GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:29
Tarih:11.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Millî Savunma bütçemizin de vatana, millete, devlete hayırlı olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum.

Öncelikle bu bütçeye İYİ Partinin millî savunmadaki millî anlayışı münasebetiyle "evet" oyu vereceğimizi de peşinen ifade ediyorum ancak bu bütçeyi yetersiz bulduğumuzu, millî savunmada savunma sanayisi, füze sanayisi noktasında önemli aşamalar kaydettiğimizi, Deniz Kuvvetlerinde çok önemli aşamalar kaydettiğimizi belirtmekle beraber -ki bu noktada hava savunma sanayisini de içine katıyoruz- insansız hava araçları noktasında yine önemli mesafeler kaydettiğimizi belirtiyor ve bu konuda emeği olanlara da teşekkür ediyoruz ancak tank ve uçak meselesi önümüzde devasa bir sorun olarak duruyor yani tanksız ve uçaksız bir ordu... Uçak konusunda da görüyorsunuz işte, müttefikimiz, sözde müttefikimiz Amerika bize F-35'leri vermiyor; ondan vazgeçtik, motorunu bile vermiyor. Diğer yerlerden uçaklarımızı temin etmeye kalktığımızda da bize 2 misli fiyata bu uçakları veriyorlar ve sınırlı sayıda veriyorlar. Bu da uluslararası diplomasi açısından maalesef itibarımızın düşük olduğunu göstermektedir, kimse bunu saklamasın; itibarı yüksek ülkeler öyle dünyada yalvar yakar uçak aramaz sayın milletvekilleri.

Bunun yanı sıra, Hatay'la ilgili yerel bir sorunu arada Sayın Millî Savunma Bakanımıza arz etmek istiyorum. Şimdi, efendim, bizim orada, tabii, sınır arazileri var; sınır arazilerinin giriş çıkışları sonuç itibarıyla Hatay'da 6. Kolorduya bağlı. Şimdi buğday ekim zamanına geldiğimiz bir dönemdeyiz, vatandaşımız oradaki arazilerine girip buğdaylarını ekmek isterken belli zaman dilimiyle kısıtlılar yani yağmurdan evvel ekmek zorundalar. Tabii ki ordumuzun da sınırımızı korumak için belli kanunlara ve belli kurallara riayet edilmesini istemesi en tabii haklarıdır ancak Cenab-ı Allah 6. Kolorduyu beklemiyor Sayın Bakanım, rahmetini veriyor, yağmurunu yağdırıyor ve ondan sonra da biz en az yirmi gün kaybediyoruz çiftçi olarak. Tabii, yerel komutanlar bu noktada yardımcı oluyor, Kolordudan yazı gelmeden meseleyi ara çözümlerle telafi etmeye çalışıyorlar. Bunun köklü bir çözüme kavuşturulması sınırda oturan bir insan olarak, aynı zamanda, bir milletvekili olarak vatandaşlar adına talebimizdir. Evet, sınırda oturuyorum, yalnız, benim sınırda arazim yok, bu yanlış anlaşılmasın yani ben oradaki halk için, oradaki vatandaşlar için bu talepte bulunuyorum. İlgilenirseniz de çok memnun olacağımızı Hataylı çiftçiler adına ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi, millî savunmamızı ilgilendiren diğer bazı konularda da birkaç cümle etmek istiyorum. Şimdi, Suriye bir enfeksiyon alanı hâline geldi. Beşşar Esad rejimi son bulduktan sonra, yeni rejim döneminde çok büyük zaaflar yaşayacağımızı, çok büyük sıkıntılar yaşayacağımızı ben bu kürsüden sizlere rejimin devrilmesini müteakip işte, "Halep 82, Şam 85" denildiği dönemde ifade etmiştim. İşte, bugün onlarla karşı karşıyayız. "Ordu altyapısı olmayan yani savunma altyapısı olmayan bir Ahmed Şara, daha doğrusu 'ordusu olmayan' demek lazım buna, uluslararası meşruiyette Batı'ya muhtaç bir Ahmed Şara ve ekonomik açıdan, yine, Batı'ya muhtaç bir Ahmed Şara her ne kadar gayret ederse etsin Türkiye'nin meselelerine istediği gibi yardımcı olamaz." demiştik ve bugün olanlar da bunlar. PKK-PYD, rejimin devrilmesini müteakip önemli oranda mesafe almıştır. Lazkiye Suriye'de çok önemli bir sorundur. Bunu da rejimin devrilmesinden, devrilmesinin hemen arkasından bu kürsüden izah etmiştik. Burayla Fransa'nın, burayla İsrail'in, burayla Amerika'nın ilgileneceğini ve ileri doğru da yüz yıl evvelki hedefleri olan bir Alevi devleti kurmak suretiyle Türkiye'nin Hatay vilayetinden toprak dahi isteyebileceklerini ifade etmiştik. Bu, belki de o gün kıymetli milletvekillerimize biraz uç noktada bir değerlendirme gibi gelmiş olabilir ama bugün yine aynı ülkelerin desteğiyle "sahil devleti" adı altında bir Alevi devleti kurmak ve bunun akabinde de Hatay'dan da toprak istemek noktasında çalışmalar başlamıştır. Yani bölgeyi biliyoruz, bölgenin tarihini biliyoruz, bunların yarattığı, yaratacağı sıkıntıları biliyoruz. "Sahil bölgesi" denilen mesele Lazkiye Alevilerini temel alan ve onları da bir devlet kurmaları adına tahrik eden bir çalışmadır. Lazkiye Alevileri Türkiye'ye çok sıcak bakan insanlardır ve Hatay Alevileri, Mersin Alevileri, Adana Alevileri onların doğal akrabasıdır. Böylelikle de 1 milyonu aşkın bir nüfusu da bunların akrabası olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak görmekteyiz.

Bu iş bizim içimizi karıştırır sayın milletvekilleri ve altından kalkamayız. Bu bakımdan, Türkiye Lazkiye'yle ilgilenmiştir, bu gerçeği de teslim etmek lazım. Oradaki insanların güvenliğiyle, oradaki insanların huzuruyla ilgilenmiştir ancak bunun biraz daha ötesine geçmek gerekmektedir. Hükûmetten ve Millî Savunma Bakanlığından acil talebimiz budur ve vatanına, devletine, milletine bağlı Hataylı Alevi kökenli yurttaşlarımızın da Türkiye Cumhuriyeti devletinden ve Hükûmetinden beklentisi budur.

Şimdi, tabii, Suriye'de başka meseleler de var, burada bütün hedef Suriye'yi 5-6 parçaya bölüp ondan sonra da Türkiye'yi bölmenin adımını atmaktır. Yani daha dün "10 Mart mutabakatı" adıyla anılan, Şara Hükûmetiyle mutabakat imzalayan PKK-PYD bugün itibarıyla bu anlaşmaya uymamak için ayak sürümektedir ve Türkiye de beraberinde bir sözde "terörsüz Türkiye" süreciyle farklı bir zafiyete girmiş ve farklı tartışmaların içinde boğulmaktadır. Adeta Suriye'deki mesele ile Türkiye'deki mesele birbiriyle ilintilendirilmekte ve işte "Türkiye çözülürse Suriye çözülür, Suriye çözülürse Türkiye çözülür." gibi anlamsız yaklaşımlarla sanki çözüm sürecinin anahtarı Türkiye'de ya da Suriye'deymiş gibi bir algı operasyonu yapılmaktadır.

Sayın milletvekilleri, çözüm süreciyle de ilgili yine millî savunmamızı ilgilendirdiğinden birkaç cümle ifade etmek isterim. Şimdi, dünyada tüm devletlerin ordularının ana kaynağı ve pınarı millettir. Milleti tarafından kutsanmayan, milleti tarafından dualandırılmayan, milleti tarafından desteklenmeyen hiçbir ordu yoktur ki dünyada başarılı olsun. Şimdi, buna bir örnek olarak 1900'lü yılların başındaki İtalyan ordusunu verebiliriz. O gün itibarıyla dünyanın en modern ordusu, en modern silahlara sahip ama 20-30 Osmanlı subayının teşkilatlandırdığı çöl bedevileriyle baş edemedi ve Osmanlı subayları burayı terk ettikten sonra daha uzun müddet Ömer Muhtar emrindeki çöl bedevileriyle uğraşmak zorunda kaldılar. Çünkü ruhları yoktu; silahları vardı, uçakları vardı, tankları vardı, topları vardı ama ruhları yoktu. Bizim milletimiz ordusunu sever. Bizim ordumuzun en büyük kaynağı ve gücü önce Cenab-ı Allah'tır, sonra Türk milletidir. Kırk bir yıldan beri Türk milleti şehitler verdiği hâlde, evlatları gazi olduğu hâlde çocuklarını askere hâlâ davul, zurnayla göndermektedir. Şimdi bu içinde yaşadığımız süreç içerisinde bu çocuklarımızı katleden ve devletimize kasteden bu teröristlere kahraman muamelesinin yapıldığı bir ortamda bir milleti küstürürsünüz. Buna çok dikkat edilmesi gerekir. Bu teröristlerin barış elçisi ve aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletine, onun kıymetli kurumlarına pervasızca, şirretçe saldırılarına müsamaha edildiği bir dönemde bu milletin onuruyla oynar ve desteğini kaybedersiniz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin mensuplarının yüzüne karşı komisyonlarda ağır sözler söylenmesine müdahale etmez ve gereğini yapmazsanız bu milletin desteğini kaybedersiniz. Evet, burada Sayın Millî Savunma Bakanımız Genelkurmay Başkanlığına kadar yükselmiş, ondan sonra Bakan olmuş değerli bir şahsiyettir. Biz kendisinin vatanseverliğini ve otoritesini burada yargılamıyoruz, eminiz ki kendi de üzgündür ama devir o devir değildir, devir başka bir devirdir. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk milleti, cumhuriyet ve Lozan tarihin hiçbir döneminde böyle şirretçe ve ahlaksızca saldırılara maruz kalmamıştır. Adına "çözüm süreci" veyahut "terörsüz Türkiye" deyip Türk milletini parçalama noktasında faaliyet yapanların bu kadar serbest olduğu başka bir dönem olmamıştır. Bunun bir an evvel son bulmasını elbette ki diliyoruz.

İYİ Parti olarak da bu gerçekleri görüyor, devletimizin, ordumuzun ve milletimizin her zaman yanında yer alacağımızı ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyoruz efendim. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)