla Frida Kahlo'nun sözleriyle bitirmek istiyorum. Frida Kahlo diyor ki: "Sanatım bedenimin ve toplumun bana dayattığı sınırlara karşı bir mücadeleydi. Sanat özgürlüktür, özgürlüğün olmadığı yerde sanat bizatihi kendisi direnişe dönüşür."
Direnen sanatçıları saygıyla selamlayarak teşekkür ediyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)