| Konu: | 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 3'üncü Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 29 |
| Tarih: | 11.12.2025 |
DEM PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ ÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, Değerli Bakanlar ve değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen kıymetli halkımız; öncelikle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Millî Savunma Bakanlığı bütçesine dair söz almış bulunmaktayım.
Millî savunma mevzubahis olduğunda, dünyanın içinden geçtiği durumu özetlemeden söz kurmak elbette mümkün değil. Dünya sisteminin şu an içinde bulunduğu durumun en güzel özetlerinden biri nedir diye soracak olursanız ta yüz altı yıl önce yazılmış şu pasajı örnek gösterebilirim; İrlandalı şair William Yeats, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında kaleme aldığı "İkinci Geliş" şiirinde âdeta bugünü tasvir edercesine şunları söylemektedir değerli arkadaşlar:
"Her şey dağılıyor; merkez tutunamıyor;
Dünyaya salınmış saf bir anarşi,
Kana bulanmış dalga her yeri sarıyor
Masumiyet töreni boğuluyor.
En iyiler inançtan yoksun; en kötüler tutku dolu."
Değerli arkadaşlar, evet, aradan geçen yüz altı yılda değişen bir şey yok ve hâlen günümüz dünyasında en kötüler tutku dolu ve inancın, en iyilere her zamankinden fazla gerekli olduğu dönemlerden geçiyoruz. En kötüler 1990'larda Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla "tarihin sonu" tezi eşliğinde kendi zaferlerini ilan etseler de özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan siyasi, askerî, iktisadi ve hukuki dengeler bir bir çözülüyor. Çözülen sadece mevcut güç dengeleri değil, buna bağlı olarak insanlığa ait değerlerin de aşındırılmaya çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu değerlere sarılmadığımız sürece en kötüler karşısında ihtiyacımız olan inanca da hiçbir zaman sahip olamayacağız.
Değerli arkadaşlar, o nedenle dönem, aynı zamanda binlerce yıllık birikimin sonucu olan insanlık değerlerini, toplumsal değerleri de savunma dönemidir; artık hepimizin kabul etmek zorunda olduğu yalın gerçek budur. Daha soğuk bir ifadeyle adını koyacak olursak ABD-Çin rekabeti küresel sistem üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Bu hegemonya kavgası yeni enerji ticaret yollarının arayışlarını da zorunlu kılmaktadır. Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'yla "Bir Kuşak, Bir Yol Projesi" adı altında koridorlar savaşı gittikçe büyümektedir ve bu savaşlar bölge halklarına mülksüzleşme, yerinden edilme, soykırım faturası olarak yazılmaktadır. Kapitalizmin içine girdiği kriz, tıkandığı yerde nefes almak için bizlere dayattığı savaş da en pahalı çözüm yolu oluyor.
Değerli arkadaşlar, tüm bu nedenlerle mevcut durumu genelgeçer ezberlerle, dünya sisteminin içinde bulunduğu genel durumu ezberlerle açıklayamayacağımızı düşünüyoruz. Bakın, elimde bir fotoğraf var. Netanyahu Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 2 tane fotoğraf paylaştı, dedi ki: "Biri lanet fotoğrafı, biri de nimet fotoğrafı." Her zaman şunu söyledik arkadaşlar: Bu dünya buz gibi sermaye çıkarlarının savaşının dünyası, şirketler gibi yönetilen devletlerin savaşı. Bakın, sadece "IMEC" adı altında, IMEC'teki ekonomik koridor yoluna baksak bile Filistin soykırımının neden olduğunu açıklayabiliriz. Yani dememiz şudur ki değerli arkadaşlar: Filistin soykırımı sadece Yahudi kavminin kutsal kitaba bağlılığının gereği, vadedilmiş topraklara sadakat gereği ortaya çıkan bir soykırım değildir; aynı zamanda buz gibi kâr çıkarlarının, buz gibi sermaye çıkarlarının dayattığı bir soykırımdır. İsrail, Hindistan'dan İsrail Hayfa Limanı'na, Kıbrıs'ın güneyine, oradan Yunanistan Pire Limanı'na ve Avrupa'ya... Bu yolun, bu koridorun güvenlik içerisine alınabilmesi için aslında bir saha temizliği yapılmaktadır, halklara bir savaş ve soykırım dayatılmaktadır.
Evet, değerli arkadaşlar, hepimizin ezberleri bozmamız gereken günlerden geçtiğimizi söylüyoruz. Bizim için barış ve demokratik toplum süreci bu anlamda önemli. Dünyada yer yerinden oynarken, bütün devletler ezberlerini bozarken bizler de ezberlerimizi bozmak zorundayız ve Kürt sorunu bir bölgesel sorun olarak, bir küresel sorun olarak ezberlerden kurtulmayı bekliyor. O anlamda da diyoruz ki: 27 Şubat barış ve demokratik toplum çağrısı bu ülkede yüz yıllık ezberlerin bozulmasını gerektiren bir çağrıdır. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Ve her zamankinden daha fazla barış ve demokratik toplum mücadelesini yürütmek zorundayız diyoruz.
Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi Millî Savunma Bakanlığının bütçesini tartışırken bir iki örnek üzerinden neden ezberlerinizi bozmanız gerektiğini de söylemek istiyoruz.
Birincisi, daha geçenlerde Irak, Suriye tezkeresini burada konuştuk Sayın Bakan; aslında Komisyonda da tartıştık. Bakın, haftalardır, aylardır "10 Mart mutabakatına uyulsun." deniliyor ama tezkerede, üç yıllık tezkereyle birlikte tekrar ortaya çıkan yalın bir gerçek var: 10 Mart mutabakatının temel maddelerinden biri, yerinden edilmiş insanların geri dönüşünün sağlanması Afrin gibi yerlerde. Oradaki askerî varlıklar sürdüğü sürece tezkere üzerinden, aslında Türkiye Cumhuriyeti devleti 10 Mart mutabakatının hayata geçirilmesini engellemektedir. Bu geri dönüşlerin sağlanması için sizden beklenen; gerçekten yumuşak güç, diplomasiyi yürütmek ve gerçekten orada demokratik entegrasyon bağlamında sorunların çözümüne katkı sunmaktır. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)
Şimdi, bir diğer şey, arkadaşlar; bakın, biz millî savunmayı konuşuyoruz Sayın Bakan. Millî savunma konseptini de değiştirmemiz gerektiğini düşünüyoruz artık. Şimdi, millî olan nedir, ulusa ait olandır; değil mi? Millî olan kültürdür, dildir; millî olan tarihtir, millî olan bayraktır ama biz diyoruz ki: Artık bu yeni dünya düzeninde o ulusun üzerinde yaşadığı toprak parçası da millîdir, bin yıllar boyunca uyumlu bir doğal bileşeni olarak yaşayan, içinde yaşadığımız doğa da millîdir. O yüzden, bakın, şu fotoğraf çok çarpıcıdır. Asıl işgal altında olan neresidir? Asıl tehdit altında olan neresidir? Hakkâri il maden haritası arkadaşlar; bakın, gerçekten bu da millî bir savunma konseptiyle ele alınmak zorundadır. Hakkâri'de şu anda verilen maden ruhsatları üzerinden Hakkâri'nin üçte 2'si insansızlaştırma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bakın, bu ruhsatlar verildiği andan itibaren Hakkâri'de insan kalmayacaktır ve yurdun dört bir yanı maden şirketlerinin istilası altındadır. O yüzden demekteyiz ki değerli arkadaşlar, ulusun üzerinde yaşadığı toprak, yeşil de bir savunma yaklaşımıyla ele alınmalı ve gerçekten yaşanılabilir bir dünyayı hep birlikte hayata geçirmenin yollarını aramalıyız.
Son olarak, buz gibi çıkarlar dedik değerli arkadaşlar; bakın, Mahatma Gandhi der ki: "Dünya herkesin ihtiyacını karşılayacak kadar zengindir, hırsını karşılayacak kadar değil." (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim de son sözümüz şu olsun: Sınırsız birikim hırsı için gezegenin ömrünü kısaltanlar en büyük güvenlik sorunudur ve böylece, bu güvenlik sorununu ortadan kaldırmak için siyaset kurumuna düşen görev bilincinin farkındayız. Bu yönüyle de gerçekten doğamızı, yaşamımızı, geleceğimizi, savunmanın yollarını hep birlikte arayalım diyoruz.
Hepinize saygılarımızı, sevgilerimizi sunuyoruz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)