GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:27
Tarih:09.12.2025

DEM PARTİ GRUBU ADINA SALİHE AYDENİZ (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de öncelikle televizyonları başında bizi izleyen halklarımızı ve cezaevlerinde rehin tutulan siyasi tutsakları saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Evet, her bütçe sürecinde aynı eksiklikleri, aynı eşitsizlikleri ve aynı adaletsiz paylaşımın yapıldığını maalesef buradan hep ifade etmek zorunda kalıyoruz çünkü zaman değişiyor; açlık, sefalet derinleşiyor ama iktidarın yönetme şekli, toplumun sorunlarına kalıcı ve doğru bir çözüm geliştirmedeki yaklaşımı değişmiyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2025 yılındaki bütçesi neredeyse yüzde 100 artmıştı. Peki, bu para nereye harcandı? Yeni saraylar, yeni hizmet binaları, ultra lüks makam araçları, yurt dışı seyahatleri, temsil, ağırlama giderleri ve sermayeye aktarılan milyonlar. Bu sırada vatandaş faturasını ödeyemedi, gençler iş bulamadı, işçiler, memurlar, emekliler, emekçiler zorunlu ihtiyacı olan beslenme ve barınma ihtiyaçlarını bile karşılayamadılar; çocuklar, gençler eşit, ücretsiz, nitelikli ve ana dilinde eğitim alamadılar; kadın yoksulluğu bilinçli bir şekilde, bilinçli bir politika olarak devam etti. 2026 bütçesi de yine aynı yöntemlerle yapılmak isteniyor yani halkların bütçesi tamamen gasbedilmek isteniyor.

Bütçe artık Mecliste müzakere edilen bir belge olmaktan çıkıp yürütme organının tek başına kurguladığı bir metin hâline gelmiştir. Plan ve Bütçe Komisyonunun çalışmaları göstermelik kalmış ve sendikaların, meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin ve yerel yönetimlerin görüşleri bu sürecin dışında bırakılmıştır. Halkın bütçesine halkın sesi yansımamıştır, bütçe hakkı halktan koparılmıştır. Merkeziyetçileşmiş, tekçi, eşitsiz bir düzenin gölgesinde hazırlanan her bütçe adaletsizliği derinleştiriyor, farklı kimlikleri, inançları, kültürleri ve dilleri yok sayıyor, yoksulluğu ve ayrımcılığı da yeniden üretiyor. Ülkede yaşayan milyonların içinde bulunduğu ekonomik kuşatmanın, krizin ağırlığını ülkenin demokrasisinden, kalkınmasından, iç barışından, dış siyasetteki başarısızlıktan, halkların huzur ve mutluluğundan azade ele alamayız.

Meclisin asli görevi yasa yapmaktır ama son yıllarda Meclisin yasama işlevi büyük ölçüde yürütmenin gölgesinde kalmıştır. Kanunların çoğu torba yasalarla, gece yarısı önerilerle koridorlarda görüşülerek geçmekte, Meclisin kürsüsü susturulmaktadır. Soru önergelerine ya cevap verilmemekte ya kes-kopyala cevaplar verilmekte ya da bazı gerekçelerle iade edilmektedir. İade edilme gerekçeleri; asimilasyon, tecrit, abluka, cinsel şiddet, Kürt illeri, ayrımcılık, yargısız infaz. Bu gerekçelerle önergelerimiz iade edilmekte. Bu ifadelerin tamamı sosyal bilimlerin, hukukun, temel insan hakları literatürünün bir parçasıdır.

İktidar, yasama faaliyetlerinde torba yasalar marifetiyle gerekli gereksiz, alakalı alakasız birçok konuyu aynı torbaya koyuyor ve bu torbadan çözüm çıkardığının sadece algısını oluşturuyor; bu yasa yapma şeklini bir kural hâline getirmiş, Meclisi sadece teknik onay makamına dönüştürmüştür. Bu hâl, iktidarın halkların sorunlarına hangi ciddiyetle yaklaştığının çok net bir göstergesi olarak ortaya çıkmıştır. Kadınların, emekçilerin, gençlerin, öğrencilerin çıkarı yerine rant ve sermayedarlar için yasa yapmaya başladı artık Meclis. Dolayısıyla, torba yasalar toplumun tüm sorunlarında çözümsüzlükte ısrar yasalarına dönüşmüş durumdadır. Yürütmeyi denetlemesi gereken kurumlardan biri yasamadır. Yasama yetkisini kullanma hak ve yetkisi de halkların iradesi olan bu Meclistedir. Gelinen aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisi denetleyen değil denetlenen konuma düşürülmüştür. Böylece, Meclisin itibarı, saygınlığı, tarafsızlığı da kaybolmuş durumdadır.

Değerli milletvekilleri, diğer bir konu da halkların, dillerin, renklerin temsilcisi olması gereken Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kürtçeye tahammülsüzlüğüdür. Milyonların dilini yok sayan bu tahammülsüzlük kabul edilemez. Kürtler tüm asimilasyon politikalarına rağmen hiçbir zaman Türk olmadı, olmayacaklar da ancak Türkiyeli olmak için, demokratik cumhuriyeti inşa etmek için yüz yıl boyunca kararlı, iradeli bir mücadele gösterdiler. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bu iradeyi görmek, öncelikle her kesimin temsilcisi olan bu Meclisin tarihî görevidir. Bu tarihsel görevin ilk adımı da Kürtlerin ana diline tahammül etmekle başlar, Kürtçenin eğitim dili olmasının, kamusal alanda kullanılmasının hukuki ve yasal adımların atılmasıyla başlar. İçinde bulunduğumuz bu süreçte barışı, demokrasiyi konuşacaksak Kürtçeyi de konuşabilmeliyiz. Kürtçe söylenen birkaç kelimenin Meclis tutanaklarından çıkarılması, Türkçe'nin dışında bir dil olarak ifade edilmesi, "x" ya da "..." olarak yazılması, mikrofonların kapatılması en hafif tabiriyle ayıptır, tarihsel ittifakı yok saymaktır. Barışı konuşacaksak Meclisin kurucu kodlarını gören yerden konuşmalıyız. Barışı konuşacaksak kalıcı ve onurlu bir barışı konuşmalıyız.

Tabii, tüm bunların yanında, çözüm adresi olarak gördüğümüz Türkiye Büyük Millet Meclisinin Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu büyük çoğunlukla kurulmuştur. Çözüm için Komisyonda yer alanların göstermiş olduğu çaba ve Komisyonun İmralı'ya gitmesi çok önemlidir ve güven geliştirmiştir. Tüm emeği geçen ve geçecek olan herkese teşekkür ediyoruz. 5 Ağustostan bu yana Komisyonun çalışmasının sonucunda partiler bugün raporlarını Meclis Başkanlığına ilettiler. Toplumun beklentisi, bir an önce somut adımların atılması hususunda Meclisin sorumluluğunu yerine getirmesidir.

Değerli milletvekilleri, yüzleşmemiz gereken diğer bir konu da Meclisin kendi içindeki eşitsizlikleridir. Çoğunluğun, emeğin ve adaletin ilk kaynağı Meclisin kendisi olmalıdır fakat Meclis çalışanları arasında ciddi ücret ve statü eşitsizlikleri mevcuttur. 4/A, 4/B, 4/D, sözleşmeli statülerde görev yapan çalışanlar arasında, aynı işi yapmalarına rağmen farklı ücretlendirmeler uygulanmaktadır. Bu uygulamaya bir an önce son verilmeli, "eşit işe eşit ücret" ilkesi uygulanmalıdır. Özellikle gecesi gündüzü olmayan danışmanların bir an önce sorunları çözülmelidir. Danışmanlara iş sonu tazminat hakkının tanınması gerekir, emekli olabilme hakları sağlanmalıdır, promosyon ödemeleri şeffaf bir şekilde yürütülmelidir. Danışmanlara yol, yemek ve giyim yardımı yapılması bir an önce düzenlenmelidir, yeşil pasaport hakkı tanınmalıdır. Tüm bunların yanında, bu Meclis çatısı altında çalışanların dışında kamu çalışanlarının da içinde bulunduğu güvencesizlik, geçinememe durumuna ilişkin bir düzenlemeyi bu Meclis en kısa zamanda önüne koymalıdır.

Bu vesileyle, yoğun bir bütçe sürecinde Meclisin her kademesinde çalışma yürüten bütün Meclis çalışanlarına bir kez daha buradan teşekkür ediyoruz.

Biz halkın bütçesini savunmak için buradayız, biz barışı ve adaleti kurmak için buradayız; biz, emekçilerin hakkını, gençlerin geleceğini, kadınların eşitliğini korumak için buradayız. Bu değerleri yok sayan bütçeye tabii ki "hayır" diyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)