GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 2'nci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:28
Tarih:10.12.2025

YENİ YOL GRUBU ADINA SADULLAH ERGİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2026 yılı Ticaret Bakanlığı bütçesi üzerine YENİ YOL Grubu adına söz aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Bu bütçe, sahadaki ekonomik sorunlara çözüm üretmekten uzak bir bütçedir. Kâğıt üzerinde büyüyen rakamlar esnafın, memurun, emeklinin, sanayicinin, çiftçinin yaşadığı sıkıntıları maalesef gidermemektedir. 2026 bütçesinde toplam gider olarak 18 trilyon 929 milyar lira görülürken gelir kalemi de 16 trilyon 216 milyar lira olarak hesaplanmış, henüz yolun başındayken bütçe 2 trilyon 713 milyar lira açık veriyor.

Değerli milletvekilleri, 2026 bütçesinin en çarpıcı yönü şudur: Bu bütçe bir faiz bütçesidir. Faiz ödemelerine ayrılan pay tam 2 trilyon 742 milyar liradır. Bu, 2026 bütçesinin yüzde 14,5'ine tekabül ediyor. Bu faiz yükünü kurumlarımızın bütçeleriyle kıyaslarsak bu bütçe, faizler Cumhurbaşkanlığı bütçesinin 128 katını oluşturuyor; Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin 100 katını, Dışişleri Bakanlığı bütçesinin 58 katını, Ticaret Bakanlığı bütçesinin 35 katını, İçişleri Bakanlığı bütçesinin 22 katını, Enerji Bakanlığı bütçesinin tam 75 katını faize veriyoruz. Sağlık Bakanlığı bütçesinin 2 katını, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin 1,5 katını faize ayırıyoruz. Tarım Bakanlığı bütçemiz 541 milyar lira ama bunun 5 katını faize ödüyoruz. Çiftçiye ayrılan tarımsal destek bütçesi 168 milyar TL, faize verilen tutar bunun tam 16 katı.

Vergiler ve cezalar bile faizi ödemeye yetmiyor. Kurumlar vergisi 1 trilyon 741 milyar TL, vergi cezaları 205 milyar TL, özel iletişim vergisi 59 milyar TL, trafik cezaları 129 milyon TL; bu kalemlerin tamamını topladığınızda 2 trilyon 6 milyar ediyor oysa bütçedeki faiz ödemesi 2 trilyon 742 milyar TL yani bu ülkenin üretiminden, emeğinden, vergisinden toplanan para, milletin cebinden çıkan her kuruş önce faize gidiyor. Bu tabloyla sağlıklı bir ekonomik düzeninin kurulması mümkün değil.

Peki, değerli milletvekilleri, bu faiz sarmalı ne ara bu hâle geldi? Bu kürsüden sizlerle bir tek tabloyu paylaşacağım, 2002-2026 arası bu ülkenin bütçesinden yılda ne kadar faiz ödendiğini gösteren bir tablomuz var. Şu tabloya baktığımızda, bu tabloda 2002-2026 arasında ilk on dört yıl -yani 2002 ile 2016 arasında- bütçemizden yılda ortalama 50 milyar TL faiz ödemesi yapılmış. Bu on dört yıl boyunca bütçeden ödenen faiz miktarı 50 milyar TL civarında sabit kalmış, artmamış ama her ne olmuşsa 2016'dan sonra faiz ödemeleri geometrik oranda yükselmeye başlamış ve nihayetinde bu on yılda, 2016'dan günümüze geldiğimizde faiz ödemeleri 2 trilyon 742 milyara ulaşmış yani 2016'daki 50 milyar TL'nin tam 55 katına çıkmış.

Değerli milletvekilleri, 2016'dan 2026'ya faiz ödemelerinin 50 milyar TL'den 2 trilyon 742 milyar TL'ye çıkması ülkemiz adına bir dehşet tablosu oluşturuyor. Bu tablo düzeltilmeden bir bütçe yapmak, sağlıklı bir ekonomi düzeni kurmak mümkün olmayacak. "Ne oldu da bu böyle oldu?" diye soracak olursak 2002-2016 arasını "Ali Babacan'lı yıllar", 2016 sonrasını ise "Ali Babacan'sız yıllar" olarak tanımlayabiliriz ya da 2002-2016 arasını "rasyonel politikaların uygulandığı yıllar", 2016'dan günümüze ise "gözlerdeki ışıltıyla siyaset yapılmış bir dönem" olarak tavsif etmek mümkündür.

Değerli milletvekilleri, esnafın ve KOBİ'lerin, içinde bulunduğu durum bu bütçenin önceliklerini daha iyi ortaya koyuyor. Finansmana erişim maliyetleri arttıkça işletmeler borç sarmalına mahkûm hâle geliyor. Her gün yüzlerce esnaf kepenk kapatırken bu bütçe sektörlere derman olacak imkân oluşturamıyor. Yine, ihracata ilişkin verilere baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. Döviz politikasındaki belirsizlik ihracatçının rekabet gücünü kırmış durumda, kur müdahaleleri kısa vadede fren görevi görmüş ancak uzun vadede ülkenin üretim gücünü zayıflatmıştır. Üretici maliyetler altında eziliyor, yatırımcı başka ülkelere yöneliyor, ülkemizin iş insanları Mısır gibi ülkelere üretim tesisleri kurmak zorunda kalıyor. İcra ve iflas dosyaları 25 milyonu aşmış durumda, sadece 2025'in ilk dokuz ayında 8,5 milyon icra dosyası sisteme giriyor. Bu rakam yanlış ekonomik politikaların doğrudan sonucudur.

Sonuç olarak, bu bütçenin mevcut ekonomik sorunlara çözüm üretme kapasitesi çok sınırlıdır. Türkiye'nin daha cesur, daha akılcı, daha üretim ve teknoloji odaklı bir dış ticaret vizyonuna ihtiyacı vardır. Maalesef bu bütçe o vizyonu taşımamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın kalan kısmında deprem bölgesinin ve depremzedelerin önemli bir sorununu tekrar gündeme taşıyacağım. 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından dönemin İçişleri Bakanı depremzedelere Hükûmetin ev eşyasını kaybetmiş vatandaşlarımıza ev eşyası yardımı yapacağına dair söz vermişti ancak daha sonra "Afet yasasında böyle bir hüküm olmadığı için veremiyoruz." demiş idiler. Bunun mazeretini ortadan kaldırmak üzere 6 Aralık 2024 tarihinde afet yasasında değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi verdik. Bu teklife göre, afetlerde ev eşyasını kaybeden vatandaşlarımızın ev eşyasını vermek üzere kanuna madde koyuyoruz ve 6 Şubat depreminde mağdur olan insanların da bu kanundan istifade etmesini getiriyor idik ancak aradan tam bir sene geçti, bu kanun teklifiyle ilgili en ufak bir adım atılmadı. Nihayetinde, bugün deprem bölgesinde hayat hâlâ normale dönmüş değil. Özellikle Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman illerimizde -ki bunlar depremde en çok yıkım alan illerimiz- vatandaşlarımız hâlen konteyner kentlerde ve yakınlarının yanına sığınmış durumdalar. Bugün itibarıyla TOKİ ve Emlak Konut marifetiyle konutların teslim süreci devam etmektedir ancak bu konutları teslim edilen vatandaşlarımızın evlerini kullanabilir hâle getirmesi için çok ciddi maliyetleri sarf etmeleri gerekiyor. Onun için sizlerden, iktidar grubundan beklentimiz, bir yıl önce teklif etmiş olduğumuz kanun teklifine destek vermeniz ve bu destek sonucunda da depremzedelere ücretsiz ev eşyası yardımı yapılması konusundaki yasayı kanunlaştırmamız gerekiyor. Bu konu, bu kanun teklifi siyasi bir tartışmanın değil toplumsal bir sorumluluğun sonucudur değerli arkadaşlar. Devletin verdiği sözü tutması, vatandaşın devlete olan güvenini güçlendirecektir. Gelin, bir sene önce vermiş olduğumuz bu teklifi yasalaştıralım ve depremzedelere yeni ev eşyalarını bedelsiz olarak dağıtalım, milyonlarca afetzedenin hayır duasını alalım.

Değerli milletvekilleri, şayet bu teklifimizin kabul edilmemesi gibi bir yaklaşımı varsa iktidar grubunun, bu defa hatırlayınız, geçen hafta bu Genel Kuruldan bir yasa geçti -239 sıra sayılı Kanun'un 14'üncü maddesi- UEFA marifetiyle Türkiye'nin 2026, 2027 ve 2032'de yükleneceği futbol organizasyonlarında yapılacak mal ve hizmet alımları için hem KDV hem ÖTV muafiyeti getiren bir kanun çıkartıldı. Şimdi, futbol müsabakaları Türkiye'de yapılacak diye, yapılacak yatırımlar ve alım satım için KDV ve ÖTV muafiyeti getiren Hükûmetimiz, asrın felaketinde perişan duruma düşmüş olan depremzedelerin ev eşyası alımında KDV ve ÖTV ödenmesine razı olmaz diye değerlendiriyoruz. Geliniz, deprem bölgesinde alınacak ev eşyaları için depremzedelerin KDV'den ve ÖTV'den muaf olacağına dair bir düzenleme yapalım ve deprem bölgesinde yaşayan insanlarımızın yaşama sevincini artıracak adımları atalım.

Bu duygularla, düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)