GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:27
Tarih:09.12.2025

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YASİN ÖZTÜRK (Denizli) - Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün burada herhangi bir kurumun değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin -yani cumhuriyetimizin çatısı- 2026 yılı bütçesini görüşmek üzere toplandık. Tartıştığımız konu, üzerinde birkaç rakamın yazılı olduğu sıradan bir mali tablo değildir; mesele, Meclisin kendi kendine biçtiği değerdir; mesele, Gazi Meclisin millet adına üstlendiği görevi nasıl kavradığıdır. Gerçi, Meclis Başkanı görevini tam olarak kavrayabilseydi bugün burada olurdu, kendisi Sayın Cumhurbaşkanına özenmiş olacak ki yerine vekâleten Celal Bey bakıyor. İşte, bu bütçe böyle bir anlayışın en açık göstergesi, en net aynasıdır. Şimdi, gelin, bu aynaya hep birlikte bakalım.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2025 yılı bütçesi 17,8 milyar lira idi, önümüze konan 2026 yılı bütçesi ise 27,2 milyar lira yani yüzde 52,8'lik bir artış var. Sizlere soruyorum: Meclisin yasama kapasitesi yüzde 50 büyüdü mü, denetim faaliyetleri yüzde 50 büyüdü mü? Yoksa, Meclisin millete bağı yüzde 50 güçlendi de bizim mi haberimiz yok? Maalesef, hiçbiri olmadı, sadece bütçe yüzde 52 artırıldı. Cari transferde yüzde 92,6'lık, sermaye giderlerinde yüzde 496,8'lik bir artış var ama ortada ne detay var ne liste ne de gerekçe; milletin parası adrese teslim bir düzenlemenin içine gizlenmiş durumda. Mal ve hizmet artışlarında oran yüzde 44,4. Bu Meclis hangi hizmeti satın alıyor da yüzde 44'lük bir artışa ihtiyaç duyuyor? Hani, enflasyon düşmüştü? Hani, her fırsatta "Ekonomi şahlanıyor." diyordunuz? Demek ki Meclis için enflasyon düşmemiş, tasarrufu yalnızca millete öğütlemişsiniz. AK PARTİ'si iktidarı millete diyor ki: "Elektriği kıs, az yemek ye, rejim yap. Ceket alma, ayakkabı alma, eskisiyle idare et. Üşüme, hastalanma, battaniyeye sarıl, sabret, sabret." Peki, Meclis ne yapıyor? Harcamaları şişiriyor, kalemleri büyütüyor, bütçeyi genişletiyor ve tüm bunları tasarruf masalıyla süslüyor. Bu sadece basit bir çelişki değil; bu, düpedüz vatandaşımızla alay etmektir.

Gelelim Meclisin tüm yükünü omuzlayan, geceleri sabahlara kadar çalışan personele. Şunu herkes biliyor: Meclis çalışanlarının mesai kavramı yoktur, Meclis çalıştığı sürece onlar da çalışır, görevleri saatle, dakikayla ölçülemez. Kavasların, stenografların, makam görevlilerinin çıkış ve girişlerinde kart basma zorunluluğu ise hâlâ devam ediyor. Oysa, bu insanlar Genel Kurulun her anında milletvekilleriyle birlikte çalışan, nefes almadan kesintisiz bir mesai yapan emekçilerdir. Buna rağmen, sabah dokuzda, sekizde kart basma zorunluluğu getiriyor, bir dakika gecikseler savunma istiyorsunuz. Bu nasıl bir mantıktır, bu nasıl bir uygulamadır? Böylesine ağır bir sorumluluk taşıyan personele kart basma zorunluluğunu dayatmak hem akıl dışıdır hem gereksizdir hem de fiilen uygulanabilir bir şey değildir. Buradan açıkça ifade ediyorum: Bu çağ dışı uygulamayı derhâl bırakın.

Ayrıca, yıllardır çözülemeyen bir başka sorunla da yüzleşme vaktidir. Çalışanlar arasında maaş barışını bir türlü sağlayamıyorsunuz. Oysa, 4/D statüsündeki personeli 4/B'ye geçirseniz bu sorun büyük ölçüde ortadan kalkacak. Basit bir düzenlemeyle hem adaleti sağlayabilir hem de çalışanların yıllardır biriken mağduriyetini giderebilirsiniz.

Bu lojman yönetmeliğinde ise... Görev süresi bittiği hâlde lojmanda oturmaya devam edenleri çıkaramıyorsunuz. Çift lojman işgal edeceğinize lojman hakları olduğu hâlde bu haktan faydalanamayan personelin haklarını gözetin.

İşin yasama ve denetleme tarafına da bakmakta fayda var. 28'inci Dönemde 3.626 kanun teklifi verilmiş, bunların sadece 110 tanesi kabul edilmiş yani yüzde 3'ü, geri kalan yüzde 97'si komisyon gündemine bile alınmamış, muhalefetin verdiği tek bir teklif bile görüşülmemiş. Bu nasıl Meclis, bu nasıl yasama, bu nasıl millî irade? Sayenizde Meclis sadece yürütmenin hazırladığı belgeleri mühürleyen bir tasdik dairesine yani notere dönüştürülmüştür.

Meclis araştırma önergeleri... 3.240 önergenin sadece 53'ü kabul edilmiş, oran yüzde 1,6. Bu oran denetimin değil, denetimsizliğin belgesidir.

Yazılı soru önergeleri... Toplam 35.588 önergenin yüzde 81'i geç cevaplanmış, 9.845'i ise hiç cevaplanmamış. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu "Bakanlara soru soramazsınız, sordurmam." demektir. Bu "Yürütme Meclisin üstündedir." demektir ya da geç cevap vermelerine göz yumup "İlgili soru kamuoyu gündeminde unutulsun gitsin." demektir.

Dahası da var değerli milletvekilleri, komisyonlardaki görüşmeler neden Meclis TV'de yayınlanmıyor? Milletin Meclisi neden kapalı kapılar ardında çalışıyor? Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir şeffaflıktır? Türkiye Büyük Millet Meclisi gizli bir loca değildir, burası milletin evidir ve tüm çalışanlar açık ve şeffaf olmak zorundadır.

Şimdi geliyorum Gazi Meclisin en hassas makamında bulunan Sayın Meclis Başkanının son dönemlerdeki tutumlarına. Bu makam, devlet aklının, devlet vakarının, milletin iradesinin tepe noktasıdır. Burada oturan kişi, bir grubu, bir partiyi, bir çevreyi değil, milletin tamamını temsil etmek zorundadır ama gelin görün ki, son dönemlerde bu yüce makamın duruşu bu ağırlığı taşıyamamaktadır; aksine, bu milletin gözünde itibar kaybettiren bir görüntü ortaya çıkmaktadır çünkü Meclis Başkanı en kritik anlarda yürütmenin diliyle konuşmaktadır. Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri hedef alınırken tek kelime etmemektedir. Bu devletin temel harcı olan hükümler tartışmaya açılırken susmayı tercih etmektedir. Bu suskunluk masum değildir, bu suskunluk tarafsızlık değildir, bu suskunluk milletin iradesine sahip çıkmamak demektir. Herkes duysun diye buradan güçlü bir şekilde söylüyorum: Anayasa’nın ilk 4 maddesi kırmızı çizgimizdir. Bu maddeler Türk milletinin namusudur, kimse bu maddeleri tartışmaya açamaz, açtıramaz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Devleti ayakta tutan temellerine göz dikenlere karşı Meclis Başkanının sessizliği affedilir bir şey değildir.

Gelelim diğer hadiselere. Meclis Başkanının yayınladığı Kürtçe mesaj... Bu mesele, sadece bir dil meselesi değildir, bu mesele siyaset mühendisliğidir, bu mesele zamanlama meselesidir. Bu mesele, bir milletin hassasiyetiyle kumar oynama, zar atma meselesidir. Meclis Başkanının attığı her adım milletin birliğini pekiştirmelidir, siyasi hesaplara göre değil devlet aklına göre atılmalıdır. Türkiye'nin resmî dili Türkçedir ve Meclis Başkanı milletin birliğini temsil etmek zorundadır. Bölmek, ayrıştırmak mesaj üzerinden siyaset kurgulamak bu makama hiç yakışmaz.

Şimdi daha ağır bir meseleye giriyorum yani Sayın Meclis Başkanının iradesiyle kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna. Millete "barış" "kardeşlik" diye sunulan bu girişim gerçekte milletin hafızasına hançer saplayan bir süreçtir. Bu Komisyon terörün siyasi uzantılarına alan açmıştır, millî hassasiyetleri yok saymıştır. Meclisi yeniden çözüm süreci benzeri bir bataklığa çekmenin zeminini hazırlamıştır. Dahası, burada teröristbaşına "sayın" diyenlerin sesi Genel Kurulda "..."(*) diye yankılanmıştır ve bütün bunlar olurken Meclis Başkanı ne yapmıştır? Bir kez daha susmuştur. Milletimizin şehit verdiği, can verdiği, tarih yazdığı bu mücadelede Gazi Meclisin duvarlarına böyle bir hitap yankılanırken Meclis Başkanının sessiz kalması neyle izah edilebilir? Bu sessizlik Türk devlet geleneğiyle bağdaşmaz. Bu sessizlik Meclisin vakarına yakışmaz. Bu sessizlik milletin vicdanında mahkûm olur.

Dahası var: Bu Genel Kurulda kahramanlarımıza ve istiklalimizin tapusu olan Lozan'a dil uzatılmıştır. Gazi Meclisin kurucu değerleri hedef alınmıştır. Peki, Meclis Başkanı ne yapmıştır? Ve yine, yeniden sessiz kalmıştır. Oysa bu makamın görevi susmak değildir. Bu makamın görevi Türk milletinin onurunu son nefesine kadar savunmaktır. Bu makamın görevi bu çatıya gölge düşüren kim varsa karşısında dimdik durmaktır. Gazi Meclis cumhuriyetin kuruluş senedidir. Gazi Meclis istiklal mücadelemizin karargâhıdır. Gazi Meclis millî iradenin namusudur ve bu namusu korumak Meclis Başkanının birinci görevidir. Bu makamın gereği budur, sorumluluğu budur.

Yeri gelmişken üzerinde önemle durmamız gereken bir hususu daha milletimizin huzurunda ifade etmek istiyorum. Türk Bayrağı Kanunu'nun 7'nci maddesi neyi emrediyor; hepimiz biliyoruz. "Türk Bayrağı yere atılamaz, yırtılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz, ayak basılan yerlere konulamaz ve manevi değerleri zedeleyecek şekilde kullanılamaz." Kanun bu kadar açık ve netken Türkiye Büyük Millet Meclisinin dağıttığı kolonyalı mendil paketlerine hiç dikkat ettiniz mi? Bu paketlerin üzerinde Meclisin logosu, tam merkezinde ay yıldızlı bayrağımız duruyor. Şimdi soruyorum: Bu kararı alırken niyetiniz neydi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Hangi aklıevvel, hangi ölçüsüz cesaret bu milletin en kutsal sembolünü, çöpe atılan bir mendilin üzerine yapıştırılacak bir süs eşyasına dönüştürmeyi hak gördü? (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Bugün sokaklarda yere düşen, çiğnenen, çöpe atılan şey yalnızca bir kâğıt parçası değildir. Bu milletin, o mendilin üzerinde taşıdığı şanlı bayrağımızın onuru bu basiretsiz kararın sonucu olarak ayaklar altında kalmaktadır.

BAŞKAN - Evet...

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Üzerine basılan, bu milletin hürriyetinin timsali olan ay yıldızlı bayraktır.

BAŞKAN - Peki...

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Buradan açık ve net şekilde, tereddütsüzce uyarıyorum: Türk Bayrağı'na yapılan bu saygısızlığa derhâl son verin. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)